Gökyüzü Haberci e-dergi · Türkiye Haberci · Spor Vole · Airport Mizah · Doktor Sigortası

Kaçırılan uçağın pilotlarının uçağı terk edişi üzerine koparılan fırtınalar

Yaşar Öztürk Yaşar Öztürk

Şubat 2012
18.08.2007 günü Atlasjet Havayolları'nın Lefkoşa-İstanbul uçuşunu gerçekleştirmek üzere Ercan havaalanından kalkan MD-83 uçağının iki hava korsanı tarafından kaçırılmasını takiben, uçak pilotlar tarafından Antalya havaalanına yakıt ikmali bahanesiyle başarılı bir şekilde indirilmiş ve alanın uzak bir köşesine emniyetle park edilmişti. Bu arada uçağın pilotlarının da uçakta olmadıkları, uçağın park edilişini takiben kokpit penceresinden atlayarak uçağı terk etmiş oldukları haberi televizyon kanallarında yayınlandı. Aynı anda televizyonda basının sivil havacılık uzmanlarının yorumlarını izledik. Havacılık kanunları, Chicago Konvansiyonu, Tokyo Konvansiyonu yorumları, pilotların denizcilikte olduğu gibi gemiyi en son terk etmeleri gerektiği, yolcuları uçakta korsanlarla tek başına bırakıp kaçamayacakları yorumlarını sonra da yazılı basında okumaya başladık. Birçok, vurun abalıya saldırılarını birkaç hafta süreyle sözel ve yazılı basında ibretle izledik.
Basında yer alan 'Pilotların uçağı yolcularıyla birlikte bırakarak terk edemeyecekleri' doğru mu? Bu bir ihanet mi, bu bir suç mu? Uzman yazarların iddia ettiği gibi, Chicago ve Tokyo Konvansiyonlarına göre gerçekten pilotlar kaçırılan uçağı yolcularıyla bırakıp terk edemezler mi?
İddia edildiği gibi, sivil hava aracı pilotunun kaçırılan hava aracını (uçağı) emniyetle indirdikten ve park ettikten sonra hava aracını terk etmesini engelleyen veya araçta sonuna kadar kalmasını emreden, ne ulusal  mevzuatımızda ne de uluslararası mevzuatta (2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu, Türk Ceza Kanunu, 1963 Tokyo Konvansiyonu, 1971 Montreal Konvansiyonu, ICAO Annex 6, Annex 17, JAR-OPS, ECAC, EASA talimatları) bir hüküm mevcut değildir.
Türk Sivil Havacılık Kanunu :
Türk Sivil Havacılık Kanununun 101 ve 102.maddeleri ile sivil hava aracında işlenen suçlarla ilgili kaptan pilotun hak ve yetkileri düzenlenmiş, yapması gereken işler sayılmıştır. Ancak bu yükümlülükler arasında, sadece güvenlik güçlerine özel kanunları ile (Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu gibi) verilmiş yetkileri kullanması ve güvenlik güçlerinin yerine getirmekle ödevlendirildiği eylemleri yapması yoktur. Kaptan pilotun görevi, hava aracını emniyetle sevk ve idaredir (TSHK md.100). Pilotun işi hava aracını emniyetle çalıştırmak, taksi operasyonunu yaptırmak, kaldırmak, uçurmak ve indirmektir. Pilot, güvenlikçi değildir. Güvenlik operasyonları, gerekli özel eğitimleri almış güvenlik uzmanlarının işidir.
TSHK 105.madde de 'Bu bölümde yer alan konularda Türkiye'nin de katılmış olduğu 1963 tarihli Tokyo ve 1971 tarihli Montreal sözleşmeleri hükümleri saklıdır' denilerek Tokyo ve Montreal Konvansiyonlarına atıfta bulunulmuştur. Bazı uzman yazarlar da beyanat ve yazılarında, bu konvansiyonlardan bahsetmişlerdir. Kısaca bu konvansiyonlar hakkında bilgi vermek gereği vardır.
