Çetin Özbey
Çetin Özbey

Yaşamdan Kesitler

Avucunuzdaki Kelebek 
İlk kez duydum ve ilk defa gördüm. Elimdeki kitabın iade garantisi vardı.
Kitabın kapağındaki nota baktım. " Dünyada ilk kez kitap iade garantisi" yazıyordu.
Kitabın ismi "Avucunuzdaki Kelebek"
Tabii ki merak uyandı bende.
Önsözden başladım okumaya. O kadar etkilendim ki kitabın giriş bölümünü sizlerle paylaşmaya karar verdim.
"Size bu yazıyı martılarla ve dört tane tavşanla göz göze, bir adanın kıyısında üç arkadaşımla beraber ahtapot ve denizkestanesi yerken yazıyorum.
Yaşım 39.
Şimdilik bu ada biraz temiz. Buraya gelmeseydim bu kitabı da bitiremeyecektim.
Yaşarken yaptıklarınız, sizden sonra hep boşlukta yankılanır.
Size kitap boyunca şunu yapın, bunu yapın diye ders vermeğe çalışmadım.
Bu kişisel gelişim kitapları da sıktı zaten değil mi ?
Emin olun ben hiç birini okumadım. Sürüyle yeni yetme Amerikan zibidisi size yeni hayatın kurallarını öğretiyorlar.
Ben kural öğretemem.
Yemin ederim ki başarının formülünü de bilmiyorum.
Hiç tanım yapmayı da bilemem zaten.
Tek bildiğim sizin hayal gücünüzü büyülemektir.
Öyle bir büyü ki o, bu kitaba dokunduğunuz anda başka bir dünyanın kapısını aralar gibi olmalısınız.
Kimi kitaplarda ben böyle duygular yaşadım. Onlar benim başucu kitaplarım oldu.
 İnşallah "Avucunuzdaki kelebek"te sizin için öyle bir kitap olur.
Hayatınızı etkiler ve yıllara hayat katar.
Ve hayatınızda hayaller,
Hayallerinizde dostlar,
Ve dostlarınızla hayat.
Beraberce yaptıklarınız, sonsuzluğa yankılansın.
Dostlukla.
14 Nisan 2004 Ayvalık.
Diyordu kitabın önsözünde Ahmet Şerif İzgören.
Çok kısa sürede kitabı okudum. Belirli yerlerini iki kez okudum. Arka kapakta lacivert bir zemin üzerinde "Ahmet Şerif İzgören'in kitaplarından herhangi birini okudunuz ve beğenmediniz ise kitabı iade edebilir ve ödediğiniz ücreti yayınevimizden geri alabilirsiniz" cümlesi vardı. Önce kitabı götürüp iade etmeyi denemek istedim. Ne yapacaklarını merak etmiştim. Nasıl bir iade işlemi yapacaklardı.
Düşüncemden ötürü utandım vazgeçtim bu denemeyi yapmaktan.
Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni Çağlayan Babacan bu kitap için  "Sizi temin ederim, hayatımda iş dünyası ve iletişim üzerine okuduğum hiçbir eser bende bu kadar etki bırakmadı" diyordu.
Doçent Dr Mustafa Doğaner; ürettikleriniz ve paylaştıklarınız için şahsım ve kitaplarınızı okuyan binlerce öğrencim adına elinize, dilinize ve yüreğinize sağlık diye sesleniyor İzgören'e.
DPT Yönetim Bilgi Merkezinden Filiz Şahin "Tebrikler. Çok net. Başka bir şey söylemem mümkün değil. Hızlı okuma rekoru kırmış olabilirim. Bu kadar duygu yüklü, bu kadar gerçekleri göz önüne serebilen, halen umut olabileceğine dair bu kadar mesaj bir arada nasıl verilir?  Gerçekten tebrikler" diyor.
Ve kitaptan bir pasaj.
Hayatınızda çok büyük bir başarısızlık yaşadınız mı? İşe yaramaz bir avukat bu başarısızlığı yaşadı. Çok varlıklı bir aileden geliyordu. En iyi okullarda okumuş, avukatlık diploması almıştı anne ve babasının gurur kaynağıydı ve çok önemli insanları tanıyordu. Ancak kendisini iyi bir avukat olarak tanıtması ve bunu kanıtlaması gerekliydi. Babasının yardımını almadan ve sosyal çevresini kullanmadan başarmak istiyordu bunu. Mahkeme salonunda bıraktığı ilk izlenim ise korkunçtu. Karşı tarafın gücünden o kadar korkmuştu ki büyük bir yenilgiye uğradı. Kendisini çok bitkin ve yılgın hissettiği bir anda, kendisinden çok daha kötü durumda olan insanların varlığını fark etti ve o andan itibaren sorunun nasıl çözümlenebileceğini düşünmeye başladı.
Çok ünlü bir avukat olmayı başaramadı. Ama kendi felsefesini geliştirdi ve kendine bir yaşam amacı belirledi. Uğraştı, didindi ve memleketi olan Hindistan'ın İngiliz egemenliğinden kurtulmasını sağladı. Bu sıradan avukatın ismi Mahatma Gandhi'ydi.
En kötü başarısızlıklarımızda çevremize şöyle bir göz gezdirirsek yaşama bambaşka bir açıdan bakabiliriz. Kendinizi en başarısız hissettiğiniz anlar belki de geleceğin tohumlarını atmanız için en uygun zamanlardır.
