Çetin Özbey
Çetin Özbey

Güven ve Verim

Aşağıdaki anlatım bir yaşanmış mı, bilmiyorum.
Yoksa insanlar bundan bir çıkarım yapsınlar diye mi metinleştirilmiş, onu da bilmiyorum.
"İngiltere'de yargıçların maaşı yoktur. Onun yerine, ihtiyaçları oldukça kullandıkları kredisi sınırsız çek defterleri vardır. Yani İngiliz Devleti yargıçlarına o kadar güveniyor.
Bir gün yargıcın biri bir bankaya gidip 1.000.000 poundluk bir çek bozdurmak istediğini söylemiş. Tabii ortalık birbirine girmiş. Banka yöneticileri en üst makamdan onay almadan bu kadar parayı veremeyeceklerini söyleyip hemen Adelet Bakanlığı'na telefon etmişler. Ancak aradıkları her yerden gelen cevap aynıymış: Ödeyin.
Gel gelelim bankada o kadar nakit yokmuş. Yargıçtan ertesi gün gelmesi rica edilmiş.
Ertesi gün para bir bavul içinde hazırmış.
Aradan birkaç gün geçmiş. Yargıç çıkagelmiş. Parayı bankaya geri vermek istiyormuş. Banka yönetimi şaşırıp kalmış. Hemen Adelet Bakanlığı'nı aramışlar. Derhal bakanlık müfettişleri devreye girmiş ve yargıca hareketinin sebebini sormuşlar.
Yargıç: "Kraliçe'nin hükümeti bize gerçekten bu kadar güveniyor mu? Onu sınadım" cevabını vermiş.
Raporlar bakanlığa iletilmiş ve aynı gün yargıç azledilmiş. Adalet Bakanlığı yargıca gönderdiği yazıda gerekçeyi şöyle açıklamış: Kraliçe hükümetinin saygın bir yargıcı, devletine güvenmiyor ve onu sınıyorsa, devlet ona asla güvenmez.
Güven, çok ince bir çizgidir ve asla tek taraflı olmaz. "
Bu duygunun eksikliğini her yerde ve her şekilde yaşıyoruz.
Ülke yaşamında, iş yaşamında, özel yaşamda vb..
Acaba bu duyguyu neden yitirdik?
Ne oldu da birbirine kesinlikle güvenmeyen, birbirinin her hareketini şüphe ile izleyen bir topluluk haline geldik? İletişimin yönünü belirleyen bu hasletten neden yoksun kaldık?
Uzmanlar bu duygunun gelişme yerini "Zor durumlarda kişilerin hiçbir art düşünce olmadan kendine yardım edeceği ve karşılaşılan zorlukları çözmede işbirliği yapacağı kişilerin birbirlerine değer verdiği, desteklediği bir ilişkiler ortamı içinde gelişir" şeklinde tarifliyor. Evet bu tariflemeyi herkes kendi yaşamının bir köşesine oturtabilir. Kendine göre küçük değişiklikle tarifi kendi gelişme yerine göre değiştirebilir. İster ülke yaşamına, ister iş yaşamına, nereye isterse. Bu tariflemeden de hareketle 'neden verimli değiliz'in cevabına ulaşmamız mümkün. Zira görüşüme göre hangi yaşam sistemi olursa olsun bu noktadaki verimimizin azlığının kökeninde güven eksikliği yatar.
Çalışanlar ile işveren/işveren vekilleri ilişkilerini etkileyen davranışların başında "Karşılıklı Güven" unsurunun geldiğini söylemek doğru bir yaklaşımdır. Bu unsurun da "VERİM" ile direk bağlantılı olduğu yaşanmışlardan görülmektedir.
Unsurun öğelerinin bazıları sıralarsak
Güven :  Karşılıklı güvenin sağlanması şart olup sağlanma yöntemi kişiye göre değişkendir. Açık, net ve samimi olmak ise bu değişkenliğin müşterek öğeleri. Güven ortamında çalışmak ve fikirleri, anlaşmazlıkları ve duyguları açıkça ifade edebilmek, soruların ve sorunların saygıyla karşılanması büyük konfor.
Yetki : Yetkisini sorgulayan insanların bulunduğu kuruluşlarda güven unsurunun eksik olduğu kabulü zorunlu olan bir gerçektir.  Bu durumda ast üstüne, üst de bir üstündekine güvenmeyecektir. Güvenmediğiniz adama yetki verir misiniz? Tabii ki hayır.
Emir vermek değil; emri benimsetmek: Emirler net ve anlaşılır bir şekilde ve çalışanın uzmanlık alanına uygun bir şekilde verilmelidir. Çalışan aldığı emri benimsemelidir önemli olan bu.
Takım çalışması: Takım mantığı ile çalışma verimin oluşmasında en büyük destekçi unsur olarak kabul ediliyor. 
İletişim: Yöneticiler ve çalışanlar açık ve dosdoğru bir iletişim uygulamalı ve birbirinin konulara yaklaşımını anlamaya özen göstermelidir.
Bilgilendirme: Çalışma yaşamının olmaz ise olmazı; bilgi akışının sağlıklı yürütülmesidir. Sağlıklı bilgi akışı karışıklıkların ve yanlış anlaşılmaların önüne geçer ve ilişkilerin düzenli yürütülmesi için gereklidir. Ve de en önemlisi yıkıcı etkili dedikodunun ciddi olarak önüne geçer.
Ülkede, işyerinde, her yerde ve her konuda verimin neden düşük olduğu hususunda araştırma yapma ihtiyacını hissedenler öncelikle yukarıdaki sıralamaya bakıp, bizde bunun hangisi var, hangisini yapmıyoruz veya eksik yapıyoruzu değerlendirmeli ve düşünmelidirler.
Top kimde? Yönetenlerde mi, halkta mı? Yöneticilerde mi? Çalışanlarda mı?
Evet, top ortada dolaşıyor. Dolaşmasına dolaşıyor da gördüğüm kadarı ile kimse toplu almak için kimse bir hamle bile yapmıyor.
"Top bir bende olsa da görseniz" diye diye dönen topa teğet geçiyoruz hepimiz.
Bir de bakıyoruz ki, top olduğu yerde hareketsiz duruyor az sonra.
Meğer zeminin engebesine dayanamamış ve patlamış.
Daha güvenli ve daha verimli bir yıl diliyor, 2010 için en iyi dileklerimi sunuyorum.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Gökyüzü Haberci Android Market'te.

GÖKYÜZÜ HABERCİ E-DERGİ

Gökyüzü Haberci'yi Facebook'ta takip edin
Bumerang - Yazarkafe

FİRMALAR