1963 Tokyo Konvansiyonu:
Hava Aracında işlenen suçlar ve muayyen diğer eylemler hakkında konvansiyon (sözleşme) başlıklı, 14 Eylül 1963 tarihinde Tokyo'da imzalanan ve Türkiye'nin de katıldığı Tokyo Konvansiyonunun uygulanma sahası; ceza kanununda düzenlenen suçlar ve hava aracının veya hava aracındaki kişilerin veya malların emniyetini veya hava aracındaki iyi düzen ve disiplini tehlikeye atacak hareketlerdir.
Tokyo Konvansiyonunda, 2920 sayılı yasanın 100,101 ve 102.maddelerindeki düzenlemelere paralel düzenlemeler vardır. Aslında 2920 sayılı yasa yapılırken Türk kanun koyucusu Tokyo Konvansiyonundaki düzenlemeleri benimseyerek iç hukukumuza dahil etmiştir denebilir. Tokyo Konvansiyonunda da, hava aracı kumandanının (kaptan pilotun), hava aracında ceza kanunlarına göre suç teşkil eden eylemleri yapan veya hava aracının, hava aracındaki kişilerin ve mülkiyetin emniyetini, hava aracındaki düzen ve disiplini tehlikeye atan kişiye karşı yetkileri düzenlenmiş ve ayrıca hava aracının hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi durumunda Sözleşen Devletlerin, hava aracının kontrolünün tekrar aracın yasal kumandanına verilmesi veya kontrolünü sürdürmesi için uygun tüm tedbirleri alması düzenlenmiştir.
Tokyo Konvansiyonunda da, hava aracının hava korsanı olarak nitelendirilen kişi ve kişilerce ele geçirilmesi durumunda, kaptan pilotun veya mürettebatın yapmak zorunda oldukları tutum ve davranışlar, hava aracını terk etme veya etmeme, eylemciye karşı harekete geçme veya benzerleri gibi bir düzenleme bulunmamaktadır.
1971 Montreal Konvansiyonu :
 Sivil Havacılığın emniyetine karşı kanunsuz hareketlerin bastırılması için konvansiyon (sözleşme) başlıklı 23 Eylül 1971 tarihinde Montreal'de imzalanan ve Türkiye'nin de katıldığı 1971 Montreal Konvansiyonu; sivil havacılığın emniyetine karşı kanunsuz hareketlerin kişilerin ve mülkiyetin emniyetini tehlikeye attığı, hava hizmetleri işletmesini ciddi biçimde etkilediğini, dünya halklarının sivil havacılık emniyetine güvenini sarstığını, bu tür hareketlerin meydana gelişinin ciddi ilgi gerektiren bir mesele olduğu, bu tür hareketlerin önlenmesi amacıyla, bu eylemleri yapanların cezalandırılması için uygun tedbirlerin acilen alınması amacıyla hukuki düzenlemeler getirmektedir.
Konvansiyonun 1.maddesinde, bu konvansiyonun uygulama alanı içine giren eylemler tarif edilerek 2 paragrafta 7 alt paragraf altında sayılmıştır. Genel olarak bu eylemler, herhangi bir kişinin kanunsuz olarak ve kasden uçuştaki bir hava aracında bir başka kişiye şiddet uygulaması ve bu eylemin hava aracının emniyetini tehlikeye sokabilecek olması, hizmetteki hava aracını uçuş kabiliyetini kaybetmesine sebep olacak biçimde tahrip etmesi veya hasara uğratması veya bu eylemin hava aracının uçuştaki emniyetini tehlikeye sokabilecek olması, hava aracını tahrip edebilecek bir cihazı veya maddeyi servisteki hava aracına yerleştirmesi ve bunun aracın uçuştaki emniyetini tehlikeye sokacak nitelikte olması, seyrüsefer yardımcılarını tahrip etmesi veya hasara uğratması veya işletilmelerine müdahale etmesi, yanlış olduğunu bildiği bilgileri uçuştaki hava aracının emniyetini tehlikeye sokarak yaymak ve iletmek veya bu eylemlere teşebbüs etmek veya faile yardımcı olmak fiilleri, bu konvansiyonun uygulama alanı dahiline giren hareketlerdir.
