Dr. Suat Sarı
Dr. Suat Sarı

Parakrasi

Gökyüzü habercinin değerli okuyucuları,  yeryüzündeki en güzel yönetim şekli olan "DEMOKRASI", birçok ülkede yönetenlerce çıkar ilişkilerine hizmet edecek şekle getirilerek, kabuk değiştirmekte ve uygulamada "PARAKRASİ" yönetim şeklinin oluşması sağlanmaktadır.
Demokrasilerde siyasi partiler halk için çalışır. Siyasiler seçildiklerinden itibaren milletin hizmetçisidir. Ancak bizim "PARAKRASİ"'mizde seçilenler sadece kendi çıkarları için "KARA TİCARET"yaparlar. Seçmenlerimizde seçim nutuklarına aldanıp onların halka hizmet etmelerini beklerler. Bizim kadar saf ve rahat kandırılan bir seçmen kitlesi başka bir ülkede varmı acaba ?
Doğru bir analizle ülkedeki devlet-millet ilişkisine büyüteç tuttuğumuzda orada ilginç bir al-ver ilişkisi ve gizli bir rüşvet anlaşmasına şahit olmaktayız. Bu paradigmayı çözmedikten sonra tahsil, üretim, namus, şeref, vb. gibi değerlerin hiçbir geçerliliği olmayacaktır.
Son günlerde Belediye başkanlıklarına ve meclislerine seçilmek için verilen seks kaseti şantajlı mücadeler "PARAKRASİ"nin pornografik yüzünü de göstermektedir.
Aslında ülkenin yağmalanması yolunun açılmasını yönetenin aklına düşüren ve ona ülkenin yağmalanması karşılığında oy toplama cesaretini verende halktır.
Öyle bir halk düşününkü, kendisine; kaçak yaptığı binanın tapusunu, orman alanında çevirip sahiplendiği B2 diye nitelenen arazilere çevre katliamı yaparak inşaat yapma izni, kaçak elektrik ve su kullanma özgürlüğü verilirse, bende oyumu veririm anlayışına sahiptir. Bu  nasıl bir dürtüdür.
Bunu sana vereceğim diyen siyaset cambazına "böyle zavallı tekliflerle niçin karşıma geliyorsun" diyemeyen halk ve katmanları ile devleti yönetenler arasında imzalanmamış bir "Sosyal anlaşma" olmadığını söylemek mümkün değildir.
Ülke soygunculuğunun genlere işlediği bu sosyal mukaveleye hayat veren, geçmişimizden yaşayıp getirdiğimiz "üreterek değil yağmalayarak" varolmanın rahatlığı sorgulanmadıkça bizi hiçbir siyaset adamı çağdaş ülkeler seviyesine getiremeyecektir.
Halbuki, karekter labirentlerimizin insanı insan yapan değerleri; genç yaşlarımızda şekillenirken bizlere öğretilen, yalan söyleme, kibirli olma, adaletli ol, hoşgörülü ol, iyi ahlaklı ol, büyüklerine saygılı, küçüklerine himayeci ol, hakettiklerini al, hırsızlık yapma, düsturları, karakterimizin oluşmasının en önemli argümanları değilmidir?
Bir insanın birşeyi hakederek, emek vererek sahip olması nasıl doyumsuz bir hazdır. Çocuklar gibi sevinerek bunu başarı olarak görür ve bu başarının herkesçe bilinmesini isteriz.
Üretmeden devletinden hediye alanların devletinden sosyal devlet adına toplumsal projeler beklemesi, üreterek ödüllendirilmesi insanlık onuruna daha uygun değilmidir?
İnsanlığın varoluşundan bu yana sonsuz tecrübelerle oluşturulmuş ve genel kabul görmüş değerlerimizin, artık kumdan kaleler olmaya başladığını üzülerek seyretmekteyiz.
