- Seyahat Hastalıkları na dikkat!
- First Class'ta hamsi partisi
- Anadolu Jet uçağı Elazığ'a iniş yapamadı
- Pegasus Kargo 4. yaşını kutladı
- Türk İş Adamından Dünyaya Hava Taksi
- GökyüzüForum'dan bir hediye daha!
- Çelebi, İzmir İstasyonunu Hizmete Açtı
- Ebru Destan'da Gökyüzü Haberci Okuyor
- Kadınların vazgeçemediği kozmetik
- Havalimanında Pide yemenin zevki farklıdır
- BTA 'Uluslararası Turist, Otel ve Yiyecek Endüstrisi' Ödülünü aldı.
- Havalimanında Beşiktaş Galibiyeti Kutlaması
Uçucularda kanser riski
Dr. Muzaffer Çetingüç
Pilot ve diğer uçuş mürettebatının belirli tip kanserler için risk taşıdıkları konusu havacılık tıbbının ilgi alanlarından birisidir. British Airways tarafından yapılan bir araştırma, 1950-1992 arasındaki 43 yıllık dönemde görev yapan pilot ve uçuş mühendisi 7362 kişiden, ölmüş olan 719 uçucunun hastalık, ölüm ve yaşam beklentisi skorlarını, İngiltere'deki uçucu olmayan erkek popülasyon ile karşılaştırılmasının sonuçlarını ortaya koymaktadır; buna göre,
1. Uçucuların yaşam süreleri genel popülasyona göre birkaç yıl daha uzundur (Bu, uçucuların sık tıbbi kontrollerden geçen ve genelde sağlıklı kişiler olmalarıyla ilgilidir.)
2. Buna karşılık, uçucu grubunda siroz, beyin-kolon-mesane ve testis tümörleri ile melanoma fazla bulunmuştur. (719 ölüm olgusu içinde 32 beyin tümörü, 23 kolon kanseri ve 9 melanoma'ya bağlı ölümler, yüksek irtifalarda uzun uçuşlar yapan mürettebatın bazı ışınların zararlı etkilerine daha yakından ve uzun süre maruz kalmalarıyla ilgili görülmüştür).
Kanada'da 1950-1984 yılları arasında ölen 578.000 kişi arasındaki 341 pilotun ölüm nedenlerinin araştırıldığı bir başka çalışmada, kanserlerin oranı görece fazla olup; 4 beyin tümörü, 6 kolon-rektum kanseri, 2 Hodgkin hastalığı belirlenmiştir. Kanada Havayolu Şirketinde 1950-1988 yılları arasında görev yapan 891 pilottan ölmüş bulunan 71'inin ölüm nedenleri sıralamasında, kalp-damar hastalıkları ve kanser olguları ilk sıraları almıştır. Bu araştırmada 57 kanser olgusunun tiplerine göre dağılımı şöyledir: 26 non-melanoma, 3 melanoma, 3 Hodgkin, 2 lösemi, 6 prostat, 5 rektum-kolon, 4 beyin, 3 testis, 3 akciğer kanseri. Amerikan Hava Kuvvetleri uçucularının beyin kanseri riski uçucu olmayanlardan yüksek değilse de, testis ve mesane kanseri oranları yer personelinden fazladır. Keza astronotların kanser riski kontrol grubundan yüksek çıkmıştır. İzlanda, Danimarka, İsveç ve Norveç'te sivil havayolu pilotlarında melanoma, cilt kanserleri ve akut miyeloid lösemi oranları genel popülasyona göre yüksek, Bulgaristan'da askeri pilotların mesane tümörleri sivillere göre 10 kat fazla bulunmuştur.
Beyin ve prostat tümörlerinin erkek, göğüs kanserlerinin bayan mürettebatta fazla oranlar gösterdiği, maliyn melanoma için cins ayrılığı belirlenmediği anlaşılmaktadır. Danimarka'da yapılan bir araştırmada göğüs kanseri riskindeki artışın, radyasyon, elektromanyetik dalgalar ve melatonin salgısının azalması ile ilgili olabileceği ileri sürülmüştür.
Şüphesiz uçucuları hastalandıran unsurlar yolcuları da hastalandırabilir, ancak en sık uçuş yapan bir yolcunun bile bir uçucuya yetişmesi imkansızdır. Pilotların ulusal ve uluslararası havacılık kurallarıyla belirlenmiş en çok uçuş saati limitleri vardır ve bu da bir yılda 850-1200 saattir. Bu nedenle, bir pilot ile aralıklarla seyahat amaçlı uçuşlar yapan bir yolcunun uçuş macerasını karşılaştırmak abes olur. Gene de yılda 1000 saat civarında uçuş yapan bir yolcu da bir ölçüde risk altında sayılabilir.