Tokyo Konvansiyonunda olduğu gibi, bu Konvansiyonda da, hava aracının hava korsanı olarak nitelendirilen kişi ve kişilerce ele geçirilmesi durumunda, kaptan pilotun veya mürettebatın yapmak zorunda oldukları tutum ve davranışlar, hava aracını terk etme veya etmeme, eylemciye karşı harekete geçme veya benzerleri gibi bir düzenleme bulunmamaktadır.
Diğer uluslararası hukuki düzenlemelerde de, pilotların kaçırılan uçağı terk etmesini engelleyen veya aksine uçakta sonuna kadar kalmasını emreden bir hüküm yoktur. Son yıllarda sivil havacılığa yönelik ve sivil hava araçlarının hukuka aykırı biçimde ele geçirilerek aracın gideceği yerden başka yere gitmeye veya hareketine mani olmaya ve terör eylemlerinde kullanılmaya başlanması üzerine, gerek ulusal gerekse uluslar arası platformlarda bu tür olaylarda takip edilecek usul ve gerçekleştirilecek eylem ve operasyonlar konusunda çalışmalar yapılmaktadır. ABD ve İngiltere bu tür olaylarda, hava aracı personelinin yapması gereken işlem ve eylemler ile takip edilecek usulleri kendi egemenlik sahaları ile sınırlı olarak tespit etmişler ve hatta bu iki ülke arasında bu konuda özel protokoller de imzalanmıştır.
Halen bu konuda yapılan çalışmalarda tespit edilen en önemli temel prensip; hava aracının hukuka aykırı biçimde ele geçirilmesi ve hukuka aykırı amaçlar için veya suç işlemek amacıyla kullanılması durumlarında, kaptan pilotun yetki ve sorumluluğunun inişten sonra sona erdiği, yetki ve sorumluluğun yerdeki güvenlik otoritesine geçtiği şeklindedir. Kaptan pilot inişten sonra, artık tamamen güvenlik otoritesinin vereceği talimatlara uygun hareket edecektir. Kaptan pilotun ve diğer uçuş mürettebatının, güvenlik birimlerinin yapması gereken eylemleri yapmaması, bu eylemlerin tamamen güvenlik birimine bırakılması özellikle ABD uygulamasında kabul edilmektedir.
IFALPA Güvenlik Komitesi Başkanı, ABD'li Kaptan Pilot Bob Hasselbein'in 26 Ekim 2006'da IFALPA Hukuk Komitesi çalışma toplantısında yaptığı sunum sırasında söylediği şu sözler çok dikkat çekicidir.
 'Kanuna aykırı olarak ele geçirilmiş uçak havaalanına indikten sonra artık kontrol tamamen yerdeki güvenlik otoritesine geçmiştir. Güvenlikçilerin onayı olmadan uçaktan çıkacak olan mürettebat veya yolcular dahi hiçbir ihtar veya ikaza gerek kalmadan vurulabilir. Güvenlikçi uçaktan çıkanın terörist mi yoksa masum bir yolcu mu veya mürettebat mı olduğunu bilemez.'
Yine ABD'li pilot ve hava hukukçusu meslektaşlarımızın ilettiğine göre, kaçırılan uçağın inişi müteakiben emniyetle park edilmesinden sonra, uçuş mürettebatının, korsan/teröristlerin hava aracını uçurma kabiliyetlerini yok etmek için hava aracını terk etmek konusunda aktif olarak cesaretlendirilmektedir. Zira hava aracını uçuracak pilotların araçta bulunmaları halinde, hava korsanının hava aracını uçurarak çok daha kritik yerlere ulaşıp, uçağı bir silah olarak kullanması ve çok büyük felaketlere yol açmasına olanak sağlayabilecektir. Antalya'da meydana gelen olayda, pilotların uçağı terk etmelerinin hava korsanlarının eylemlerini ve planlarını uygulamalarını akim bıraktığı bir gerçektir. Pilotların, güvenlik birimlerinden uçağı terk etme konusunda bir talimat alıp almadıkları henüz açıklanmamıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI