Sivil Havacılık Genel Müdür eski Yardımcısı Oktay Erdağı, İstanbul Havalimanı'na geçiş sonrası başta Türk Hava Yolları olmak üzere şirketlere ilave mali yük geldiğini ve bu konunun üzerinde durulması gerektiğinde dikkat çekti. Erdağı, "Safsataları bırakıp gerçeklerle yüzleşmek gerek" dedi.

İşte Erdağı'nın İstanbul Havalimanı hakkındaki yorumu:

Açıldığı günden beri tartışılmaya devam edilen İstanbul Havalimanı’ndaki inişlerde havada en az 15 dakika, takside ise inişte 30 kalkışta 30 dakika olmak üzere yaklaşık 1 saat 15 dakika rötarın ve yolcuların uçağa binebilmek için terminal içerisinde en az 30 dakika yürümesinin yolcu konforu üzerindeki olumsuz etkileri ve THY’ye getirdiği ilave mali yük, üzerinde dikkatle durulması gereken bir konudur. Bu durum, anılan havalimanını en çok kullanan ve işletme giderleri diğer özel havayollarına göre çok yüksek olan THY’ye her seferinde yaklaşık 10 bin dolar ek maliyet getirmeye devam ediyor. Nitekim THY’nin açıkladığı son mali raporlar bunu çok açık olarak ortaya koymaktadır. THY’nin 2018 yılı AHL toplam uçak trafiği 277 bin olduğuna göre yıllık zararının 1 milyar 385 milyon dolar olacağı değerlendirilmektedir.

Havadaki rötarlara kısaca bakacak olursak, rötarların Fransa’nın yoğun talebi ve baskısı sonucunda EUROCONTROL tarafından DHMİ’ye önerilen “Point Merge” programından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Fransa tarafından geliştirilen bu program şimdilik Fransa’da ve Almanya’da birkaç küçük havaalanında sadece deneme ve test amaçlı olarak kullanılmaktadır. Şayet başarılı olursa diğer EUROCONTROL üyesi ülkeler tarafından da kullanılmaya başlanacaktır. Durum böyleyken adama sormazlar mı “Bu hangi aklın ürünüdür ki dünyanın hiçbir ülkesi tarafından henüz kullanılmayan ve henüz test aşamasında olan bu programı dünyanın en büyük havalimanı olduğunu iddia ettiğiniz havalimanında kullanıyorsunuz?” Eserinizin, başta THY olmak üzere, havayolu işletmelerine verdiği mali zarar bir yana, olabilecek emniyetsizliğin sorumlusu kim olacaktır? Hatta kullanılan bu program nedeniyle İstanbul Havalimanı’nın uçak trafik sayısı azalmasın diye Atatürk Havalimanı’nın saatteki 60 uçak trafiği 5 uçak trafiğine düşürüldüğü bilinmektedir. Başta Paris, Londra ve Brüksel olmak üzere Avrupa’nın bir çok şehrinde, aralarında en fazla 20-30 km mesafe olan birden çok havalimanı bulunmaktadır. Nasıl oluyor da bu havalimanlarının tamamı en rantabl şekilde kullanılıyor da biz Atatürk Havalimanı’nı ya en verimsiz şekilde kullanabiliyoruz ya da kapatmak zorunda kalıyoruz? Bu ne biçim hava sahası düzenlemesidir ki emniyetsizlik yaratıyor. Bu ne biçim bir “Merge Point” programıdır ki hava sahamızı geliştireceğine kısıtlama getiriyor. Bir havalimanın kapasitesi nasıl diğer havalimanının kapasitesini etkiliyor? Bu programı kullanmanın bir nedeni de Atatürk Havalimanı’nı kapatmak olabilir mi? Yani bu programın bilinçli bir şekilde seçilmediğinden emin misiniz?

Uçakların yerdeki uzun taksi sürelerinin pistlerin yanlış konumlandırılmasından ve özellikle de terminalle pistler arasındaki mesafenin uzun olmasından kaynaklandığı defalarca ortaya kondu. Dünyadaki birçok büyük havalimanında yerdeki taksi sürelerinin benzer şekilde uzun olduğu bilinmektedir. Ancak bu tür havalimanlarından yapılan 5 saat ve üzeri uçuşlarda bu tür uzun taksiler çok dikkat çekmemekle beraber normal de karşılanmaktadır. Bizim sorunumuz örneğin iç hatlarda 35 dakikalık İstanbul/ Çanakkale veya 45 dakikalık İstanbul/Ankara vb uçuşlarda yolcunun 30 dakikada terminalde yürümesi veya uçağın yerde içinde yolcu varken 30 dakika daha fazla taksi yapmasından kaynaklanmaktadır. Tabi insanın aklına şu soru da geliyor: Bu havalimanı yapılırken İGA ile THY ve DHMİ arasında hiçbir koordinasyon sağlanmadı mı? Sağlanmadıysa her gün basına verilen o boy boy pozlar da neyin nesiydi? Sağlandıysa konunun uzmanı olmayan yöneticilerin körler ile sağırlar birbirlerini ağırlar seremonisini mi izliyorduk.

Dünyanın en büyük havalimanını işletiyoruz veya dünyanın en konforlu ve en büyük CIP salonun işletiyoruz safsatalarını bırakıp gerçeklerle yüzleşmek gerekiyor.