Uçuşta kanser riskini arttıran nedenler
1960'lara gelinceye kadar ticari havayolu uçakları rutin uçuşlarında yüksek irtifalara çıkmazlardı. Uçak teknolojisindeki gelişmeler ve sürat gereksinimi, son 40 yılda yüksek irtifada uzun menzilli uçuşları zorunlu kılmış, bu koşullarda görev yapan uçuş mürettebatı da ister istemez düşük dozlu kozmik radyasyona uzun sürelerle maruz kalır olmuştur. Uçuş aletlerinin yaydığı elektromanyetik dalgalar, ultraviyole ışınları, ozon gazı, jet yakıtı emisyonu ve uçağın yapı elemanlarından buharlaşan kimyasallar da, uzun süreçte uçucular için bilinen veya bilinmeyen zararların nedenleri arasında sayılmaktadırlar. Aslında kokpit camından süzülerek geçen ultraviyole ışınlarının etkisi ihmal edilecek kadar azdır. Kanserojen unsurlar arasında en fazla itham edileni kozmik radyasyondur, ama bunun zararlı etkileri de uçuşun rotası, uçuş irtifaı, süresi ve bu sıradaki güneş aktivitelerine göre değişir. Uçucular kozmik radyasyon yoluyla yüksek enerjili nötron ve protonlara maruz kalan tek meslek grubudur. Her 1.500 m. irtifa aldıkça ikiye katlanan bu radyasyon, belirli dokularda moleküler iyonizasyon ve DNA hasarı yaparak kanser oluşumunu hızlandırabilmektedir. Ayrıca 30-300 Hz gibi çok düşük elektrik ve magnetik alanlar ile ozon da beyin kanseri için risk faktörüdür. Uluslararası Radyolojik Korunma Komisyonu (ICRP) jet uçuşları yapan personelin radyasyon problemini 'iş riski'saymaktadır.
Güneş ve diğer yıldızlardan gelen radyasyon, atmosfer yoğunluğunun görece az olduğu yüksek irtifalarda daha şiddetlidir. Partiküller atmosferin alt tabakalarına indikçe zayıflar. Ayrıca dünyanın magnetik alanı, solar ve galaktik partiküllerin yönünü değiştirir ve atmosfere girişini büyük ölçüde engeller. Buna kalkan etkisi denilir ve ekvator hattında en fazla, kutuplarda ise yarı yarıya azdır.
Sonuç
Esasen uçuş mürettebatında yapılan kanser tahminlerinin ne oranda gerçekleşeceğini, genetik veya uçuşla ilgili olmayan diğer unsurların bu kişilerde kanser oluşumunda ne kadar rol oynayacağını bilebilmek mümkün değildir. Ama kozmik radyasyonun kanser nedenlerinden biri olduğu ve bu riski %0.4 oranında arttırdığı kabul edilmektedir.Gene de uçucular arasında kansere bağlı ölümler, abartılı sayılarda değildir; hatta uçuş personelinin yaşam beklentilerinin toplumun diğer kesimlerine göre 5 yıl kadar daha uzun olduğu da belirlenmiştir. Ancak dikkat çekici bazı bulgular söz konusu olduğundan, çok merkezli ve daha geniş istatistiksel çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Bizim için birinci soru şudur: Bilimsel çalışmaların yapılacağı bu çok merkezler arasına Türkiye sivil havacılığının tıbbi üniteleri de dahil olacak mıdır? Yoksa ticari havayolu şirketlerimizdeki uçuş personelimizin kanser risklerini bilmemek daha mı rahatlatıcıdır? Üçüncü soru, batılı bilim çevrelerinde bilinen veya şüphelenilen bazı olgular varken, bunları yok saymak veya tartışmamak suretiyle, ileride (milyonda bir oranında bile olsa) radyasyona bağlı kanser geliştiren bir mürettebatın dava açma hakları olabileceği düşünülmemekte midir? Çok daha önemlisi bu kişilere haksızlık yapılmış olmayacak mıdır ?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- - Kabinde Agresif Davranışlar
- - Uçuş ve Hamilelik
- - HURRY-UP Sendromu
- - Urfa'ya paşa gelmiş, ama doktor gelmemiş...
- - PortClinic'te uçuş doktoru var mı?
- - Uçuş ekiplerinin beslenme sorunsalı
- - Pilotlar Oruç Tutmasın
- - Altan'ın görevden alınması konusunda havacılık tıbbı derneği'nin görüşü
- - Yaşlı Pilotların Muayeneleri Gevşetiliyor mu?
- - Düzeltme
- - Kaza İstatistiklerinde THY'nin Karnesi Kötü
- - Kaza İstatistiklerinde Türkiye'nin Yeri
- - ISPARTA: SON İNİŞ KAZASI
- - Yolcu Uçaklarında Kabin Havası
- - Pilotlar oruç tutmalı mı?
- - Yorgunluk, uykusuzluk ve uçuş emniyeti
- - Uçuş okullarında uçuş fizyolojisi derslerini kimler veriyor?
- - Pilotların Psikomotor Performans- larının kontrolü
- - Uçucuların diş problemleri ve barodontalji
- - Uçucularda kanser riski
- - Hava Trafik Kontrolör Hataları
- - Uzamış Görevlerde Performans İdamesi için Uyarıcı İlaç Kullanımı
- - Kabin Görevlilerinde Psikiyatrik Rahatsızlıklar
- - 1.000 kişilik uçaklarda tıbbi destek nasıl olacak?
- - Uçak Kazalarında Tıbbi ve Psikolojik Destek
- - Hava Ambulansı Hekimlerine Eğitim Şart
- - THY Hasta Yolcu Taşıyor, Ama Nasıl?
- - Uçuş Hekimi Tazeleme Eğitimi Süresi Geçti
- - DHMİ'de Uçuş Doktoru Var mı?
- - Hostes Ömür Günay Uçuş Doktorlarınca Muayene Edilmeliydi!
