Bunu önlemenin yolu, toplumdaki gerçek enflasyonu, yani değerler enflasyonunun nasıl dip yaptığını gören ve bir toplumu çökertmenin gerçek öğesi değersizliğe giden koşuyu durduracak bir lidere sahip olmaktır. Bu sağlandığında ülkenin tüm bireyleri, aynaya bakıp kendini ve değerlerini sorgulamalıdır. Bilinen bir gerçek varki, tarihte birçok imparatorluk  halkının değerlerine sahip çıkmamasından dolayı, başka milletlerin kölesi olmuşlardır.
Seçim zamanlarında daha belirgin olarak ortaya çıkan "kendi ülkesini soymaya arzulu bir millet olmanın" hayat verdiği bu sosyal mukaveleye nasıl karşı çıkacağız. Soyarak değil üreterek zenginleşen millet mukavelesini nasıl hayata geçireceğiz. Ahlakı ustura, vicdanı bazuka yapabilecekmiyiz.
Özlediğimiz günlere ulaştığımızda üretmeden hediye alanla, soyanlar, çocuklarına bu yaptıklarını nasıl anlatacaklar? Yetişirken babasının toplum ve çevreleri tarafından saygı ve sevgi gördüğünü zanneden bir çocuk bunların hepsinin aslında sahte olduğunu fark ettiğinde bu gösterişin asıl nedeninin, babasının elinde bulundurduğu güç olduğunu anladığında ne hissedecektir. Babaların ve yöneticilerin çocuklarına ve halkına bıraktıkları gerçek miras "İTİBAR"'dır.
Toplumumuzdaki bu kolaycılığa topyekün  karşı çıkmadığımız taktirde, insan olarak dünyaya gelmemizin anlamını kavramadığımız taktirde, değerlerimize sahip çıkmadığımız taktirde, kurallara uymadığımızda rüşvet vermeyi, onursuz hal saymadığımız sürece, bu ülkeyi canları pahasına savunarak emperyalist devletleri kovarak ülkenin namus ve şerefini kurtaran Şehitlerimiz ve Mustafa Kemal ATATÜRK'ü anlamadığımız sürece, bize üretmeden hediye verenleri onurumuza hakaret sayarak reddetmediğimiz taktirde, Irak, Suriye, Cezayir, Ürdün vb. Ülkelerin mevcut ekonomik ve kabile toplumları seviyesine inmemiz kaçınılmaz olacaktır.
Bu taktirde bugünü yaşayan ülkenin tüm bireyleri gelecekte çocuklarına kendi özeleştirisini yaparak ne diyeceklerdir ?
Sevgili dostlar yukardaki satırlar asla hiç bir siyasi yapıyı eleştirmek adına ele alınmamıştır. Bu gün olanların müessipleri bugünkü yönetenlerden çok DEMOKRASİ'yi tüm sosyal yaşamlarında hayata geçiremeyen, seçtiklerini ve yönetenleri sorgulamayan, Mesleki ve Sosyal örgütlenmesini yapamamış bizleriz.
Şimdi Toplum örgütlenmesi adına aktüel başka bir konuya değinmemiz gerektiği inancıyla Türkiye'nin çeşitli illerindeki Ticaret odalarında  Şubat sonunda yapılacak seçimler  hakkındaki gözlemlerimi sizinle paylaşmak isterim.
Benimde yönetim kurullarında bulunduğum İSTAB (İstanbul Toplu Taşımacılar Birliği) ve TOKKDER (Tüm Oto Kiralama Kuruluşları derneği) mensuplarının onbinlerce üyesinin bulunduğu ve üyelerinin milyon TL ler seviyesinde aidat ödediği Ticaret Odalarının, üyelerine ne kadar hizmet verdiğini aidat yatıranların çoğu bilmiyor. Çünkü bu kurumlara üye olanlar resmi mecburiyetten ve gerek girdikleri ihalelerde, gerekse resmi dairelerde işlem yapabilmek  için bu Ticaret Odalarına üye olmak zorundadırlar. Bu odaların gücünü ifade etmek istersek İTO (İstanbul Ticaret Odası) üye sayısı açısından dünyanın en büyük esnaf, ticaret odasıdır. 283.000 gerçek ve tüzel kişiyi bünyesinde barındıran İTO 90 meslek grubuyla 23 Şubat 2009'da yeni meclis üyeleri ve meslek komite üyelerini seçecek.
