Televizyon kanalları 'son dakika' ibaresiyle 'İstanbul Atatürk Havaalanı'nda uçak düştü' haberini verdiği esnada Yunanistan'daydım...
Dikkat kesildim ve internetten olayı takip etmeye başladım.
İstanbul'dan kalkan özel uçağın KKTC Ercan Havaalanı'na ineceği bilgisi verilince haliyle olay daha da ilgimi çekti.
Uçak, Koçoğlu Skyline Ulaşım Tic. AŞ’den kiralanmış...
Özel jette pilotlar Muzaffer Küçük ile Mehmet Metin Turan, hostes Duygu Doğançay ve tek bir yolcu Mehmet Şahin Fener vardı.
'Bizimkiler haberi girdi mi?' diye Kıbrıs Postası'nı açtığımda haberin sürmanşette olduğunu ve Türkiye medyasıyla eş zamanlı girildiğini gördüm.
Haber Merkezi'nde telaşlı bir koşturmaca vardı...
Bir süre olayı takip ettikten sonra ilerleyen saatlerde yolcunun, kaptan ve mürettebatın isimleri belli olmaya başladı...
Birkaç saat kapalı kalan Atatürk Havaalanı'nın kapatılan uçuşları da tekrardan rutinine döndü.
***
Olay basına 'teknik arıza, teker arızası yaşandı, pilot kalktıktan sonra acil iniş istedi’ şeklinde yansıdı ve gündem arasında kayboldu gitti...
Yaşanan kaza, doğal olarak birtakım soruları da beraberinde getirdi.
Uçağın özel bir jet olması, tek yolcunun kim olduğu, Kıbrıs'a geliş nedeni, Kıbrıs'taki bağı... İncelenmeye değerdi...
Ve meselenin çok da basit bir kaza gibi görülmemesi gerektiğini gösteren bilgilere ulaştım...
Bunlardan birincisi ve kamuoyunun bilgisi dahilinde olanı; düşen uçakta çıkan yangını söndüren itfaiyecilerin iki bavul yanmış paraya ulaşmış olmalarıydı...
Diğer bir ilginç bilgi ise Türkiye'deki kaynaklarımdan edindiğim bilgiye göre iki bavul nakit paranın çıktığı ülke olan Türkiye gümrüğüne beyan edilmemiş olmasıydı.
Bu bilgi olayı daha da ilginç kıldı.
***
Bu para nereden ve kimden geliyor, kime gidiyordu?
Ulaştığımız tüm bilgiler, uçaktaki yolcunun bir kurye olduğunu gösteriyordu.
Parayı Türkiye'den 'birisi' adına Kıbrıs'ta 'birisine' götürüyordu.
Bu kuryeye dair kişisel bilgi ve bağlantılara özel kaynaklarımı kullanarak ulaştım lakin bu bilgiler teyit edilmeye muhtaç olduğu için konuyla ilgili daha sonraki yazıma saklayacağım.
KKTC yetkililerine yanan iki bavul sağ salim adaya gelseydi KKTC girişinde nasıl bir uygulamaya tabi tutulurdu diye sorduğumda ise paranın ülke çıkışında beyan edilmesi gerektiği, lakin girişte bir beyana gerek olmadığı yanıtını aldım.
Kaçakçılık biriminin ihbar olduğu takdirde -o da Ercan'da olmamak kaydıyla- Ercan'ı çıktıktan sonra baskın yaptığını öğrendim.
Fakat ihbar olmadığı için bu kişi elini kolunu sallaya sallaya iki bavul nakit parayla KKTC'ye giriş yapacaktı.
***
Bu yaşananlar, sadece uçak düştüğü için duyulan ve basına yansıyan bir olay...
Kim bilir KKTC'den Türkiye'ye ve Türkiye'den KKTC'ye bu özel uçaklar veya teknelerle daha nice nakit paralar taşınıyordur...
İçli dışlı ilişkiler içinde olan iki ülke arasındaki kara para kaçakçılığı bu boyutta yapılıyorsa bunlar sıradan vatandaşların yaptığı işler olmasa gerek.
Bu işi yapanların gümrükler ve limanlarda gayriresmi ilişkilerinin olmadığını düşünmek saflık olur.
Demek ki limanlara 'Üzerinizde 10 bin eurodan fazla para çıkaramazsınız' diye levha asmakla veya gümrükten geçmeye çalışan bir vatandaşın üzerinde 15 bin dolar, 20 bin dolar yakalamakla olmuyormuş bu işler...
Araştırmamın tamamlanması ile birlikte konuyla ilgili bir sonraki yazımda kül olan iki bavul paranın KKTC bağlantılarını, kuryenin bilgilerini ve bağlantılarını anlatacağım.
Polat ALPER