Çetin Özbey
Çetin Özbey

Bu resme dikkatle bakın

Uzun süredir odamda bir resim durur karşımda. Onu sizlerle değişik bir yaklaşımla paylaşmak istedim 2. kez.


Bu resme iyi bakın.


Evet, müzik icra eden orkestra elemanlarının arasında koyun kırkan bir grup üyesi var görünümde.


Şimdi de bu resimdeki görüntünün insan yaşamının hangi noktaları ile örtüştüğünü düşünün.


Biraz açayım isterseniz.


Aile;


Aile'den başlayın düşünmeye.


En küçük topluluktan.


Aile 4 kişi olsun. Bir baba, bir anne ve biri kız biri erkek güzel mi güzel iki küçük çocuk.


Ve de babamız biraz sert, evden çok dışarıda zaman geçiren biri olsun.


Eşi ve çocukları ile az ilgilenen, evin sorunlarını hiç düşünmeyen, çocuklarının okul durumundan haberi olmayan, onların karnelerini bile görme ihtiyacı hissetmeyen eve, gerek eşine ve gerekse çocuklarına karşı  hiç bir sorumluluk taşımayan, ama sonuçta "aile reisi" gibi genelleşmiş ve de çok önemli bir mefhumu, çok önemli bir unvanı omuzlarında taşıyan ancak gereklerini yerine getirmeyen biri.


Bu erkek, bir baba.


Aile ise bir orkestra.


Ve bu baba küçük aile orkestrasının şefi.


Konumunu şaşırıp, aile topluluğunun müzikalinde koyun kırkan biri.


Bu aileden güzel bir armoni, kulakları okşayan bir nağme duymanız, işitmeniz mümkün mü ?


Ailenin enstrümanlarının bir biri ile uyumundan bahsedebilmenin imkanı var mı ?


Şef koyun kırkarsa, bunların hiçbirini evet diye cevaplamanız kesinlikle mümkün değil.


Ve bu durumda bu en küçük insan topluluğu bir orkestra değil, bir aile de değil.


Zira grupta biri koyun kırkıyor.


Toplu yaşam merkezleri;


Ve şimdide en küçük insan topluluklarının, ailelerin bir arada yaşadıkları bir apartman düşünün.


Beş katlı olsun ve on beş aileyi barındırsın içerisinde.


Adına da "Mutlu Yaşam Apartmanı" diyelim.


Apartman sakinlerinin tümü birlikte yaşamın nazik şartlarına uyan medeni, sorumluluk sahibi insanlar olsun.


Birbirlerinin iyi ve kötü günlerine saygılı, dayanışma içinde olan ve öyle davranan bir aile topluluğunun bu apartmanda bir arada yaşadığını düşünün.


Ve de bu küçük yerleşimi sevk ve idare eden, apartman sakinleri ile aynı vasıflara sahip, ciddi ama sevecen bir yöneticileri bulunsun.


Bu denli iyi insanların yaşadığı bu apartmandaki yöneticinin basiretsiz, sevgisiz, saygısız olabileceğini düşünemezsiniz ya.


Evet "Mutlu Yaşam Orkestrasından" yükselen nağmeler, o temiz müzik ruhunuzu okşamıyor mu? Kulaklarımızın pası silindi derler ya. İşte o misal.


Nedeni açık. Mutlu Yaşam apartmanı sakinlerinin tümü o müzik için gerekli enstrümanı kullanmakta ustalar. Ve de en önemlisi içlerinde koyun kırkan kimse yok. Hepsi virtüöz. Hepsi birlikte yaşamın uzmanı.


İş yeri,


Topluluğu biraz daha büyütelim.


Zihnimizde yarattığımız orkestra koskoca bir şirket olsun.


Kalabalık bir filarmoni topluluğunu dinlediğinizi düşünün.


Ve de orkestranın başında, elinde bageti, simsiyah bir frakı ile yakışıklı bir şef.


Bu gruptan çıkacak olan güzel müziği gözleri kapatıp beklerken, basılan ilk notanın kulaklarınızı tırmaladığını, kemanın sesinin ise içinizi gıcıklandırdığını düşünün.


Davulun beyninize güm güm vurduğunu hayal edin.


Dinleyici durumunda olan şirket müşterileri ne düşünürler onu bilmem.


Fark ederler mi, kimin saz çaldığını veya kimin koyun kırktığını onu da bilemem.


Siyah frak giymiş yakışıklı şef görmez mi bu uyumsuzluğu dersiniz?


Farkında olmaya farkındadır ama yaşamın ve hayatın zorluğunun da farkındadır kuşkusuz.


Ya bu orkestrayı yakından tanıyan siz, bu gruba senelerini vermiş olan emektar.


Etrafınıza bakınca koyun kırkan birçok insanın varlığını görüyorsunuzdur mutlak.


Kulağınıza ne kadar bet ses geliyorsa, o kadar da makastar var diye de düşünüyorsunuzdur belli ki.


