Çetin Özbey
Çetin Özbey

Yaşamın içinden

İnsanlar birbirinden mutlu değil.
İnsanlar kendisinden mutlu değil.
İnsanlar yaşamından mutlu değil.

Bu mutsuzluğu kim hazırlıyor?
Bu mutsuzluğu kim kime uygun görüyor?
Ve neden insanlar mutsuz?

Geçenlerde bir TV kanalının haberlerinde bir vatandaş, bankaları suçluyor ve kredi kartının başına açtığı derleri anlatıyordu. Görüşmeyi yapan muhabir ise sanki bankaların suçlanması için alt yapı hazırlamakla görevliydi. Söyleşinin sonuna kadar bu vatandaşa " peki bu konuda senin hiç mi hatan yok" diye sormasını bekledimse de bu ifadeyi duyamadım. Kartın limiti, faiz uygulaması vb... konular söyleşinin ilk plandaki argümanıydı. Bu vatandaşımızın mutsuzluğunu hazırlayan yanlız bankamıydı? Kirayı nasıl ödeyeceğini, evin bir aylık gecimini, çocuğun okul giderini vb.. hiç düşünmeden, hiç hesaplamadan aylık gelirinin çok çok üzerinde bir harcamayı yalnız taksit mantığına güvenerek yapan  bu insanın mutsuzluğunun çıkış noktası bankamıydı? Kartı ilk aldığında limiti görüp bu benim gelirimin çok üstünde diye itiraz edip, kartı bankaya iade etmeyen, 30 gün için alışveriş yapabilmenin keyfini, ay başındaki sıkıntıyı gözardı ederek coşku ile yaşayan bu vatandaşımızın kendi mutsuzluğunu hazırladığını ifade etmek yanlış mı ?

Hani hiç ders çalışmayan bir öğrencinin sürekli öğretmenini suçlaması gibi bir şey.
Çoğumuzun öğrencilik yıllarında, evdekilerin gazabından kurtulmak için bir yerlere saklanıp " ......bu öğretmen bana taktı, ağzımla kuş tutsam boş" dememiz gibi. Çalışma, gez toz ve kabahat öğretmende olsun. Öğretmen boş yazılı kağıdını ev ev dolaştırıp anne ve babalara gösteremiyor ki. Yazılı kağıtlarına verdiği notu soyluyor, öğrencinin itiraz hakkı daimi.

Ticari bir şirketin engin yöneticilerinin ticaret mantığına hiç uymayan hareket tarzları ve uygulamaları sonunda şirketin pazardaki payını büyük ölçüde kaybedip, yöneticilerin ise oturup hukumetin ekonomik politikasını zemmetmeleri de benzeri bir örnek sayılmaz mı sizce?  İyi bir yönetim sergileyemeyen, sürekli bir yerlere, birilerinin arkasına saklanan üst yöneticiler şirketin kötü gidişatından kendisinden başka herkesi sorumlu tutar. Biraz deşelerseniz falan işte zarar edilmesinin nedeni de patronun verdiği emirdir. Bu arada " ben biliyordum böyle olacağını " gibi ara nağmeleri işitmeye de alışıktır kulaklar. Hem bilip hem de yanlışı yapmak ise argo deyimle " yalakalığın " en üst seviyede sergilenmesinden öte bir davranış değildir. Bunu söyleyen, bunu sözlemeye alışmış ağızlar yorumun bu tarafını hiç ama hiç düşünmezler. Çalışanlar huzursuz, kendisi huzursuz, ortam neşesiz, bilânço ekside acaba kabahat kimde? Mutlak senede iki kez iş yerine uğrayan patrondadır bütün hata.

Hani "ne ekersen onu biçersin" sözü var ya yaşadıklarımızın tümünün kökeninde " ektiklerimiz " var. Önceleri yaptıklarımız var. Bunu anlatmak için ise milyonca örnek var.

Kabahat samur kürk olsa kimse giymiyorda, ben halen bu kürkü omuzuna atacak birine rastlayabilmeyi ümit ediyorum hep.

Bir sabah traş olurken, aynada böyle birini görmüştüm.
Hayal meyal hatırlıyorum.

KÜÇÜK ŞEYLER HER ZAMAN ÖNEMLİDİRLER.

Geçenlerde Çelebi' den bir arkadaşımla mail gönderim sistemindeki sorunları görüştük ve de bunları bir usule bağlayıp bağlayamayacağımızı konuştuk. Uygulamalardan ötürü bir rahatsızlık hissetmişler belli ki.
Bu konuyu düşünürken Barbara Pachter'in yazdığı ve Merve Duygun'un dilimize çevirdiği " Küçük şeyler önem kazandığında " isimli bir kitap elime geçti. İş hayatında bilmeniz gereken 601 küçük şeyi, olabildiğince sade ve güzel bir anlatımla bizlere hatırlatıyor bu yapıt. 
Resital yayıncılık tarafından 2006' da yayınlanmış.
Bu kitabı edinmenizi öneririm.
Gerek özel ve gerekse iş yaşamınızda çok faydasını göreceksiniz.

