Çetin Özbey
Çetin Özbey

Yaşamdan kesitler

Dilekçe Bir toplantıdan dönüyordum. Saat 19.00 civarındaydı. E-5'den Topkapı - Bakırköy istikametine giderken, yolun Bakırköy- Topkapı tarafı tamamen kapalıydı. Biz neredeyse saatte 10 -15 km hızla, bir dur bir kalk yol almaya çalışırken yolun diğer tarafında adım adım denecek şekilde bile olsa ilerleme yoktu gördüğüm kadarı ile. Bu arada dikkatimi karşı istikamette sürekli siren çalarak ilerlemeye çalışan ambulanslar çekti. İnanmayacaksınız ama Topkapı-İncirli arasında 4 adet ambulans sirenle insaf diliyor ve kendilerine yol açılmasını istiyordu. Yoldaki hareket ancak metrobüslere ayrılan orta yoldaydı. İnsanlar tabii ki ambulanslara yol vereceklerdi ama yerlerine çakılmış duruyorlardı. Bir kıpırdasalardı, bir kıpırdama imkânı bulabilselerdi, sağa sola bir yere kaçışıp sirenlerin can kurtarmasına yardımcı olacaklardı. Olamadılar. Temenni ediyorum ki o akşam ambulansların içindeki hastalar trafiğin kendilerine kötü davranışlarına rağmen hastaneye yetişebilmiş ve sağlıklarına kavuşmuş olsunlar. Bir gün sonra TIM'de yapılan Kurumsal Film festivali sonuçlarının açıklanacağı ön gösterim gecesine Çelebi ekibini alkışlamaya gidiyordum. Aklımca evden erken çıkmıştım. Saat 18'de evden çıkıp saat 19.15'de ancak Sirkeci'ye varabilmiştim. Karaköy'de ise yol iyice tıkandı. Tophane ile Dolmabahçe arasındaki 2 -3 kilometreyi bir saatte aldığımı söylesem belki inanmazsınız. Bu arada dikkatimi çeken şey aynı güzergâh boyunca gidiş ve geliş yolunun ortasında raylı sistem'e (hafif metro) ayrılmış bulunan yolda tepesine mavi lamba yerleştirmiş olan ve lambasız seyreden sivil plakalı araçların yol almasıydı. (Bazı araçların ihbarda bulunmak üzere plakasını cep telefonuma kaydettimse de maalesef telefonumun arıza yapması ve yeniden kurulması üzerine hafızadaki bilgileri kaybettim.) O mavi lambanın ne ifade ettiğini ise anlamam güç. Birileri aracının üzerine pille çalışan ve dönen bir mavi ışık koyuyor ve kendisine bir takım ayrıcalıklar sağlıyor. Bunun en şaşırtıcı tarafı ise insanların bu uygulamayı yapanlara sessiz kalmaları ve de bir noktaya geldiklerinde normal yola geçmeleri esnasında bu yaratıklara yol vermeleri. Arap saçına dönmüş, tıkalı bir yolda düşünmek için çok vakit vardı. İster istemez bir gün öncesine gitti düşüncelerim. Acaba neden metrobüs yollarında ambulansların ilerlemesine müsaade edilmez de, falan kuruluşunun veya filan belediyenin bir yöneticisini eve götüren araç ile yasak tanımaz vatandaşların araçları ile hafif metro yolunda seyretmelerine ses çıkartılmaz. Lütfen bana, o gece polis bunu gördü mü diye sormayınız. Size, üst üste iki gün gördüklerimi, yaşadıklarımı naklettim. Gündüz saatlerinde belirtilen yolun aynı şekilde kullanımının yapıldığına defalarca şahit oldum. Sizlerinde bunu gördüğünüze eminim. Görmedim diyorsanız, dikkatle bakın. Örneğine her gün, yolların tıkalı olduğu her saatte rastlamanızın mümkün olduğuna eminim. Evet; basında yer alan bazı haberleri hatırlamamak mümkün değil. Uçağı kaçıracak olan insanların ambulânslara para ödeyip uçuşu yakalama gayretlerini bende okumuştum. Doğru mu, yalan mı bilemem. Ancak devletin bu tür durumlarda çok büyük, caydırıcı cezalar uygulayabileceğini ve de kamuoyunun bu büyük cezaları yadırgamayacağını biliyorum. Bu konuyu açtığım bir arkadaşım sanki büyük şehir belediyesinin sözcüsüymüş gibi ambulansların metrobüs yolundan çıkmalarının zor olduğunu vb.. şeyler anlattı bana. Yine gazetelerden okumuştuk. Metrobüs yolları yapılırken güzergâhların sonunda onların dönüş yapacakları noktaların, bu dönüşe müsait hale getirilmesi unutulmuştu. Bu da doğru mu, yanlış mı bilemiyorum. Bildiğim tek husus var ki, Türk dehası bunun da çözümünü güzergâhın sonunda döner askılı dönemeçler yaparak bulmuştu. Ambulansların çıkış yapacakları yerlerin belirlenerek, uygun hale getirilmesi çocuk oyuncağı gibi bir iş olsa gerek. Bu bir dilekçedir. Zarfında ne pul ne de adres var. Alıcısının Büyükşehir Belediyesi olması gerek ama tam olarak bilemiyorum. Bunu öğrenip kendilerine de