Hava-İş üyesi THY işçileri 15 Mayısta greve çıkacak. Hükümete göre bu grev ideolojik ve Türkiye’nin büyüyen markası olan THY’ye zarar verme amaçlı. İşçiler ise açıklamalara tepkili. Ağır çalışma koşulları nedeniyle kanser tehlikesi yaşayan işçiler, sadece kendi sağlıklarının değil yolcuların can güvenliği için de greve çıkıyor. Ağır koşulların yarattığı tehlikeye dikkat çeken işçiler “THY’nin Amsterdam uçağı neden düştü” diye soruyor.
THY greviyle ilgili görüştüğümüz işçilerin hepsi aynı şeyi söylüyor: Uçucu personelin çalışma saatleri uzarken, dinlenme süresi kısaldı. Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’nün tüm kuralları ihlal edildi! 12 saat uçuş yapan bir personelin 12 saat dinlenmesi gerekiyor. THY’de ise 16 saat çalışmaya karşılık dinlenme süresi 9 saat. Okyanus ötesi uçuşlarda ise dinlenme süresi 36 saat olması gerekirken bu THY’de 24 saat olarak uygulanıyor.
SONUÇLARI ÇOK AĞIR
Hava-İş Genel Başkanı Atilay Ayçin, sürekli yüksek fitte uçmanın yarattığı radyasyon ve basıncın; kanser, beyin kanaması, beyin fonksiyonlarını yavaşlatan hastalıklar ve organ sarkmasına neden olduğunu vurguladı. İşten atıldıkları için 347 gündür direnişte olan kabin amiri Deniz Eralp de bunu doğrulayarak kendisinde de bel, boyun fıtığı, işitme kaybı gibi pek çok rahatsızlığın olduğunu dile getirdi. Direnişteki işçilerden kabin amiri Efem Çaycı da Havacılık Tıbbi Derneği’nin araştırmasını aktarıyor. Buna bir kabin memuru 10 saatlik bir uçuşta, güneş ışınlarından bir yılda maruz kalınacak miktarda radyasyon alıyor. Bu nedenle kadınların doğurganlıklarını yitirdiği ya da düşük yaptığı, doğan çocuklar arasında ise otizm hastalığı oranının hayli yüksek olduğu belirtiliyor.
UÇAK NEDEN DÜŞTÜ?
Çalışma sürelerinin uzaması sadece uçucu personelin değil, yolcuların da hayatını riske ediyor. Birikmiş yorgunluğun çalışanların vücut fonksiyonlarını kullanamaz hale getirdiğine dikkat çeken Ayçin; “THY’nin Amsterdam  uçağı neden düştü? Kokpitte altı tane deneyimli personel varken uçak göz göre göre çakıldı. Çünkü göz tehlikeyi görüyor ancak vücut müdahale edecek fonksiyonu kullanamıyor.” Üstelik bu durum daha iyiye değil kötüye gidiyor. THY’nin 70 uçak için 12 bin 600 personeli varken bugün uçak sayısı 217’ye çıktığı halde personel sayısı 13 bin 600’de kaldı. Ayçin, “9 milyon yolcudan 35 milyon yolcuya çıkmışsın. Ama çalışan kapasiten sadece bin kişi artmış. Ve bu bin kişi giden nitelikli personel yerine gelen, onun donanımında olan personel değil” dedi. Havacılık iş kolunun risk kaldırmayacağını vurgulayan Ayçin, bunu toplusözleşme masasında dile getirdiklerini ama THY’den hep “maliyet” gerekçesinin ileri sürüldüğünü söyledi. Ayçin bu nedenle toplusözleşmenin temel maddelerinden birinin çalışanların uçuş, güvenlik ve dinlenme süreleri olduğunu belirtti.
KURALSIZ ÇALIŞMA DAYATILIYOR
THY dünya markası haline gelirken çalışanlara ise kuralsız ve esnek çalışma dayatılıyor. THY’nin özelleştirilmesinin hemen ardından yer hizmetlerinden, tekniğe kadar her bölümün ayrı şirketlere bölündüğünü aktaran Ayçin, çalışanlara da taşeronlaştırmanın ve sendikasız, sigortasız, düşük ücretle uzun çalışmanın dayatıldığını dile getirdi. Son olarak 305 işçinin işten atılmasıyla part-time çalışmanın da gündeme geldiğini ifade eden Ayçin, bu kişilerin de  düşük ücrete 12 saat çalıştırıldığını belirtti. Taşeron ve part time çalışmanın havacılık işkoluna uygun olmadığını vurgulayan Ayçin, “Havacılıkta temel kural ihtisaslaşmaktır. O işte kalıcı olmak, periyodik eğitimden geçmek, sürekli pratik yapmak önemlidir. Ancak bu arkadaşlar yeterli eğitimden geçmiyor. Bu da uçuş emniyetini riske ediyor” dedi. Ayçin, THY yönetiminin yeterlilikten çok, ucuz iş gücü aradığını söyledi.
