Onur Air’in Pazarlama ve Kurumsal İletişim Başkanı Rauf Gerz, havacılık sektörünün koca yürekli insanlarından Çetin Özbey'i yazdı...

Çetin.

Öksürse geçecekmiş sandığın derinden gelen boğuk sesi, öyle olmasa da dinleyende sürekli bir “Kaptanınız konuşuyor” hissi yaratıyordu.

Adı gibi Çetin’di. Ananemin; “Herkes ismiyle müsemmadır” sözünün canlı örneğiydi bir nevi.

Ben havalimanı muhabiri olduktan kısa süre sonra o da Türk Hava Yolları’nın o zamanki adıyla Halkla İlişkiler Başkanı olmuştu. 80’lerin sonuydu.

İnönü’nün “Namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça o memlekette kurtuluş yoktur” sözünü kendine düstur edinmiş gibi gözüküyordu. İşine odaklı, üstlerinden gelen aptal talimatları dinlemeyecek kadar gözüpekti. Aradan geçen uzun yıllar ne kadar dürüst olduğunu bugün itibariyle ispatlasa da o tarihlerde çok kişinin ayağına bastığından, kendine atılan “Rüşvetçi” iftiralarına “Çok iyi götürürüm. En iyi meziyetim hiç yakalanmamaktır” diyecek kadar da cüretkar ve kendinden emindi.

Kibar; adamlarına şefkatli ve vefalıydı. Başkası ettiğinde Karagümrük tombalacısı sanılacağı küfürleri Kemal Sunal tadında savurduğundan “Bir daha etse” diye gözüne bakardınız. Bu durum kibarlığına renk katar, halel getirmezdi.

Astlarına kötü davranmazdı. Sistemi düzeltmek için yukarıya saldırmak gerektiğinin farkındaydı ve çalışma hayatı boyunca da bunu yaptı. Yaptığı işlerle genel müdürlerin canını sıkmasına rağmen belli ki onunla çalışmak çok zor ama ondan vaz geçmek hiç de kolay değildi.

İşin tuhafı hiçbir torpili yoktu. Ama, küçük oyunlarla üzerini çizmek isteyenleri kendi yöntemleriyle bir anlamda şirketin kapısına mıhlar, en iyi ihtimalle elinden madara olarak kurtulurdunuz. Örnekleri çoktu. Bir üstüyle uğraşması için mutlaka ya hırsız ya da ödlek olması gerekirdi. İkisinden de nefret ederdi. Şirkette çözemezse, haklı olduğuna inandığı işin dosyasını kolunun altına aldı mı Ankara’da kapısını çalmadığı bürokrat politikacı bırakmaz, apolitik yapısıyla doğru olduğuna inandığı konuyu sonuna kadar savunurdu. İşini çözmediğinizde bir yukarıya gitmekten hiç çekinmeyeceğini bildiğiniz için onu görmezden gelmeniz mümkün olmazdı. KİT komisyonlarının, müfettişlerin, bürokratların, iktidar ve muhalefetteki üst düzey politikacıların bile keyifle başını ağrıtırdı. Sonra bunu neşeli olduğunda yakın çevresine hiç isim vermeden anlatırdı. Ya eğlenir ya da öğrenirdiniz. İkincisi genetiğime işledi, ondan çok şey öğrendim.

Bir Yönetim Kurulu Başkanı buna binlerce satın alıp yılbaşı hediyesi olarak dağıtması için hükümetten torpilli bir deri çantacıyı göndermişti. Bizimki kibarca bir numune bırakılmasını rica edip aynından Mahmutpaşa’da yarı fiyatına yaptırmış ve iki gün sonra her ikisini de Yönetim Kurulu Başkanı’nın önüne koyup hiç detay vermeden “İki alternatif bunlar. Biri 5, diğeri on lira. Hangisini alalım?” diyerek her ikisinin de aynı kişiden geldiğini sanan başkana ucuzunu seçtirtmişti. Bir hafta sonra işin rengi belli olduğunda torpilli çantacıyı seçmeyen kendisi değildi tabi. Yönetim Kurulu Başkanı’nın “Kendimi fırıldak sanırdım. Bu herif benden Çetin çıktı” sözü bir madalyaydı onun için. Örnekler sayılamayacak kadar çoktu. Operasyon adamıydı.

Vefat eden bir gencin ailesi için yardım toplanacağını öğrenince cebinden çıkarttığı sağlam miktardaki parayı verdikten sonra listenin başına adını yazıp “Verebileceğim bu kadar ama yanına üç katını yazın” diyerek bıyık altından gülmüştü. Herkesin onunla sidik yarışında olduğunu biliyordu. Kimse onun verdiği kadarın altında kalmak istemeyecekti. Toplanan para yardım değil sermaye miktarına ulaştı. Müthiş bir manipülatördü ama bunu iyicil olmanın dışında kullandığını gören de olmadı.

