Yalçın Ayaslı adını 2000’li yıllardan önce Türkiye kamuoyu hiç bilmiyor, kendisini yakınları dışında hiç kimse tanımıyordu.

1946 yılında Ankara’da doğan ve 1968’de ODTÜ Elektrik Mühendisliği bölümünü bitiren Ayaslı, tam bir 68’li.

Eğitimine ABD’de de devam edip, orada eşi Serpil Ayaslı ile iş hayatına atılarak büyük başarılara imza atmış “Müthiş Türkler”den biri. “Beyin Göçü” diye tabir ettiğimiz, zeki insanlarımızın yabancı ülkelerdeki başarılarına örnek bir isim.

Orada patentini aldığı işlerden kazandığı paranın, 400 milyon dolarını “vatanım” dediği Türkiye’ye yatıran, ama olmadık sıkıntılarla karşılaşan bu başarılı iş adamı, şimdilerde üzerine oynanan oyunları tek tek bozarak, haklılığını ispat etme yolunda.

Amerika’da Türk lobisini güçlendirmek için vakıflar kuran Ayaslı, Türkiye’de de hediyelik eşyadan Türk Mutfağına kadar bir dizi yatırımın yanında, hiç bilmediği bir alan olan, havacılık sektörüne de talihsiz karşılaşmalarla tanıdığı insanların teşvik ve zorlamasıyla girer. Bu insanların daha sonra, FETÖ yapılanmasıyla derin bağları çıkınca, bazı çevreler onu da FETÖ’cü olmakla suçlayıp, mallarına göz diktiler.

Hepsi öz malı olan ATR-72 tipi 5 uçakla Borajet Airlines adlı şirketi kuran Ayaslı, yönetici olarak görev yapan çalışanlarının bazıları tarafından ne yazık ki soyuldu.

Bölgesel havacılık yapacağım dediğinde alkışlanan ve bu işe teşvik edilen Yalçın Bey’in şirketinin bir türlü kar edememesi meselenin çok çarpıcı bir başka boyutu.

Kendisine yanlış uçak seçimi yaptırıldığını ve gerçek anlamda bölgesel havacılığa uygun bir ortamın olmadığını görür, fakat geri de dönemez. Bu uçaklardan sonra filoda tip değişikliğine gidilir ve önemli harcamayla Embrarer tipi uçaklar alınır. Bu arada şirketin devamı için de her ay cebinden binlerce dolar harcar.

Bir dönem şirket uçakları wet lease olarak (Ekipleriyle birlikte) THY’ye kiralanarak kısmı rahatlama sağlansa da, daha sonra bu iş birliği de, bir anda sonlandırılmış, şirket ne yazık ki daha zor duruma düşmüştür.

İşte tam bu sırada, ne hikmetse yine ABD kökenli bir Türk vatandaşı olan Karslı Sezgin Baran Korkmaz’ın SBK Holding’i Borajet’e talip olur. Sanki birilerinden sinyal almış gibi, birden ortaya çıkan ve havacılıkta hiç tanınmayan ve geçmişi olmayan bu şahıs, “Kurt, dumanlı havayı bekler” misali, zor durumdaki Yalçın Ayaslı’yı masaya oturtur ve şirketi satacak imzayı attırır.

Ardından basına “Borajet’i 260 milyon dolara aldım” diye beyanat verir. Acaba bu rakam doğru mu diye soruşturmaya gerek görmeyen gazeteler de yeni yetme havacıyı alkışlar. Bu satışın üzerinden bir kaç gün geçtikten sonra, yazdığım yazıda bu şirketin değerinin bu kadar olmadığını, elinde sadece bir uçak kaldığını ve de şirketin AOC (Air Operator Certificate) denilen Havacılık İşletme Ruhsatı’nın, tek yetkili kurum olan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından önce askıya alındığını, ardından da iptal edildiğini yazdım. Fakat, hiç bir gazetecinin bu konuyla ilgilenmediğini, yeni patronun bol vaat dolu beyanatlarına yer verip, onu allayıp pulladıklarını görüyordum.

