Çetin Özbey
Çetin Özbey

Arz, Talebi Aşarsa Ne Olur?

Bizim kuşak mutlak hatırlayacaktır. Gençliğimizde Kumkapı'daki simit fırını çok meşhurdu. Tabii ki bunun dışında bir iki tane daha gözde simit fırını vardı İstanbul'da. Biri Sarıyer'de, bir diğeri ise Yeşilköy'de. Eyüp'dekini de unutmamak gerekir. Sarıyer ve Eyüp'dekini pek bilemiyorum ama Kumkapı'dakinin ve Yeşilköy'dekinin yüz yaşını aşkın olduğu söylenirdi o zamanlar. Biz yaşlandık. O zamanlar 100 yaşını aşkın olduğu söylenen Yeşilköyümüzün, eski itfaiye civarındaki simit fırını kayboldu gitti. Seneler geçti. Kocaman kocaman seneler. Bizim simit fırınları, önce "Unlu mamuller üretim merkezi" haline dönüştü. Daha sonra da "Saray" oldular. Simit Sarayı. İnsanlar ucuz yoldan karın doyurmanın bu yöntemini sevmişti. Bir simit, yanında bir eritme peynir ve bir çay, fast food'un en ucuz menüsünün dörtte birine geliyordu neredeyse. Üretici ve saray sahibi için iyi bir işti. Müşteri de mutluydu. Yaşam zorlaştıkça, pahalılık alıp başını yürüdükçe bu saraylar çoğaldı. Bir işin müşteriler tarafından tutulduğu hele görülmeye görsün. Her önüne gelen, bir diğerinin yanında "simit sarayı" açmaya başladı. Bir ara Sirkeci'de birbirinin hemen hemen yanında ve karşısında dört tane saydığımı hatırlıyorum. Dünde bir "Simit Sarayı" gördüm ki tam tamına dört katlı. Biraz ilerisinde, sağda hem de köşe konumda iki katlı bir tane daha var. Solunda da elli veya yüz metre içerisinde bir tane daha olduğunu anımsıyorum. Dar gelirlinin öğle yemeği bu üç kat üstüne kat sarayı doyurur mu? Onu bilemiyorum. Gördüğüm kadarı ile saraylarda fazla müşteri yoktu. Arz talebi aşınca her halde böyle oluyordu. Ataköy'de bir site de oturuyorum. Birbirine komşu konumlu olan 2 sitede bir eczane vardı. Tam anımsamıyorum, bir süre sonra ikincisi açıldı. Biraz daha sonra bir tane daha. Hep düşündüm o zamanlar; salt nöbet akşamları satış yapmak acaba bu çarkı döndürebilir miydi? Zaman içerisinde bir tanesi kapandı. Mevcut olan eskisinin müşterileri sadık çıktı. Halen çalışıyor. Diğerinin sahibini ise eczanenin girişine yerleştirdiği bir masada genelde internette gezinirken görüyor ve üzülüyorum. Allahtan dükkân kendi mülkü de, dayanıyor. Arz talebi yine aştı demek yanlış olmayacaktır kanımca. Bildiğiniz üzere bir Alış veriş Merkezi furyası başladı. Rahmetli Özal'ın Başbakanlığı döneminde mi, Cumhurbaşkanlığı döneminde mi tam olarak anımsamıyorum İstanbulumuzun ilk alışveriş merkezi olan Galleria'yı açışının ne denli büyük heyecan yarattığını hatırlarım. İlk günler her fırsatta gidilen bir yerdi. İnsan her aradığını bulabiliyordu. Şimdi ise yalnız Bakırköy ve Ataköy'de 5 tane, E 5 'in İncirli'den Hava Limanı sapağına kadar olan 1,5 -2 km'lik bölümü üzerinde ise sağlı sollu 3 tane var. Ataköy'de önümüzdeki aylarda açılacak olan bir AVM ile ve de benim bilmediklerim bu hesabın dışında tabii ki. Geçenlerde bir gazetede okumuştum. Ernst & Young Türkiye Genel Müdürü Osman Dinçbaş, 'İstanbul'da alışveriş merkezi sayısının 100'ü bulacağını ve bu nedenle 'Batı dünyasında olmayan bir krizi, sayısı artan alışveriş merkezleriyle yaşayacağımızı söylüyordu. Aklıma Anayasanın hafif yollu uçuşundan kaynaklanan kriz geldi. Hep ithal kriz yaşayacak değildik ya, birazda kendi uğraşımızla yarattığımız krizi yaşamıştık. Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Derneği (AMPD) Başkanı Nuşin Oral'ın verdiği internet kaynaklı bilgiye göre şu anda Türkiye'de yüz doksan bir olan AVM sayısına 3- 4 yıl içinde yüz seksen tane daha eklenecek. Sadece geçen yıl açılan AVM sayısı beş altı. İstanbul'da ise elli beş tane AVM bulunuyor, şu anda inşaatı süren proje sayısı ise kırk altı. 2009'da İstanbul'un AVM sayısı yüz bir olacak. Hazır giyim Şirketlerinden birinin patronu ise; "Mağaza sahipleri, sanki gökten müşteri yağacakmış gibi AVM açıldıkça müşteri artacağını zannettiler ama işler bölündü, masraflar arttı. Şirketlerin hiçbiri yerinden memnun değil. Bizim markalarımız hesabını kitabını yapmadan her AVM'ye girmek istiyorlar. 