Bazı küçük savaşları kaybettiğinde sütre arkasındaki kişiye çikolata ve şampanya gönderdiği vakiydi. Saygı göstergesi gibi gözüken  bu durum “Senin olduğunu biliyorum. Bu iş bitmedi” mesajının Çetin’cesiydi.

1991’de gazetemin patronu Asil Nadir batmış, maaşsız sefil halde hem işimi yapmaya hem evlenmeye çalıştığım dönemde öyle kibarca organize etmişti ki balayımı Antalya’da lüks bir otelde o ve ailesiyle neden geçirdiğimi gerçekten anlamam çok uzun zaman almıştı. Buna rağmen o var diye Türk Hava Yolları’na kıyak geçmemi gerektirecek duygusal kırıntı bile tesis etmemişti üzerimde.

Kendine mahsus kişilik benzetmeleri vardı. Korkak bir yönetici için “Erkek taklidi yapıyor” veya mert olmayıp perde arkasından altını oymaya çalışanlar için açıkça “Karım Neval bunlardan daha delikanlı” cümlesini ulu orta sarfetmekten çekinmiyordu.

Evliyaların hastalık sahibi olması gibi ironik bir kusuru vardı. Yüksekten korkuyor, uçağa binemiyor, üst katlara misafirliğe bile gidemiyordu. Yakın bir aile dostu pilotu kazada kaybetmiş olmasına yönelik rivayetler vardı ama o bunu hiç konuşmazdı.

Tek bir kez kandırdım onu.

14. kattaki evime misafirliğe geleceklerdi. Kurnazca daire numarasını sorarak evin kaçıncı katta olacağını tahmin etmeye çalışacağını biliyordum. İkinci kata denk gelecek palavra bir daire numarasından sonra otoparkta yer bulma bahanesiyle aşağıda karşılayıp asansörde kaçıncı kata bastığımı göremeyecek şekilde önünde durdum. Tüm gece küfür etmesiyle geçti haliyle.

Çıtayı hep yukarıya taşırdı.

Sonunda THY’nin harici bir yer işletme şirketi kurmasının ne kadar mantıklı ve karlı bir iş olduğunu görmüştü. Ancak varolan özel yer işletme şirketlerinden birinin patronu çok güçlüydü. Tüm uyarılara rağmen doğru bildiğinden geri adım atmadı. Pes etmek kitabında yoktu. Sonunda bunu kovmak zorunda kaldılar. Sene 2002’ydi sanırım. Onunla çalışmış olanlar ona son dakikada haber vererek kendi ceplerinden bir veda gecesi düzenledi. Dev bir otelin balo salonu hıncahınç doluydu. Dünyanın her yerindeki istasyonlardan yüzlerce kişi hiç gocunmadan kalkıp gelmişti. Masalar yetmemiş, insanlar ayaktaydı. Sanırım devlet uzantılı bir şirketten yönetim tarafından kovulan biri Cumhuriyet tarihinde bu kadar sayıda çalışan tarafından uğurlanmamıştır. Günümüzdeki TGS’nin temellerini atmış, bunu yaparken işinden olacağını hiç umursamamıştı. Silahşördü. Yetki sahiplerinin namlu gibi kullanılan kararlarından veya patronların kirli ilişkilerinin uzantılarından korkmak ona göre değildi.

Hayatımdaki üç idol adamdan biri oldu o benim için. Örneklerimden oluşan ikizkenar insan üçgenimin yukarıya yükselen sağ köşesidir Çetin Özbey.

Sonrasında sektörün büyük şirketlerinde aynı yöntemle çalıştı. Canını sıkacağı kişinin genel müdür yerine patron olması umursanmayacak bir detaydı.

Nasıl çalıştığını herkes bilir. Ama onun nasıl bir adam olduğunu bilemeyen bazılarımız için yürekten söyleyebilirim ki başarılı kötülerde bulunan insanüstü vasıfların tamamına sahip olup, bunu kendi menfaatleri yerine iyilik ve çalıştığı yerin menfaatleri için kullanan müthiş bir karakterdir Çetin abim. Bugünlerde kendini saklayıp yazılarını paylaşıyor sektörle.

Çetin abi; oğlum evlenirse düğününü bir otelin terasında yapacağım haberin olsun, sana inat. Bakalım o zaman ne yapacaksın?

Ellerinden ve yanaklarından öperim.

RaufGerz.com