İllaki kaliteli müzik isterim diye tutturacak mısınız?


İçinizden geçer, düşlersiniz yapayım şu işi diye.


Çaresiz ertelersiniz hep bu hamlenizi.


Zaman geçer, sizde kulaklarınızda alışırsınız bu bozuk seslere,


Koyunu kırkan makasın sesini, kemancı "si"  yerine, "la diyez" bastı diye yorumlarsınız.


Aradaki fark o kadar az ki, hepsi hepsi bir nota.


Ahengi bozmaz, dinleyiciler fark etmemiştir der geçersiniz.


Oysa ki siz farkındasınızdır her şeyin.


Ne çare ki, bu konser salonundaki, hayattaki yaşamın zorluğu hep baskın çıkacaktır.


Ve sessiz kalacaksınızdır.


Yaşanan Ülke,


Ve bir ülke düşünün, orkestrası hali ile ülkenin üst yöneticilerden oluşan.


Yaşanan memleket ise tıka basa dolu büyük bir konser salonu olsun.


Dinleyicilerinde o ülkenin halkı olduğunu kurgulayın zihninizde.


Siyah fraklı şef kim?


Kimi isterseniz onun şef olduğunu düşünün.


Tepedekilerden, en yukarıdakilerden biri de şeftir belli ki.


Çalınacak olan eser; dinleyicilerin çoğunluğunun istediği türden bir müzik parçası olsun.


Müzik güzel, şefin yönetimi olağanüstü.


Avuçları patlatırcasına alkışlar, durmayan uzun alkışlar.


Ve de bir türlü kapanmak bilmeyen, alkışlarla inen kalkan o perde.


Sizce bu dinleyiciler, aynı grubun bir konserine daha gider mi bu durumda?


Para öderler mi sizce aynı müziği dinlemek için.


Giderler, hem de senelerce.


Büyük bir zevkle giderler.


Dört senede giderler, sekiz senede.


Orkestrada herkes müzik icra ediyorsa, koyun kırkan kimse yoksa giderler ve de o konser salonunu hiç ama hiç boş bırakmazlar.


Ve de beklediği, aldığı müzik kalitesinin bedelini de hiç sakınmadan, helal olsun diyerek öderler.


Birde tersini kurgulayalım.


Orkestra konser salonunun işletmesini mal sahibinden devir almış ve kontratın süresi ise dinleyicinin memnuniyetine göre uzasın veya kısalsın.


Ve de grupta istediği sanatkârlarla çalışma hakkının da siyah fraklı şefin olduğunu varsayın.


İstediği sanatkârlarla beraber çalsın.


İstedikleri ile beraber çalışsın.


İster konusunda virtüöz olanlarla, isterse ellerindeki makası çalgı aleti zannedenler ile müzik yapsın. Orkestrasında; kemanı eski sazı kemençe gibi çalıp kendini virtüöz gören insanlarında bulunduğunu düşünmesin, görmesin. Çalıkuşuna şarkı söyletmeye, tarlakuşuna da keman çaldırmaya çalışsın. Koyun kırkanları hiç görmezden gelsin aldırmasın.


Ve de ortaya bir müzik parçası değil, adeta bir gıcırtı konçertosu konmuş olsun konser süresince.


Sizce dinleyiciler aynı grubun konserine bir daha, bir kez daha gider mi?


O salon hayranlarla dolar dolar boşalır mı seneler boyu.


Dinleyiciler toplanıp bilet paralarını geri mi isterler,


Yoksa mal sahibi kira kontratını fesih mi eder? Bilemem.


Bildiğim bir tek şey varsa, koyun kırkanlar ahengi bozar evde, toplu yaşam noktalarında, şirketlerde ve ülkede. Temsil misal orkestramızda da.


Bildiğim bir tek şey varsa koyun kırkanlar bu dinleyiciyi sizden de müzikten de soğutacaktır zaman içinde.


Ve bildiğim bir şey varsa koyun kırkanlar, kulağına daha yatkın bir kaval sesi duyarlarsa onu çalanın peşinden giderler.


Unutmamak gerekir.


Geçmişin onca büyük virtüözü şimdi bir alkışa muhtaç.


Geçmişte sahne perdelerini on kez açtırıp kapattıran zamanın büyük sanatkârlarına bu gün sahne veren kimse yok.


Yapayalnızlar,


Tek başına.


Gelin yaşamınızdan çıkartın koyun kırkıcılarını.


Hem sizin hem de bizim yaşamımızdan çıkartın.


Evimizin yuva, apartmanımızın toplu yaşam yerimiz, çalıştığımız yerin kutsal bir mekan ve ülkemizin her şeyimiz olduğunu görelim.


Ve sizin orkestra yönetim becerinizi ayakta alkışlayalım.


Senelerce...

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Gökyüzü Haberci Android Market'te.

GÖKYÜZÜ HABERCİ E-DERGİ

Gökyüzü Haberci'yi Facebook'ta takip edin
Bumerang - Yazarkafe

FİRMALAR