Çetin Özbey
Çetin Özbey

Yaşamın İçinden

Önce Kendimizi
Yargılayalım.
Bilirsiniz hepiniz, bedenimizin bilmediğimiz bir yerine bir "Yargıç" yerleşmiştir.  
Adı mı?  
Bu seçkin kiracımızın adı " Vicdan" dır.
Sizin ki de, benim ki de, onun ki de hep aynı isimle çağırılır.
Çatık kaşlı, kırmızı yakalı cübbesi olan, elindeki tokmağı "karar" deyip masaya vuran bir yargıç mı? Bilinmez. Gören yok ki tarif etsin.
Kimimizin beyninde, bazılarımızın ise kalbinde oturur.
Vicdana en güzel mekânı ise bir küçük sofa beyinde, bir bakla oda kalbinde ayıranlar vermiştir.
Yargıç, duygusal oluşumları, beynin mantık fonksiyonu ile yoğurup sizi sorgularken, gün boyu yaptıklarınızı yargılarken, gece uykunuzdan uyanırsınız bazen.
Vicdanımıza neyi, neden yaptığımızı anlatırken, arada bir rahatsızlık hissettiğimiz olur. Yaptıklarımızdan ötürü vicdanımızın bize uygun gördüğü mahkûmiyet kararını irdeleme hakkımız pek olmaz? Zira yaşamda bedenimizde misafir ettiğimiz bir üst yargıç yoktur.
Vicdanın bize uygun gördüğü ceza ise genelde aynı fiili tekrarlamamak olur.
Yargıç bizi bu kez tepeden, yukarılardan gözlemler.
Ceza uygulaması sürecindeki tutumumuzu görmek için.
Yargıcın, vicdanın bu görevi, yaşam perdemiz kapanana kadar sürecektir.
Perdenin kapanmasından sonra, eğer yaşamdaki cezaları kabulleniş şeklimizde terslik yoksa cezaya konu olan fiili tekrarlamamak için gayret sarf etmiş isek, yüce yargıcın bizi ana mahkemede sanki avukatımız gibi koruyacağına inanabiliriz.
İçimizdeki bu yargıcın farkındaysak, bu mahkemede her gün kendimize hesap veriyorsak ve de yaptıklarımızdan ötürü kendimizi yargılıyorsak insan olduğumuza inanabiliriz.
Aramızdan Sessiz Sedasız ayrılan bir kahraman.
THY emektarlarından Cavit Bultan ağabeyimizin bir mail gönderisini sizlerle paylaşmak istiyorum. Gönderinin konusunda " Var mı aranızda böyle çılgın Türk?" yazıyordu.
Hava Kuvvetlerimizin şerefli mensubu Şener Koltuk'un ruhu şad olsun.
"14 Ekim 1987. Ankara Mürted , Saat 11.05.
4'üncü Ana Jet Üssü'nün pistinde bir F16 frenlerini bırakmış, kulakları adeta sağır eden bir gümbürtüyle hızlanıyordu.
Nefesler tutulmuştu.
Çünkü 86- 0068 kuyruk numaralı o F16, tarihimizde yeni bir sayfa açıyordu.
Türkiye'de üretilen ilk savaş uçağıydı.
İlk kez test ediliyordu.
Haliyle, uçuş riski çok yüksekti.
Pilot, 36 yaşında bir binbaşıydı.
Şener Koltuk.
'Kelle Koltuk' diyorlardı ona.
Haklıydılar... Çünkü bu işi yapabilmek için hakikaten kelleyi koltuğa almak gerekiyordu. Havalanacak, bütün manevraları deneyecek, kelimenin tam manasıyla 'canını çıkaracaktı' hiç uçmamış uçağın... Kalktı, daldı, çıktı, yattı, döndü ve sağ salim indi.
'Tamam' dedi, 'Bu uçar...'
Gözü karaydı, mangal yürekli...
Tam çılgın Türk!
Kıbrıs'ta savaştı.
F100'le... Bu F100 dedikleri, hesapta avcı bombardıman uçağı ama, aslında soba borusu gibi bi şey... 1953 model.
Onunla dağıttı Yunan'ı.
F104 macerası var bir de...
Bandırma'ya inecek, basıyor düğmeye, sol iniş takımı açılmıyor... Komutan, Cumhur Asparuk Paşa... 'Atla' diyor, 'Uçağın canı cehenneme, pilotumdan kıymetli değil...' Atlasa, rutin kontrol için hastaneye gidecek, 28 gün uçuştan men edilecek, kural bu... Uçak arızalı ama pilot daha arızalı! 'Çorbayı akşam evde içeceğim komutanım' diyor, atlamıyor. Gövde üstü indiriyor uçağı. Hem de öyle indiriyor ki, tereyağından kıl çeker gibi, tekerlekle inse bu kadar olur... Aynı uçağı, 27 gün sonra 'kendisi' test ediyor ve yeniden Hava Kuvvetleri'ne dahil ediyor!
521 uçağın test uçuşunu yaptı. 521 kez 'maksimum' riske attı hayatını... Bu bir dünya rekoru... Çünkü binlerce parça ve milyonlarca hesaptan oluşan 'sıfır kilometre' 521 uçağı, düşürmeden indiren başka bir pilot yok dünyada.
Emekli oldu sonra...
ABD'den iş teklifi aldı.
Acayip paralar teklif edildi. Gitmedi.
'Ben bu işi para için yapmadım, bu vatanın ne toprağını terk edebilirim, ne gökyüzünü' dedi.
Restoran açtı.
'Ticaret yapmak F16 uçurmaktan zor' diyordu arkadaşlarına: 'Buzda kayıyorsun, suya yazı yazıyorlar, dürüstlük yok! Böyle ortamda uçmak mı kolay, ticaret yapmak mı?'
