Çetin Özbey
Çetin Özbey

Sivil Havacılığın güzel yaşanmışları;

Evet daha önce sizlere duyurduğum  konu ile ilgili olarak  bir okurumuzdan hatırlatma notu aldım. Uzun süre çalıştığımız Türk Hava Yolları ile ilgili güzel ve insanı tebessüm ettirecek  yaşanmışları bir kitapçık haline sokarak yayınlayacağımızı belirtmiş ve sizlerden de bu konuda yardım talebinde bulunmuştum. Öncelikle ifade etmek isterimki, gerek eski ve gerekse şu anda THY' de görev yapanlardan düşündüğüm kadar destek görmedim ve bu tarife uyan anlatımlar almadım. Bu arada gördüm ki; İyi güzeli unutanlar, kötü ve çirkini çok iyi hatırlıyorlar. Hafızaların yanlız bunları kaydetmiş olması üzücü. Bunun üzerine konuyu ve kapsamı değiştirmeyi ve genişletmeyi düşündüm ve genişlettim de. Ancak işlerin yoğunluğu halen bu konuyu gündemimin ilk sırasına almama müsaade etmiyor. Bunu allah sağlık verirse mutlak yapacağım. Şu anda yoğunum o kadar. 
Hatırlatmada değinilen diğer hususa verilecek olan cevap tabii ki mevcut. İnsanları gülümseten yaşanmışların yanında üzen, sıkan ve düşündüren gelişmelerinde mevcut olduğu bir gerçek. Ben hayli uzun bir çalışma döneminden sonra THY' den hiç kimsenin istemeyeceği bir şekilde ayrıldım. Buna rağmen o işyerinin güzel anıları halen hafızamda mevcut. Diğerleri ile kötülerle yaşamıyor, zihnimde onları yaşatmıyorum. Kitapçığın temasının seçimi sonuçta bir tercih meselesi. Ve benim tercihim şimdilik bu yönde. Size de sürekli kötüleri hatırlamamaya çalışmanızı öneririm. Tabii ki sorumlu bir makamda değilseniz ve de  onları düzeltmek elinizde değilse.


Larousse ve Atatürk

Bu anlatım bana internet yolu ile ulaştı. Sn. Zeybek'in isimleri yazılı altında. Kendilerine teşekkür ediyorum.

Fransada çok meşhur bir sözlük vardır, Larousse.
Burda bir kelime var, "décapiter".

Bu kelime 1931 yılındaki sözlükte boynunu vurmak diye ifade ediliyor.
Kelimenin bir başka anlamı daha var.
Kazığa oturtmak, yani  sivri bir kazık hazırlamak ve  kazığın bir ucu insanların ağzından çıkacak şekilde üzerine oturtmak.
Vahşi bir uygulama.
Burada kazığa oturtmak deyiminin manasını açıklığa kavuşturmak için örnek veriliyor:
"Türkler bugün bile esirlerini kazığa oturturlar."
Atatürk bunu öğrenince Fransız büyükelçisini yemeğe davet ediyor.
Elçi diğer elçilere böbürleniyor, hava atıyor Atatürk tarafından davet edildiği için.
Köşke geliyor, yemekler yeniyor.
Atatürk tabii bir şekilde elçiye bu kelimenin anlamını soruyor.
O da bildiği anlamı söylüyor.
Atatürk  "Kelimenin başka bir anlamı var mı?" diye sorunca, büyükelçi "Bunu söylemek için sözlüğe bakmam gerekir" diyor. 
Atatürk daha önce hazırlamış olduğu ve çalışanlarına öğütlediği şekilde Larouse' u getirtip büyükelçinin önüne koyduruyor.
Elçi daha işin nereye kadar gideceğinin farkında olmadan hevesle okumaya başlıyor.
Ancak kelimenin karşısında kazığa oturtmak konusunda verilen örnek cümleye gelince ancak yarıya kadar okuyabiliyor ve yarısından sonra yutkunarak Atatürk' ün yüzüne bakıyor.
Atatürk diyor ki:
"Demek ki biz Türkler bugün de esirlerlerimizi kazığa oturtuyoruz öyle mi, öyle mi sayın sefir? Sözlüğünüze böyle yazmışsınız , bu doğru mu?
Sefir hemen sözlüğü biraz karıştırıyor ve bir kaçamak noktası bularak diyor ki:
"Efendim bu sözlük Katolik Kilisesi'nin matbaasında basılmış, bildiğiniz gibi biz laik ülkeyiz, kilisenin yaptıklarının bizim hükümetimizle bir ilgisi yok.
Bizi ilgilendirmez ve biz kiliseye karışamayız." 
Atatürk:
"Öyle mi efendim, siz laik bir ülke olduğunuz için demek ki kiliselere karışamıyorsunuz.
Öyleyse ben de yarından itibaren İstanbul'daki kiliselerin kapılarına koca birer kilit astırıyorum" diyor.               
Bunu duyan sefir birden ayağa kalkıyor ve:
"Ekselans, protesto ederiz " diyor.
Bunun üzerine Atatürk:
"Hani sizi ilgilendirmiyordu, karışmıyordunuz? " diyor ve ilgililere dönerek:
"Sefire yolu gösterin" diyerek bir anlamda onu kovuyor.
Sonra ne mi oluyor?
Tabii Fransız hükümeti laiklik söylemlerini bir tarafa bırakıyor, hemen o sözlük toplatılıyor ve yeni baskısından o cümle çıkarılıyor.


Üç şey;

Evet, hayatımızı güzelleştiren unsurları incelersek aslında fazla detaylı olmadıklarını hatta basit denilebilecek ölçüde yalın olduklarını görürüz. İnanç, güven ve ümit. Eğer bu duygulara sahipsek yaşamımızın güzel olduğunu söyleyebiliriz.

Köy sakinleri yağmur duasına çıkmışlardı. Bütün köy ahalisi toplandı. İçlerinden sadece birinde şemsiye vardı.
Bu inançtır.

Babalar bebeklerini havaya hoplatır, çocuklar gülmekten bayılır. Yere düşeceklerini akıllarına bile getirmezler. Çünkü babaları onu tutacaktır.
Bu güvendir.

Yatağımıza girerken yarın uyanıp yaşamaya devam edeceğimize dair teminatımız yoktur. Ama yine de ertesi güne dair planlar yaparız.
Bu ümittir.

Ve bu üçü varsa hayatımız güzeldir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Gökyüzü Haberci Android Market'te.

GÖKYÜZÜ HABERCİ E-DERGİ

Gökyüzü Haberci'yi Facebook'ta takip edin
Bumerang - Yazarkafe

FİRMALAR