Bu başlığın açılımı yazının son bölümünde.
Öncelikle 15 gündür benim için yazdıklarınız ve beğenileriniz için hepinize çok teşekkürler. Yazılarınızın güzelliği inanılmazdı. İnanın hayatımda yaşadığım ancak bilmediğim, unuttuğum çok şeyi sayenizde yeniden anımsadım ve öğrendim. Çok mutlu oldum. Sağolun...
Bu yazıyı bu hafta başı yazmayı düşünüyordum. Ancak kıymetli kardeşim Orhan Uğuroğlu'nun " Allahın sopası vardır" özlü yazısını görünce bir şeyler yazmanın zamanı ve gerekli olduğu anlaşıldı.
Evet dostlar ;
- Olmadı, Olamadı.
44 yıldır aralıksız çalıştığım bir çatının altından böyle ayrılmak istemezdim. Benim gibi belli bir yaşa gelmiş bir adamla ayrılma kararı vermek kadar normal bir şey olmaz. Doğaldı. Ama sonun güzel olmasını istemek de en doğal hakkımdı.
Çağırdılar gittim. Başta güzel başladı. 44 yıldır bu çatı altında kimlerle muhatap olmadım ki?
Ama bu kez karşımda bambaşka yeni bir kimlik vardı. Masasında sadece bir ajanda ve bir hesap makinesi olan birisi. Bunu normal karşıladım. Anlaşıldığı kadar dünyası gazetecilik ve haber değildi. İşin tebliğ yönünü üstlenmişti. Bu da normaldi. Zaten kendisi de bu iş için geldiğini söylüyor, işi bitince gideceğini belirtiyordu.
Karşılıklı saygı çerçevesinde konuştuk. Kendisine kendimi özet olarak anlattım ve sadece " Hakkımı verin, helalleşip güzel ayrılalım" dedim.
"Merak etmeyin" diye cevap verdi.
BÜTÇE MÜSAİT DEĞİLMİŞ.
Bir hafta sonra tekrar çağırdılar. Önce çok komik bir rakam söylediler.Son 8 yılın hesabını yapmışlardı. Yanlış olduğunu söyledim. Hesabın 25 yıl üzerinden yapılması gerektiğini belirttim. İtiraz edince üç saat bekletip yeni bir rakam söylediler.
Olmuyordu. Bu kez karşımda genç bir arkadaş vardı. Kağıdı önüme uzattığında o da utanıyordu. Mahçup oluyordu.
Bana, " Bütçe bu kadar ödeme yetkisi verdiğini söylediler" dedi.
Sanki UEFA Finansal Fair Play sarmalındaydık. Kendisine bu kez:
" Bak kardeşim bu işte bütçe lafı edilmez. Bu insan emeğidir. Gecesiyle, gündüzüyle. Bayramıyla, hafta sonuyla, yıllık izini ile hiç durmadan süren bir emektir. Bir ömürdür" dedim.
Şaka maka bir ömür gitmişti. 44 yıl dile kolay.
Genç arkadaş üzgün şekilde tekrar aşağıya indi. Yukarıya çıktı. Gine mahçuptu. Kurbanlık pazarlığı yapar gibi 9 bin lira daha arttırmışlardı.
Yapacak bir şey yoktu. Karşımda muhatap yoktu.
Tanıyanlar, "Merhaba, hayırlı olsun" diyerek yollarına devam ediyordu.
Anlaşıldı, onlara göre gömlek kirlenmiş, kirli torbasına atılmalıydı.
Ama dik durmalıydım. Ben yakası kirlenmiş bir gömlek değildim. Pırıl pırıldım. Bu yaşıma kadar benim ve çocuklarımın gırtlağından aldığım maaşın dışında bir kuruş geçmedi. Atatürk Havalimanı"nda 40 yıla yakın çalıştım. Belki de onların sandığı gibi birisi olsaydım, ben de villalarda oturur son model arabalarda gezerdim.
Allah'ıma çok şükür birinci emekliliğimden aldığım 25 yaşında bir evim ve 12 yaşında da bir arabam var.
Sonuç, yapacak bir şey yoktu. Bundan sonraki yaşamıma devam edebilmek için verdikleri parayı almak zorunda kaldım. İmzayı attım. Ama hesap bitmedi.
HÜRRİYET'İ SİLDİLER.
Geçtiğimiz Cuma gününden bu yana buruk ve kırıkım.
Evet sevgili Orhan gerçekten Allah'ın sopası var. Yaşayan pilotu bir anda öldürüverdiler. Bunlar daha iyi günleri. Zaman her şeyi halleder.
Bu arada, şu anda havalimanındaki basın odasındaki eski masama geçtim. Kısmetse burada kitabımı yazmaya devam edeceğim. Sabah geldim. Arkadaşlarımın hepsi uykusuz gözlerlerle masalarındaydı. Akşam düşen uçağın son toplamasını yapıyorlardı. Hepiniz uyurken onlar orada, apronda sabaha kadar işi toplamışlardı. Çoğunun pantolonlarının paçaları, ayakkabıları çamur içindeydi.
Gelip bir görmeniz lazım. Çalışsaydım, ben de öyle olacaktım.
Atatürk Havalimanı'nda gazeteci olmak gerçekten zor.
Bu emek bütçe ayarlaması gibi saçmalıklarla ölçülemez. Ölçü dünyada olmazsa ilahi adalet var. Ben inançlı bir kimseyim.
Son üzüntüm. Başta da duyurduğum gibi ve HÜRRİYET'İ sildiler.
Masamı boşalttığım DHA'nın kapısında kapının üstünde yıllardır. DHA ve HÜRRİYET alt alta yazılıydı. 2000 yılından bu yana bu yazı orada duruyordu.
Yeni beyfendi geçen akşam bu odayı ziyaret etmiş ve kapının üstündeki o levhayı görmüş. İlk talimat olarak yazının yani HÜRRİYET yazısının hemen silinmesini istemiş.
Evet hemen silindi arkadaşlar. İnanın hiçbir ilişkim kalmadığı halde içim acıdı. Ben 1973 yılında Hürriyet camiasına Hürriyet Haber Ajansı muhabiri olarak girdim. Sonra Hürriyet, sonra da DHA.
Bakın size gine beyfendi diyorum. O yazıyı oradan silebilirsiniz ama bizlerin gönlünden silemezsiniz. Bakın bu Pazar günü vefakar bütün eski Hürriyetçiler Göksu deresi kenarında hep birlikte kahvaltı yapıyor. Sizler bunun ne anlama geldiğini bilemezsiniz.
Şimdi orada sadece DHA yazıyor.
AMA HÜRRİYET BİZİM KALBİMİZDE.
Patronlar değişse bile
Yeniden Merhaba...