Mail konusunda bu kitaptan çıkarttıklarım ve başka bir yazılımla birleştirdiğim küçük şeyleri sizlerle paylaşmak istedim.

a.    Yazım kurallarının geçerli olduğunu unutmayın:  Evet e- posta kolay ve rahat bir iletişim yöntemi. Dilbilgisi kurallarını ve yazım hatalarını önemsememek doğru bir tarz değil. Konusu fark etmez, mesajınızın doğruluğu sizin ve işinizi yapış şeklinizin kalitesi hakkında ipucu verecektir.

b.    Adresleme çok önemli: Hele bir işyerinde çalışıyorsanız ve de mailiniz iş ile ilgiliyse. Önce patronun mu adını yazmak gerekir? Yoksa önce Genel Müdürümü adreslemek doğru olur? İkisi de değil.
•    Mail ile haberleşme kolay iletişim kurma yöntemidir. Dolayısı ile sistem bunu zorlaştıracak her türlü işleme karşıdır. Mail yazışmalarında unvana göre sıralı adresleme uygulaması yoktur. Kimse benim adresim neden falandan sonra diye düşünmemelidir. Yapabiliyorsanız sıralamayı alıcıların mail konusu ile ilgi derecesine göre yapınız.
•    Mailin konusu ile direk ilgili şahsın / şahısların adresi "To " hanesinin başında unvana bakılmaksızın yer almalıdır.
•    Adınıza gelen bir maili gönderenin bu yazışmayı yalnız sizin görmenizi istediğini düşünüyor veya biliyorsanız, gönderdiği e-postayı kesinlikle başka birine FWRD etmeyiniz.
 
c.    Hitaplar ve kapanışlar e postada teknik olarak zorunlu değildir.  E Posta kısa not formatında bir yazıdır. Göndereninde, alanında ismi zaten ekranda görülmektedir.
•    Yanlış isim kullanmanın alıcıyı gücendirebileceğini dikkate almalısınız.
•    Zorunluysa veya çalışılan kurumun uygulamaları sizi mecbur bırakıyorsa " Mehmet Bey" şeklinde bir hitap kâfidir. Bu tür bir hitabın kapanış kelimesi ise "Saygılarımla" olmalıdır. Resmi bir şekilde başlayan her türlü yazışmanın aynı resmiyette bir ifade ile bitmesi zorunludur. Hitap ve kapanış kullanacaksanız bunların birbirine uyumlu olmasına azami dikkat etmelisiniz. "Sevgili...... ile başlayan bir hitabın, saygıyla ifadesi ile bitmemesinin gerektiğini akıldan çıkartmayınız."
•    Maillerde isim ve hitabın altına unvan yazılmamalıdır. Unutulmamalıdır ki e–posta yazılımı resmi bir yazışma değildir. Buna rağmen bu hatayı yapıp unvan kullandınızsa bu unvanın doğru olmasına azami dikkati sarf etmelisiniz.

d.    E Postalarınızı kısa ve basit tutun: Genel Kural bir ekran görüntüsünü yani yaklaşık 25 satırı aşmamaktır.
e.    Kısa paragraflar kullanın: Bir sayfa kâğıtta bile uzun bir paragrafa yoğunlaşmak zordur. Bilgisayar ekranı bu zorluğu artırmaktadır.
f.    Konu kısmını mutlak doldurun: Ve de bu kısımda kısaltmalar kullanmayın. Konu hanesi okuyucuyu maile odaklar. Bazı insanlar konu bölümü boş olan maile görmemezlikten gelir.
g.     Büyük harf kullanmayın:  Büyük harf e postada bağırmak anlamına gelir. ( Ben bazen büyük harf mailler yazıyordum. Kitabın bu bölümünü okuduğum andan itibaren bu uygulamadan vazgeçtim.)
h.    Her Maili bir konu ile sınırlayın: Bir mailde 2–3 konu yer alırsa alıcı cevaplama esnasında mutlak birini atlayacaktır.
i.    Maillerinizi göndermeden önce bir kez daha okuyun:  Bazı hataların yazarken fark edilmesi zor olabilir. Önemli maillerinizi ekrandan yüksek sesle okuyun. Esasen mailin çıkışını alıp okumak hataların daha net görülmesini sağlayacaktır. Önemli konuların aktarıldığı e postalar için bu husus kesinlikle önerilmektedir.
j.    Önemli konulardaki mailleriniz için okundu bilgisi isteyin: Bununla da kalmayın konunun öneminden ötürü okundu bilgisini kaydedin ve saklayın. İleride ihtiyacınız olabilir.Malum insanlar unutkan. 
k.    İnsanlara E-Posta yüklemesi yapmayın: E – Postayı gerektiği zamanlarda, gerekli insanlara gönderin. İş konulu uğraşlarınızdan herkesin, Özellikle Genel Müdürlerin ve patronların haberdar olmasını sağlamak için her mailinizi bu insanlara cc' lemeyin. Onların yanında kaç kişinin çalıştığını bir düşünün. Nasıl baş ederler bir yığın mail ile? Gönderdiğiniz bir mailin okunmaması /
Okunamaması sizi rahatsız etmez mi?
l.    Sinirli veya üzgünken e-posta göndermeyin: Mesajı göndermek çok kolaydır. Ancak sonra pişman olabilirsiniz. En azından rahatlamak ve düşünmek için kendinize bir 24 saat verin. Ve de bundan sonra o maili göndermek isteyip istemediğinize karar verin.
m.    Teşekkür notlarını e posta ile göndermeyin: E Posta yazılı bir teşekkür notu gerektiren her durumda kullanılmaz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Gökyüzü Haberci Android Market'te.

GÖKYÜZÜ HABERCİ E-DERGİ

Gökyüzü Haberci'yi Facebook'ta takip edin
Bumerang - Yazarkafe

FİRMALAR