283.000 üyesi bulunan dünya çapındaki bir ticaret odasının seçimlerine katılım oranı üyelerinin %20'sini ancak bulmaktadır. Bu oran ise üyelerinin hatırı sayılır aidat ödediği bir yarı resmi kuruluşa ne kadar önem verildiğinin çok çarpıcı bir örneğidir.
Halbuki bu kuruluşlar üyelerine, her türlü bilirkişi, hukuk hizmeti, eğitim faaliyetleri, kredi desteği, başarılı üye çocuklarına burs, Ticaret Üniversitesinde üye çocuklarına öncelik, yurtdışı fuarlara katılım desteği, yurtdışı firmalarla iş birliği gibi birçok etkinliği değerlendiren çok zengin bir yapıya sahiptir. Ancak bu imkanların olduğunu bilen üye sayısının bir elin parmakları kadar olduğunu üzülerek izlemekteyiz.
Yukarıda anlatılanlar traji komik bir örnek ile yurdum müteşebbisinin bağlı olduğu ve aidat ödediği bir mesleki odaya ne kadar sahip çıktığının gerçeğidir. Tüm yazılarımzda bahsettiğimiz kollektif yaşama alışkanlığımızın olmaması, STÖ (Sivil toplum örgütü) sayısında gelişmiş ülkelerle olan farkımız, oda ve STÖ lere olan duyarsızlığımız, ülke olarak gelişmemizi engelleyen en önemli faktörlerdendir.
İçinizde odaya üye olupta İTO merkez binasına giden ve ordaki yüksek konforlu büro yapısını ve meclis salonunu göreniniz varmı? Bu yüksek konforlu binada görev yapan meclis ve komite üyelerinin hangi kriterlere göre seçildiği, geçmişteki başarıları, proje üretme kapasiteleri maalesef demokratik yapı gereği sorgulanamamaktadır. Tıpkı siyasi partilerdeki genel başkan oligarşisindeki uygulamalar gibi. Sonuçta bu odalarda görev  alanların büyük bir çoğunluğunun oda kurallarında görev alarak ne derece proje ürettiklerini sorgulamak gerekir. Esasen gerek TBMM'de ve Belediyelerde gerekse Ticaret odalarında meclis kurallarında görev alan tüm üyelerin dönem sonlarında performans değerlendirmeleri yapılmalı ve üyelerle anılan başarı ve başarısızlıkları paylaşılmalıdır. Böylece bu nevii yerlere talip olanların daha başarılı ve proje üreten kişilerden seçilmesi ve kriterlere uygun adayların seçenlerine hizmet etmesi sağlanmalıdır.
A.B.D, İngiltere ve Almanya da siyasi parti tarafından kamu kurumlarında görevlendirilen Belediye Başkanı, Meclis üyesi vb kişiler dönem içi ve dönem sonu partileri tarafından performans ölçümlerine tabi tutulmaktadırlar. Siz hiç Türkiyemizde böyle bir uygulamaya şahit oldunuzmu ya da duydunuz mu?
Bu toplumun genlerine işlenen köşe dönücülük, çabuk zengin olma, üretmeden tüketme patolojisinini yenmedikçe bu paradigmanın bizi 3. dünya ülkesi ligine mahkum edeceği gerçeğini görmemezlikten gelemeyiz.
Bu güzel ve Şanlı tarihe sahip ülkede, doğma şerefinin farkında olmayanların,  bu ülkede kazandığı maddi, manevi  zenginliklerini, ülkenin gelişmesine kanalize etmeyenlerin, Kurtuluş savaşımızın neden yapıldığını kavramayanların, bu ülkenin mensubu olduğunu söylemeye hakları varmıdır?

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Gökyüzü Haberci Android Market'te.

GÖKYÜZÜ HABERCİ E-DERGİ

Gökyüzü Haberci'yi Facebook'ta takip edin
Bumerang - Yazarkafe

FİRMALAR