Ve tarih, 13 Haziran 2008...
Yer, Ankara Kocatepe Camii...
Musalla taşında ay-yıldızlı tabut.
Şener Koltuk...
Henüz 57 yaşında kalp krizinden vefat etti. Haberinizin olduğunu sanmıyorum, yazayım dedim... Türkiye, hakkı ödenmez bir kahramanını sessiz sedasız toprağa verdi. Allah rahmet eylesin. "
Lütfen Cevap Veriniz.
Hepimize bir takım yerlerden birçok davetiye gelmiştir. Kimi düğünün, kimi yemeğin ve kimi kutlamanın çağrılısı olmuşuzdur. Davetiyeler çeşitlidir tabii ki. Hepsinde müşterek bir şey vardır ki hiç değişmez.
LCV.......tarih ve bir telefon numarası.
Davete iştirak edip etmeyeceğinizi bildirmenizi isterler.
Bu zor bir iş değildir. Telefon edip geleceğim veya gelemeyeceğim. Hepsi bu.
Bazılarımız nedendir bilinmez bu talebe cevap vermeyiz.
Ya aldırmayız. Ya unuturuz.
Oysaki bunu yapmamak bizi davet eden insana, kuruma bir anlamda saygısızlıktır.
Organizasyon bizden gelen cevaplara göre şekillendirilecektir.
Masa adetleri buna göre tespit edilecek, oturma planı buna uygun yapılacak ve organizasyonun maliyeti bu cevabı veren davetlilere göre belirlenecektir.
Bakıyorsunuz ki; birçok kimse davete iştirak edeceğini bildirmesine rağmen ortada yok. Masaların boş kaldığına, görünümün bozulduğuna mı yanarsınız, yoksa o davetliler için ödeme zorunda kaldığınız küçümsenmesi mümkün olmayan meblağa mı? Hepsi bir tarafa, bir de LCV' talebine kayıtsız kalıp, arama zahmetine katlanmayıp " ÇAT KAPI " organizasyona iştirak eden davetliler var ki bunlar tüm planlamayı alt üst eden kimseler oluyor. Düşünün sizi cevaplayan misafir adedine uygun hazırlık yapıyorsunuz, masa oturma planı başta her şeyi ona göre planlıyorsunuz, bir de bakıyorsunuz ki, lütfedip sizi cevaplamayan hatırı sayılır insanlar kapıda size  "merhaba biz geldik"  diyor. Siz haber vermediniz bu nedenle şuraya oturacaksınız diyemezsiniz. Çözebilirseniz, çözün.
Sonuç;  ne bu şekilde gelen memnun, ne de davet sahibi mutlu.
Tüm bunları çözümleyecek, davet sahibine sıkıntı yaşatmayacak tek şey; "Lütfedip Cevap Vermek"
"Lütfen Cevap Veriniz."
 ÇELEBİ'nin
yaş günü
Çelebi 50 nci kuruluş yıldönümünü 15 Temmuz günü Dolmabahçe Sarayında  düzenlenen bir Gala yemeği ile kutladı.
Bu Organizasyonda görevli olmam nedeni ile geceyi sizlere anlatmayacağım.
Bu gece ile ilgili olarak en çok muhatap olduğum suali cevaplamakla yetineceğim.
Hoşgörü İmparatorluğu nereden çıktı ? Bu düzenleme Çelebi için mi yapıldı?
"Hoşgörü İmparatorluğu" gösterisi, yurt içi ve yurt dışında Türkiye'nin tanıtımını kendine misyon edinmiş ve bir çok başarılı projeyle bunu kanıtlamış Orkestra Şefi ve Bestecisi Orhan Şallıel tarafından, "Senfoni Orkestrası" çatısı altında birleştirilmiş ve yüzyıllardan beri bu topraklarda birlikte yaşamış farklı kültür ve medeniyetlerin renklerini, değerlerini ve birikimlerini simgeleyen yapıtların her çeşit müzik ve danslar eşliğindeki  sunumudur.
Gösteri, kurgulanış biçimiyle her zaman kendisini yenilemektedir,  tıpkı müzikal ve kültürel bir delta gibi. Her seferinde yenilenmiş ve yenilenmeye hazır olarak hayata sarılır, geçmişten ve günümüzden beslenir. Tüm bu değerleri "müzik potası" içinde eritir ve kaynaştırır. Hoşgörü İmparatorluğu'nun müzikal mimarı Orkestra şefi ve besteci Orhan Şallıel; ülkemizin bu zengin kültürler mozaiğini, her projesinde farklı bir açıdan ele alarak sürekli "yenileyerek yinelemektedir".
Hoşgörü İmparatorluğunun müzik ve dansın farklı kültürel öğelerin birbirleriyle etkileşimini ve uyumunu yansıtarak oluşturulmuş ve "zaman"a sahip çıkan bir sahne gösterisi olarak adlandırmak mümkündür.
Mehter takımı da, zevkle dinlediğimiz ilahi' de Hoşgörü İmparatorluğunun  bir parçasıdır.
Çelebinin 50 senelik geçmişinin müzik ile bütünleştirilmesi, Erol Evgin tarafından yapılmış ve Hakan Alsev, Ayten Alpman, Berkant ve Aslı ile süslenmiştir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Gökyüzü Haberci Android Market'te.

GÖKYÜZÜ HABERCİ E-DERGİ

Gökyüzü Haberci'yi Facebook'ta takip edin
Bumerang - Yazarkafe

FİRMALAR