Çetin Özbey
Çetin Özbey

Yaşamdan Kesitler

Biz kim oluyoruz da?!

Diyenlere fazla inanmamak gerek.

Hakkımızda veya savunduğumuz görüşe menfi, karşıt fikir üretenlerden hoşlanmadığımız, onları hazmedemediğimiz açık.

Efendim, "Ben tenkide açığım, yeter ki yapıcı olsun" türü sözler ise toptan hikaye. İnsanoğlu tenkit edilmeye dayanıklı değil. Tenkide, karşıt görüşe maruz kalınca koruyucu kalkanları otomatikman hemen açılıyor. Önce kişisel savunma, sonra karşı saldırı.

Evet, biz insanlar birbirimizi yıpratmaya bayılıyoruz.

Ona buna kızıyoruz ama; aynı şeyi biz başkaları için yapmıyor muyuz, aynı kurgunun içinde bulunmuyor muyuz zaman zaman? Yapıyoruz ve de aynı sahnede figüran oluyoruz, bu mutlak. Ama isteyerek. Ama istemeden. İlgili olsun veya olmasın (x) şahıs hakkındaki menfi görüşümüzün doğru olduğunu da gerine gerine söylüyoruz o an en yakınımızda bulunana. Üstelik kim olduğuna bakmadan, kime ne söylediğimizi önemsemeden. 

Dedikodularla, aptal espiyonlarla karar veriyor ve de yargılıyoruz birbirimizi. Kendimiz için ne sağlıyoruz bunu yaparken doğrusu bilemiyorum.

Karar verme mekanizmasının başındaysanız, veya başındakine yakınsanız, haber taşıyanlar sizi kötüye ve yanlışa ikna etmek konusunda daha maharetli oluyorlar. Ve de bunu sağlayabilmek için inanılmaz büyük gayret sarf ediyorlar. Yaratıcılıkları da cabası. Bu hareketin prim yaptığını görünce, anlatacak, espiyon edecek bir şey bulamaz ise, primden yoksun kalmamak için uyduranlara bile rastlamışızdır yaşamımızda. En tehlikelisi de bu durum. Allahtan bu denli profesyonel olanlarımız çok fazla değil.

Bu zihniyet yanlışlıkla birini methederse, araştırın. Şöyle veya böyle mutlak bir yakınlık vardır aralarında. Kendi yakınlığı yoksa bile etkin birinin yakınıdır.

Düzen bu denli kötü. İnsanlar da bu düzene uyma yarışında. Kısaca daha kötüyüz.

Dale Carnegie diyor ki,  "Tanrı'nın bile insanlar hakkındaki hükmünü, ömürleri sona erdikten sonra verdiğine inanırken... Biz kim oluyoruz da insanları birkaç kez görmek, iki-üç yazı okumak, birkaç dedikodu dinlemekle yargılama hakkına sahip olabiliyoruz."

Evet unutmamamız gereken; yüce tanrının bizlerle ilgili hükmünü, ömrümüz sona erince verdiğidir.
Bu konuda daha ileri adım atmak, eğer işlemekten korkuyorsak, günahtır.
Hiç olmaz ise artık günaha girmemeyi denesek ne olur ki?
Kimbilir belki daha rahat ve huzurlu oluruz.


Turan Ilgaz'ı kaybettik.

Mekteb-i  Sultanili arkadaşımız, gazeteci, yazar Turan Ilgaz'ı 03 Ekim 2010 günü kaybettik.
Kendisine rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyoruz.
Kalemine, yazılarına ve şahsiyetine saygı duyduğumuz biriydi.

07 Mayıs 2010'da  bir maili düştü adreslerimize.
"Arkadaşlarıma son iletim" diyordu konusunda.
Bir şeyler söylemek istiyordu ama konduramadım.
Ama sonra maillerini sık olmamakla birlikte sürdürdü. Ülke sorunlarına değinen maillerini, yaşama arzusunun bir belirtisi olarak yorumlamıştı bazı arkadaşlarımız. O zaman anlar gibi oldum.
03 Ekim günü ise kötü haber ulaştı hepimize.

Evet 'Arkadaşlarıma son iletim' konulu, güllerle süslü mailinde şöyle diyordu değerli arkadaşımız:

"HOŞÇAKALIN

Evet sevgili Arkadaşlarım! Bu benim sizlere göndereceğim son iletim.

Çünkü artık yaz geldi uzun bir tatili hakkettim.
Hepinize binlerce teşekkür, beni yalnız bırakmadınız, iletilerinizle beni mutlu ettiniz. Bu vasıtayla birçok şeyi beraber paylaştık..
Ben de karar verdim bir bisiklet gurubu arkadaşla beraber Türkiye turuna
çıkıyorum.Yazın sıcak günlerinde arkadaşlarımla doğaya açılıyorum.
Dağ-bayır demeden bisiklete binecek, nerede akşam, orada sabahlayarak bu yazı arkadaşlarımla beraber spor yaparak geçireceğim.
Bu çok ani bir karar ve böyle bir yaşamın çok daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum..
Hoşça kalın arkadaşlarım."

Ve de bu seslenişin sonu bir muziplikle bitiyordu.
Turan Ilgaz'ın  birlikte tura çıkacağı bayan arkadaşlarının resmi ile.
Hepsi bisikletlerinin üzerinde. Hepsi güzel, sarışın ve hepsi üryan.

Sultanili yakın arkadaşları "Bir filozof kaydı dünyadan, gittiği her yeri aydınlatacağına eminiz" diyorlar.

Evet konduramadım. Bu iletiden bir süre sonra, 03 Ekim'de kendisini kaybettik.
Veda ediyormuş meğer. Bizlere 'elveda' dermiş bu seslenişle.
Veda edermiş, bu anlamlı insan.
Tam olarak algılayamadım.
Huzurunda saygı ile eğiliyor, sevgi ile anıyorum.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Gökyüzü Haberci Android Market'te.

GÖKYÜZÜ HABERCİ E-DERGİ

Gökyüzü Haberci'yi Facebook'ta takip edin
Bumerang - Yazarkafe

FİRMALAR