Çetin Özbey
Çetin Özbey

Pantolonun arkasındaki yama

"Evet, işe başlayalı daha bir sene bile olmadı, o kadar yetenekli ki, hemen ünitenin müdürü oldu" Bu veya benzeri sözü çok duymuşuzdur. Hatta belki de söylemişizdir.
Evet; o kadar yetenekli ki?
Bu kelime, yetenek kelimesi ne gibi özellikleri ifade ediyor acaba? Eğer Türk Dil Kurumunun sözlüğüne bakarsanız, bir kimsenin bir şeyi anlama veya yapabilme niteliğini, kabiliyetini, duruma uyma konusunda organizmada bulunan ve doğuştan gelen gücü ve kişinin kalıtıma dayanan ve öğrenmesini çerçeveleyen sınırı ve de dışarıdan gelen etkiyi alabilme gücünü ifade ettiğini göreceksiniz. 
Peki; bunların arasında bilgi var mı? Yani yetenekli biri denince bundan bilgili biri anlamı çıkıyor mu? Böyle anlıyor muyuz? Evet, bazıları böyle anlayabiliyor ama genelde cevap tek kelime "hayır" 
İnsanlar yaşamda hızlı, çabuk yükselenleri takdir eder ve değer verir. Ama düşünmezler ki hiçbir şey toz veya tüy kadar çabuk yükselmez. Çabuk daha doğrusu hak etmeden yükselenler hiç bir zaman düşünmezler ki, Napoleon'un da ifade ettiği gibi yükselmekle, gülünç düşmek arasında yalnız tek bir adım vardır. Ve de en yükseğe erişmeyi hedefleyen en aşağıdan başlamalıdır. Aslında uçurtmaların, rüzgar kuvveti ile havalanmadıklarını, salt o kuvvete karşı uçtukları için yükseldiklerine dikkatimizi çeken W. Churchill'in yaşamı "adım adım yükselmenin" kalıcılığının, tipik ve gurur verici bir örneğidir.
Yaşamda ise bunun aksine çok rastlamışızdır.
Etrafınıza bir bakın. Mutlak örneklerini göreceksiniz.
Ömür boyu, pantalonunuzun arkasındaki yamayı saklamayı becerebilirsiniz. Ama insanlar o yamayı, siz hak etmeden, yükseklere çıkınca, daha iyi ve net olarak göreceklerdir. Yükselmek için eğilebilmenin bir yetenek olduğunu düşünenler her eğildiklerinde popolarındaki yamanın biraz daha ortaya çıktığını düşünemeyenlerdir. Ve de unutmamalıdırlar ki, eğile eğile yükselenler cüce kalmaya da mahkumdurlar.
Ortalıkta dolaşırlar. Uzun boylu, koskocaman bir cüce gibi.
Yol gösteren sözler,
"Bağladığın bağlar çok sıkı olmasın, çok bolda olmasın. Çok bol olmasın kaçarım, çok sert olursa kopartırım" diyen Seneca yönetimin en önemli unsurlarından birini ders verircesine açık ve anlaşılabilir şekilde ortaya koymuş. Ve de bu deyiş sanki tüm yaşamın yönlendiricisi gibi olmuş.
Okul çağından başlayıp bu günümüze kadar gelir ve hatta yarınlarımızıda düşünmeyi becerebilirsek bu sözün ne denli içimizde olduğunu anlamamız zor olmayacaktır.
Yapı ve Kredi bankasının kurucusu, Doğan yayınlarının sahibi rahmetli Kazım Taşkent "Yöneticilik için başta gelen bir kural tanırım, önce inanacak, sonra inandıracaksın" derken güvenmenin ve konuya inanmanın dolayısı ile insanları da inandırmanın yönetim mantığı ile nasıl bütünleştiğini ortaya koymaktadır ki, bu deyişin yönetimle ilgili tüm yönlendirmelerin ana temasını ortaya koyduğu görülmektedir.
Bundan binlerce sene önce, felsefenin kurucularından büyük düşünür Socrates "Hiç kimse bilmediği bir işe girmez ama, herkes mesleklerin en ağırı olan ülke yönetimi için kendini yeterli görür" diyerek insan yapısının sentezini ortaya koymuş ve bir anlamda insanları haddini bilmeye davet etmiştir.
Samuel Wanerain "Bir insanın saygısını kazanırsan, onu kolaylıkla yönetebilirsin, hele ona bir niteliği nedeni ile saygı gösterirsen sevgisi ve bağlılığı büsbütün artacaktır" diyerek yönetim mantığı ile insanın ruh halinin bütünleşmesini net bir şekilde ortaya koymuştur.
Gülme, yan etkisi olmayan yatıştırıcı bir ilâçtır sözü ile tanınan Arnold H. Glasow
"Önderliğin en büyük denemelerinden biri, bir sorunun tehlikeli bir duruma girmesinden önce farkına varmaktır" diyerek yöneticilerin yolunu aydınlatmıştır.
Ne sözler var, söylenmiş. Yeter ki okuyalım, düşünelim, becerebilirsek o yoldan ilerleyelim, uygulayalım. Önümüz mutlak açık olur.
Soru sormayı bilmek gerek.
Gönderiyi yapan Sn. Turhan Nazlısöz'e teşekkürlerimle.
İki arkadas, hararetle tartışıyormuş. Tartıştıkları konu, sigara içerken İncil okunup okunmayacağı imiş. Sonuç alamayınca hikaye bu ya Papa'ya sormaya karar vermişler.
Papa'nın yanına gidip sırayla sorularını sormuşlar. Biri olumsuz cevap alırken diğeri, izin almayı başarmış.
İzin alamayanın sorduğu soru:
- Papa hazretleri, İncil okurken canım sigara içmek istiyor, içebilir miyim?
- Oğlum, İncil okunurken Tanrıyı düşünmen lazım. O sırada dikkatinin dağılmaması gerek. O yüzden İncil okurken sigara içilmez.
İzin alanın sorduğu soru :
- Papa hazretleri, sigara içerken canım İncil okumak istiyor, okuyabilir miyim?
- Oğlum, her nerede ve ne koşulda olursan ol, İncil okuma isteği duyarsan okuyabilirsin.
Kıssadan hisse; Esas olan; aldığın cevap değil, sorduğun sorudur. Beceri; almak istediğin yanıtı alabileceğin soruyu sorabilmektir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Gökyüzü Haberci Android Market'te.

GÖKYÜZÜ HABERCİ E-DERGİ

Gökyüzü Haberci'yi Facebook'ta takip edin
Bumerang - Yazarkafe

FİRMALAR