'Ben girmezsem rakibim girer'diye birbirleriyle yarış halindeler. Şimdi herkes on yeri düşünüp sonra bir yere girecek, her şey rayına oturacak. AVM yapanlar da talebin olmadığını görünce AVM yapmayı durduracaktır. AVM'ler boş kalabilir. Eskiden iki senede yatırımı çıkarıyorlardı, şimdi 15- 20 senede çıkarmaya bakacaklar. Kiralar hali ile düşecek" diyor. Şimdiden AVM olarak planlanan ve açılan bazı merkezler, outlet haline dönüştü veya dönüşme yolunda. Bunun neyi, ne kadar halledeceği ise belli değil. Benim bildiğim ve gördüğüm odur ki arz, talebi bu konuda da geçmiştir. Temennimiz; yatırımcıların kendi yaratımları olan bir kriz yaşamadan frene basmaları. Eskidendi Güzel Olan Her Şey. (Asım Aslandil') Bir okur, genç bir kalem diye isimlendirdiği Sn. Asım Aslandil'in aşağıdaki yazısını bana göndermiş. Ancak gönderinin sağına, soluna, arkasına baktım, gönderenin adı da dahil olmak üzere bana hitaben yazılmış bir satırlık bile olsa bir not göremedim. Acaba bu yazıyı neden bana gönderdiler ki? Ya; bak insanlar nasıl yazıyor, örnek al demek için, ya da bu güzel yazıyı sizlerle paylaşmam için. Bilemiyorum. Sn. Aslandil'i tanımıyorum. Yazılarını ise okuma şansım olmadı. Üzgünüm. Bu yazı bana hangi amaçla gönderildiyse kabulüm. Ders al demek istendiyse, okudum ve bana gerekli olan dersi aldım. Bu güzel yazıyı başkaları da okusun düşüncesiyle gönderildiyse, keşke bunu belirtir bir not koysaydı gönderici. Konu güzel, kaleme alınışı samimi ve yalın. Bu güzel metni sizlerle paylaşmak ise herhalde bana verilen bir görev olsa gerek. Ayda bir elime geçen bu sayfanın yarısı Sn. Asım Aslandil'in olsun. Teşekkürlerimle. Eskidendi güzel olan her şey. Büyüklerimizden bize miras kalan güzellikleri züppe çocuklar gibi hoyratça harcadık. Hiç düşünmedik biz ne yapıyoruz diye. Bir kerecik olsun sorgulamadık. Kirlettik ne varsa çevremizde. Aşklarımız vardı bizim. Yaşamaya çekindiğimiz. Sevdik mi bir biz bilirdik bir de sevdiğimiz. Şimdilerde her aşk her ağızda sakız. Şiirlerde kaldı şimdi bunlar. Eskidendi sevmeler sevilmeler. Televoleler yoktu hayatımızda o zamanlar. Çorap değiştirir gibi sevgili değiştirmezdi insanlar. İki aşığı ancak ölüm ayırırdı. Şimdilerde ise fındık kabuğunu doldurmayacak bahaneler. Bayramlarımız vardı bizim. Sabahları erken kalkıp namaza gittiğimiz. Büyüklerimizin ellerini öperdik hürmetle, küçüklerimizin gözlerini öperdik muhabbetle. Annelerimizin, teyzelerimizin yaptıkları baklavaları yerdik afiyetle. Şimdilerde ise öğlen kalkar olduk bayram günlerinde. Bırakın büyüklerimizi ziyaret etmeyi telefonla bile arayıp sormuyoruz. Google'dan indirdiğimiz süslü mesajlarla geçiştirir olduk bayram ziyaretlerini. Annelerimiz, teyzelerimiz köşedeki pastaneden alır oldu baklavaları. Eskidendi güzel olan her şey. Arkadaşlarımız vardı bizim. Dertlerinin derdimiz olduğu, derdimizin dertleri olduğu arkadaşlarımız vardı. Annemize babamıza hatta sevgilimize bile anlatamadıklarımızı dostlarımıza anlatırdık. Şimdilerde ise itiraf sitelerine yazıyoruz dertlerimizi. Facebook'tan medet umar hale geldik. Başımız sıkıştı mı dostumuzun kapısını çalardık. Gecikmiş ödemelerimizi çoğu zaman dostlarımız öderdi bize fark ettirmeden. Şimdilerde ise her cepte üç dört tane kredi kartı. Bankamatikte alıyoruz soluğu paraya sıkıştığımızda. Eskidendi güzel olan her şey. Bir ışık yakmayı denemedik hiç bir zaman. Kirlettik ne varsa çevremizde. Kaybettik ruhumuzu ve bulmak için hiç bir çaba harcamadık. Neyzenin neyi üflemesi gibi bizim de ruhumuzu üfleyecek bir şeyler olmalı. Hz. İsa'nın ölüyü diriltmesi gibi bizim de ölmüş ruhlarımızı diriltecek mucizeler olmalı. Bu bilmecenin mutlaka bir cevabı olmalı. Aslında ruhumuz kaybolmuş filan değil. Bizim davranışlarımızdan korkan ruhumuz bir liman aradı durdu. En emin yer olarak da vicdanımızı gördü ve oraya saklandı. Fırtına dinmeden de çıkmamaya kararlı. Onu oradan çıkarmanın tek yolu ise vicdanımızın sesini gür sesle haykırmaktır.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Gökyüzü Haberci Android Market'te.

GÖKYÜZÜ HABERCİ E-DERGİ

Gökyüzü Haberci'yi Facebook'ta takip edin
Bumerang - Yazarkafe

FİRMALAR