Geçen hafta Sabah Gazetesi’nden Dilek Güngör’e konuşan Ayaslı şirketin, elinden bila bedel (bedelsiz) baskıyla alındığı ve kendine de sadece yüzde 25 kar hissesi verildiğini söylüyordu.

Görevdeki yöneticilerle iş birliği yaparak, şirketi zor duruma düşürüp, bedavaya kapatan bu yeni patron ve çevresindeki akıldaneleri, şirketin umdukları kadar bir mal varlığı olmadığını görünce, “Şirketi kapatıyoruz, sonra yeniden faaliyete geçeceğiz” dediklerinde, şirket ruhsatı zaten iptal sürecine çoktan girmişti bile.

Yolcuları THY ile taşırız, personelin kalan alacaklarını öderiz ve onları da THY’ye işe sokarız diye bol keseden üfüren bu arkadaşlar, şimdilerde Yalçın Ayaslı’nın mal varlığını ele geçirme savaşı veriyor.

Her nasılsa, mahkemelerin yakalanması için karar çıkardığı Borajet’ın kurucusu ABD’de konsoloslukta ifade verip, haklı olduğunu ispatlıyor ve karar düşüyordu.

Bu arada, Fenerbahçe’ye sponsor olan Borajet’in uçakları, birer birer sahiplerine geri giderken, gövdesi sarı lacivert renge boyanan uçak da elden gidince, ne yazık ki, sarı kanaryalar da uçaksız kalıyordu.

Bir kuruş para vermeden aldıkları şirketi, bilanço makyajıyla THY’ye 360 milyon dolara satma girişimleri de boşa çıkan SBK Holding’in patronu kamuoyuna şirin görünebilmek için, PR faaliyetlerinden geri kalmıyor, pazar yerinde fakir halka yardım dağıtıyordu. Gerçek yardımsever bana göre bunu aşikar değil gizli yapar.

Ayaslı’dan 253 milyon lira alacağım var diyen SBK Holding, Ayaslı’nın jetine ve diğer mallarına tedbir koydurarak bana göre haksız kazanç peşinde koşuyor. İçi boş şirketi neden aldın diye sormazlar mı adama? Hani derler ya, alanda gaçan mı?

2016’da bağımsız kuruluşun 377 milyon dolar değer biçtiği şirketin gerçekten bu sırada uçakları, hangarı, lisansı ve slotları bu rakamın abartılı olmadığı gösteriyor.

220 milyon dolar yatırım yaptım dediği şirketinin elinden baskıyla, sindirmeyle alınmasından sonra, derdini hiç kimseye anlatamayan Ayaslı’nın doğruluğundan ve dürüstlüğünden hiç şüphe duymam diyen havacılık sektörünün etkili bir ismi kendisini asla rakip görmediklerini ama, bu işe de girmemesini de söylediklerini, onun da “Benim tek amacım vatanıma hizmet etmektir” dediğini aktarıyor.

Burada yazılan işlerin ne kadar doğru, ne kadar yanlış olduğuna bağımsız Türk mahkemeleri karar verecektir. Fakat, hangi şirket ne durumda, neyi var, neyi yok diye bilen Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, hiç bir açıklama yapmadı. Şirketlerin röntgenini çeken, kasasında ne kadar parası var bilen ve belli zaman aralıklarında mali, teknik ve operasyonel denetimler yapmak zorunda olan SHGM, başka şirketlere, “Ruhsatını askıya alırım” diye haber gönderebildiğine göre, bu şirketi de nasıl ve ne kadar denetlediğini açıklar diye düşünüyorum. Dolandırıldıklarını iddia edenlerin davasına bakan hakimin bir bilirkişiye ve SHGM’ye soracağı bazı sorular meseleyi net bir şekilde çözer.

(Musa Alioğu-Gazete Birlik)