ERÇEK DAYANIŞMA BEKLİYORLAR
HAVA-İŞ Sendikası toplusözleşme görüşmelerinde daha önce imzalanan 107 maddelik sözleşme metninin 22 maddesinde değişiklik talep ediyor. Bu değişikliklerin büyük kısmı iş güvenliği ile ilgili. Bir maddesi de işten atılan 305 işçinin geri alınması. THY işvereni ise bu talepleri konuşmaya bile yanaşmıyor.
THY’nin “Benim şartlarımı kabul ederseniz edin yoksa ben masayı terk ediyorum” diyerek sözleşme görüşmelerini tıkadığını anlatan Ayçin, bu nedenle 15 Mayısta greve çıkma kararı aldıklarını dile getirdi. Grev hazırlıklarıyla ilgili bilgi veren Ayçin, hazırlıklarının çok iyi ilerlediğini ve İstanbul başta olmak üzere pek çok işyerinde grev çalışması yürüttüklerini vurguladı. Uluslararası sendikalarla da iletişim halinde olduklarını ifade eden Ayçin, emek örgütleri ve siyasi partilerle de görüştüklerini söyledi.
THY VE HÜKÜMET TEHDİT EDİYOR
Hava-İş grev hazırlıklarını sürdürürken THY yönetimi ve hükümet de boş durmuyor. İşçilerle görüştüğümüz sırada, çalışanların kullandığı ortak e-posta adresine THY yönetimi tarafından greve katılanların işten atılacağı yönünde tehdit mesajları geldi. Odalara çekilerek tehdit edilen çalışanlar da varmış. Grevin hükümet tarafından yasaklanma ihtimali olduğuna dikkat çeken Ayçin, böyle bir durumda kimsenin işçilerin öfkesinin önüne geçemeyeceğini söyledi.
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın, işçilerin greve gitmesi halinde işten atmaların yaşanacağı yönündeki açıklamalarına da yanıt veren Ayçin, “Bu kelimenin tam anlamıyla aba altından sopa göstermektir” dedi.
GÖZDAĞI VERİLİYOR
THY yönetimi ile hükümetin yakınlığına dikkat çeken Ayçin, hükümetin daha önce THY’nin hukuksuzluğuna arka çıkarak bir gecede, iş koluna grev yasağı getirdiğini hatırlattı. Hükümetin Hava-İş’i pasifize etmek istediğini kaydeden Ayçin, iktidarın Hava-İş üzerinden emek örgütlerine gözdağı verdiğini söyledi. Ayçin, bu nedenle örgütlü örgütsüz herkesi THY işçileriyle dayanışmaya çağırdı.
Direnişteki işçi Deniz Eralp de, hükümetin THY yönetiminin yanında yer alarak işçiyi umursamadığını açıkça ortaya koyduğunu söyledi.
İKİ SAAT HAYATI DURDURABİLİR MİYİZ?
THY işçileri hükümet ve THY yönetiminin yanı sıra konfederasyonları Türk-İş’e de tepkili. Zira Türk-İş yönetimi bu süre içerisinde bir kez bile direniş yerine gelmemiş. Sendikaların bugünkü durumlarıyla günün ihtiyaçlarına yanıt veremediklerini dile getiren Ayçin, emek örgütlerinin direnişlere destek ziyareti yapmakla yetindiğini dile getirdi.
Ayçin, Zonguldak Maden Yürüyüşü’ndeki şu anısını paylaştı: “O gün bütün sendikalar Zonguldak maden işçisiyle kol kolaydı. Ama  bir maden işçisi döndü ve arkasındaki kitleye, “Hepiniz hoşgeldiniz. Ama artık benle burada yürümeyin. Dönün ve herkes kendi işyerini birer Zonguldak yapsın.’  İşte biz eğer o gün dönüp işyerlerimizi birer Zonguldak yapabilseydik bugün sendikal hareket daha güçlü bir noktada olacaktı.”
15 Mayıs grevine desteğin ziyaretle sınırlı kalmaması gerektiğini ifade eden Ayçin, “Tüm Türkiye’de biz iki saat hayatı durdurabiliyor muyuz? Bizdeki başarı nasıl olumlu bir rüzgar estirecekse, meydana gelecek bir başarısızlığın estireceği olumsuz rüzgarların da görülmesi ve buna göre hareket edilmesi gerekir” dedi.