arz edeceğim. İlgili makamın başvuruyu bu formatta dikkate alması dileği ile. İki veya daha fazla sorumlu varsa, gerçek anlamda sorumlu yok demektir. Bazı büyük kuruluşlarda, her projenin takibi için bir sorumlu atanır. Adı "Proje Koordinatörü" vb. Nasıl isimlendirirseniz öyle çağırabilirsiniz. Diğer bazı kuruluşlarda ise her proje için bir komite kurulur, projeler ve gelişmeleri bu proje ekibi üzerinden takip edilir. Bunun hangisi doğrudur? Hangisi işin daha düzgün takip edilmesini sağlar? Ve de hangisi daha doğru ve kesin sonuç verir? Konuya Robert Copeland'ın dediği gibi mi yanaşmak lazım bilemiyorum. "Bir şeyi veya bir işi yapabilmek için; ikisi hiç bir zaman mevcut olmayan üç kişilik bir komiteye ihtiyaç vardır" Copeland bunu söylemiş. Tam olmasa bile doğru tarafı var bu sözün. Hatta Türkçede bu durum daha veciz deyişlerle de ifade ediliyor. Kişisel görüşüm proje ekiplerinde azami üç kişinin bulunmasının gerektiği yönündedir. Bu üç kişiden biri Proje Sorumlusu olmalıdır. İsterseniz Proje Koordinatörü deyip zamana uyabiliriz. Başka bir deyişle bu şahıs konunun tüm sorumluluğunu taşımalıdır. Kime karşı mı? Genel Müdüre, patrona vb. Geriye dönüp düşünüyorum da on kişiden veya daha fazla çalışandan oluşan grupların çalışmalarının sonucunda işin zamanında ve doğru olarak planlandığını ve bitirildiğini hatırlamıyorum. Proje gruplarında yer alacak görevlilerin seçimi, sonucu direk etkileyecek faktörlerin başında geliyor hali ile. Konu ile ilgili hakiki bir uzman seviyedeki çalışan, grubun olmazsa olmazlarındandır. Diğer iki görevli ise, öncelikle takipçi, araştırmacı, planlamacı vb. vasıflara mutlak ve mutlak sahip olmalıdır. Özetle grup üyelerinden hiç biri konuya "bilgi yarışmasına girmişcesine", yalnız kendi açısından bakmamalı ve yürütülen görüşmeleri kariyer yarışması şekline sokmamalıdır. Bu nedenle tüm çalışma hayatımda bu tür çalışma gruplarında aynı kariyere sahip insanların bulunmamasına dikkat edilmesi gerektiğini savundum. Bunu okuyan bazı kimselerin beni çok görüşlüğe kapalı olmakla suçlayacaklarına eminim. Ben, araştırmacı, takipçi ve planlamacı vasıflara sahip diğer iki grup üyesinin bu vasıfları ile değişik görüşleri de belirleyip, öğrenip grubun çalışmalarına getirebileceklerini ve bu görüşleride masaya yatırabileceklerini düşünürüm. Hatırlıyorum da, çok önemli bir konuda yapılan bir toplantıya kurum dışı iki hukukçu katılmıştı. Bu yetmezmiş gibi bir de kurum hukuçusu iştirak etmişti bu toplantıya. Çalışma grubu ise hayli geniş tutulmuştu. Hukukçular hariç on kişiyi aşkındı. Kurum hukukçusu ev sahibi olmak sıfatı ile nezaketen fazla detaya girmeden dinlemeyi ve not almayı tercih etmişti. İki saatlik çalışmanın sonucunda bu birlikteliğin kuruma ve çalışmaya iştirak eden şahıslara ne kazandırdığını hayli düşünmüştüm. İki hukukçunun uzmanlık gösterisini yorumlamak ve bundan sonuç çıkarmak beni aştığı için bu görüşmeden neyi, nasıl çıkartmam gerektiğini de anlayamamıştım. Sorduğum iki üç kişide benimle aynı konumdaydılar. Evet, proje yönetimi gruplarının oluşturulması sırasında grupta üç kişiden fazla üyenin bulunmaması hususunun, koordinasyonun sağlanmasına yönelik olacağı düşünülen bu tür planlamalardan fayda temin edilememesine ilişkin gerçeği ortaya koyan geçmiş deneyimlerin iyi hatırlanması ve değerlendirilmesi gerekir. Çoğumuz kendi çalıştığımız yerlerde benzeri oluşumlar yaşamışızdır. Bu durumlarda kurumsal hafızayı çalıştırmak en iyi çözüm. İşin süratle sonuçlandırılması için tek bir sorumlunun belirlenmesi ve yetkilendirilmesi şart. Her ne kadar ehliyet alacak şahsın trafikte çalıştırılması için, ön tarafda iki direksiyonu, fren, gaz vb. iki kumanda pedalları olan araçların varlığı bilinmekteyse de, bu tür araçlarda da yönetimin hocada olduğu açık. Kazadan sorumlu da hali ile bu hoca. Tüm sorumluluk, bizim yaklaşımımızla adı "Proje lideri" olan hocada.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Gökyüzü Haberci Android Market'te.

GÖKYÜZÜ HABERCİ E-DERGİ

Gökyüzü Haberci'yi Facebook'ta takip edin
Bumerang - Yazarkafe

FİRMALAR