Başarılı olmamak Mahatma Gandhi'yi yıkmadı. Etrafını gözlemlemesi, hayatının amacını iyi belirlemesi yaşamını bir başarı öyküne dönüştürdü.
Ve Bin aynalı Tapınak.
Hindistan'da yüksek bir dağın doruğuna yapılmış "Bin aynalı tapınak" isimli görkemli bir mabet vardı. Günlerden bir gün bir köpek dağa tırmandı. Merdivenlerinden çıkarak Bin Aynalı tapınağa girdi. Tapınağın bin aynalı salonuna geçtiğinde etrafında bin tane köpek gördü. Korkarak tüylerini kabarttı. Kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırdı. Korkutucu hırıltılar çıkartarak dişlerini gösterdi. Etrafındaki bin köpekte tüylerini dikti, kuyruklarını bacaklarının arasına aldı ve korkunç sesler çıkartarak dişlerini gösterdiler. Köpek paniğe kapılarak tapınaktan kaçtı ve o andan itibaren bütün dünyanın tehlikeli, köpeklerle dolu olduğuna inandı.
Bir süre sonra başka bir köpek gelip dağa tırmandı. O da merdivenlerini tırmanıp Bin Aynalı Tapınağa girdi. Bin aynalı salona girdiğinde ise kendisine bakan bin tane köpek gördü. Ve de çok sevindi. Kuyruğunu sallayarak neşe ile zıplamaya başladı. Köpeklerin hepsini oynamaya çağırdı. Bu köpek tapınaktan çıktığında ise dünyanın dost ve sevecen köpeklerle dolu olduğuna inanıyordu. Bu örnekleme ile bize seslenen yazar, anlayana bir şeyler söylemek istiyor.
Kötümser İnsan yalnız tüneli görür. İyimser tünelin ucundaki ışığı, gerçekçi insan ise tünel ile birlikte hem ışığı hem de gelmek üzere olan treni görür, sözü ile kitabın hedefler bölümüne giren yazar Hedeflerin TOMBUL olmasını öneriyor.
TOMBUL Hedef nasıl mı olur?
Tatmin edici,
Ortak,
Mantıklı,
Belirgin,
Ulaşılabilir,
Limit konulmuş.
Ve de Murat Ceylan isimli bir okur "Size teşekkür etmek istiyorum. Hem bana hem de zincirin halkaları gibi etrafımdaki tüm insanlara inanılmaz bir enerji veriyorsunuz. Anneme bir kitabınızı okuttum. Sonuç inanılmazdı. İçinde korkunç bir enerji oluştu. İş yerinde bir çok değişiklik yapmaya karar verdi. En güzeli bir kitaplık oluşturmaya ve herkese kitap okutturmaya başladı. Tekrar teşekkürler diyor.
Bu tür bir kitap yazan insanın "Ben kural öğretemem, yemin ederim ki, başarının formülünü de bilmiyorum, hiç tanım yapmayı da bilmem zaten" diyebileceğine kimse inanmaz. A.Şerif İzgören bütün açıklığı ile bunu söylüyor. Kitabı ilk elime aldığım zaman bu sözcükleri hayli yadırgadım ve hatta böyle söylüyor ama kitabın içi yine de ders doludur diye düşünmüştüm.
Değilmiş. Durduğu yerde bir kitap 14'ncü baskıya nasıl ulaşır ki ?
Bir şarkısın sen
Hemen hemen herkesin bir şarkısı vardır.
Gençliğinden bu güne uzanan veya orta yaşlarda benliğini sarmış olan.
Kimi gençliğine döner bu şarkıyı dinlerken.
Kimi ise bir kez daha yaşar gençlik yaşanmışını.
Biri ilk sevgilisini anar bu şarkıyı dinlerken, kimi son sevgilisini düşünür.
Bazıları ise son yaz tatilindeki güzelin resmini görür baktığı her yerde.
Her ne ve nasıl olursa olsun mutlak bir sevgi unsuru çerçeveler bu düşünceyi.
Müzik neden sevgiyi, sevgiliyi anımsatır?
Parçanın sözleri sizin içinizdekileri ifade ettiğinden mi ?
Yoksa müzik olmasa da sevgiliyi düşünme ihtiyacı hissettiğinizden mi?
Belki ikisi de doğru. 25'li yaşlarımın şarkısını dinledim geçtiğimiz günlerde.
O yaşlara döndüm yeniden.
Aynı heyecanı hissettim, içim titredi.
O zamanlar sevdiğimi hatırladım.
Birlikte dinlerdik Berkant'ın seslenişini.
Bir şarkısın sen, ömür boyu sürecek.
Bir süre sonra müzik bitti. Hayalde sonlandı tabii ki.
Müzikten ve sevdiğimden kopup, yine eve döndüm kös, kös.
Kapıyı çaldım.
Gençlik dönemimin sevgilisi, gençlik dönemimin güzeli açtı kapıyı.
Otuz yedi senedir kapıyı açıp hoş geldin dediği gibi.
Yatarken halen mırıldanıyordum kendi kendime.
"Bir şarkısın sen, ömür boyu sürecek.
Dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek." Duydu mu bilmiyorum.
Baktım uyuyordu. Otuz yedi senedir yanımda uyuduğu gibi...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Gökyüzü Haberci Android Market'te.

GÖKYÜZÜ HABERCİ E-DERGİ

Gökyüzü Haberci'yi Facebook'ta takip edin
Bumerang - Yazarkafe

FİRMALAR