Çetin Özbey
Çetin Özbey

Sevgi ifadesi, zeka pırıltısı ve mazeret



"Seni seviyorum"



diyebilmek      

Bir dosttan, Tolga'dan bir mail aldım yine. Okuyunca
düşüncelere daldım. Evet nedendir bilinmez, iyi ve güzel duygularımızı saklama
konusunda değişik bir tutumumuz var genelde. Özür dilemekten hoşlanmayız,
sevgimizi, duyduğumuz yakınlığı ifade etme konusunda ise inanılmaz cimriyiz.

Ben biliyorum ya, yeterli diye düşünüyoruz her halde.



Belki de bizi küçük düşürecekmiş gibi mi? algılıyoruz bu tür
söylevleri nedir onu da tam bilemiyorum. Irk olarak, bizim kadar samimi ve içi
içe olmayan ülkelerin insanları bile bizden daha bonkör davranıyorlar bu
konularda. Ve de daha gönülden.



Bu yazıyı okuyunca geçmişime geri döndüm. Babamı ve annemi
anımsadım. Babam kültürlü, konuşmayı ve yazmayı çok iyi bilen ve de hepimizi
tüm aileyi kendine özel ciddiyeti ile kucaklayan bir insandı. Düşündüm de beni
sevdiğini söylediğini hiç hatırlamıyorum. Haylaz olmaya haylaz, yaramaz bir
çocuktum ama yinede birbirimize yakın olduğumuz dönemleri de net olarak
hatırlıyorum. Hadi o öyleydi. Acaba ben babama sevgimi, yakınlığımı ifade ettim
mi hiç. Neticede ben o babanın oğluydum. Böyle bir ifademi veya bunu gösterecek
bir hareketimi de hatırlayamadım, tüm yaşanmışların içerisinde.



Bir gün babamı kaybettim.



Ve işte o zaman, babamı ne kadar sevdiğimi anladım. Aynı
duyguları annem içinde yoğun yaşadım.



Şimdi, mezarlarına, onları ziyarete gidince onları ne kadar
çok sevdiğimi söylüyorum. Duyuyorlar mı bilemiyorum.



Gelin; sevdiklerinize duygularınızı onlar yaşarken,
hayattayken söyleyin. Onları yitirdikten sonra söylediklerinizi duyup
duymadıklarından emin olamazsınız.



Şimdi gelelim Tolga kardeşimin mailine.



Bundan yaklaşık 12 yıl önce bir gün küçük bir kilisenin
küçük bir bahçesi.



Bir peder, bir gencin kendisine güldüğünü görüyor. Ayin
bitince peder çocuğa soruyor: "Niye gülüyorsun?"



"Tanrı'ya kayıtsız şartsız inanmayı anlamıyorum. Sana
sormak istiyorum bir gün gerçekten istesem Tanrı'yı bulacağıma inanıyor
musun?"



Peder cevap verdi. "Hayır."



Genç devam etti: "Yaa. Oysa insanları sanki bu olurmuş
gibi yönlendiriyorsun gibi geldi bana."



Genç adam tam uzaklaşacakken Peder şöyle seslendi genç
adama: "Tanrı'yı bulabileceğini düşünmüyorum, ama o bir gün seni
bulacak."



Genç adam hınzırca gülümseyip uzaklaştı.



Yıllar sonra bir gün bahçede genç adam Peder'in yanına
geldi.



Acı bir haberi beraberinde getirmişti. Ölümcül bir kansere
yakalanmıştı ve kurtulma şansı hiç yoktu. Bahçeye girdiğinde zayıflamış,
çökmüştü. Kemoterapi, o güzel saçlarını dökmüştü. Ama gözleri hâlâ pırıl
pırıldı.



"Birkaç haftalık ömrüm kalmış Peder" dedi.



"Sana bir şey sorabilir miyim?" dedi Peder.



"Tabii," dedi... "Ne öğrenmek
istiyorsun?"



"Sadece 30 yaşlara yaklaşırken ölmekte olduğunu bilmek
nasıl bir şey?"



"Daha kötüsü olabilirdi. 50 yaşında olmak, kafayı
çekmek, karımı aldatmak ve müthiş paralar kazanmayı, yaşamak sanmak
gibi..."



Sonra niye geldiğini anlattı: "Yıllar önce bahçede
Tanrı'yı bulup bulamayacağımı sormuş, 'Hayır' yanıtı alınca şaşırmıştım. Sonra
'Ama o seni bulur' dedin... İşte bunu çok düşündüm. Doktorlar bağırsaklarımdan
parça alıp kötü huylu olduğunu söyleyince, Tanrı'yı aramayı ciddiye aldım
birden.



Her gece dua ettim. Kiliseden çıkmaz oldum. Hiçbir şey
olmadı... Bir sabah uyandığımda, ilahi bir mesaj alma yolundaki umutsuz
çabalarımdan vazgeçtim.



Ömrümün geri kalan vaktini, Tanrı, ölümden sonra hayat falan
gibi şeylerle geçirmeyecektim. Daha önemli şeyler yapma kararı aldım. O zaman
bir şairin şu dizelerini düşündüm:



'En büyük mutsuzluk sevgisiz bir hayat sürmektir. Bundan
daha kötüsü de bu dünyadan, sevdiklerine 'Seni seviyorum' diyemeden gitmektir'
. Son günlerimi bu eksiği gidermekle geçirmeye karar verdim.



Veeee en zorundan başladım. Babamdan..."Genç adam
babasının yanına geldiğinde adam kitap okuyormuş.



"Baba seninle konuşmam lazım" demiş, genç adam.



"Peki konuş oğlum."



"Yani çok önemli bir şey..."



Babası kitaptan gözlerini kaldırmış bir an: "Konu
nedir?"



"Baba, seni seviyorum. Bunu bilmeni istedim o
kadar..."



Babasının elinden yere düşmüş kocaman ciltli kitap.
Hayatında hiç yapmadığıiki şeyi yapmış yaşlı adam: Oğluna sarılmış ve ağlamış.
Bütün bir hafta sonunu konuşarak geçirmişler.



Annesi ve kardeşi ile daha kolay olmuş. Onlar da sarılmışlar
ağlamışlar.



Yıllarca saklanan sırlar, söylenmek istenen sevgi yüklü,
güzel şeyler söylenmişler. Genç adam ölümün gölgesiyle kalbini sevdiklerine
açmıştı, belki de ona çok daha yakın olması gereken insanlara.



Genç adam sustu. Peder çocuğa döndü.



"Sandığından çok önemli şeyler söylüyorsun, tüm
insanlığa... Sen Tanrı'yı bulmanın en emin yolunu anlatıyorsun. Onu sadece
kendine ayırmak, sadece ihtiyaç duyunca aramak işe yaramaz. Ama hayatını
sevgiye açarsan o gelir seni bulur... Bunu anlatıyorsun farkında mısın?"



En son ne zaman utanmadan, gözlerimizi kaçırmadan eşimize,
babamıza, kardeşimize annemize, arkadaşlarımıza seni seviyorum dedik?



En son ne zaman babamıza, annemize, kardeşimize, eşimize
sarılıp bu iki kelimeyi söyledik?



Ölümün gölgesinin üzerimize düşmesini beklemeden ya da
sevdiklerimizi kaybetmeden "SENİ SEVİYORUM " diyebilmek, bu gün sahip
olmayı hayal ettiğimiz birçok şeyden daha fazla mutluluk ve huzur getirecek.
Hadi biraz daha cesaret. Yarını, yeni bir haftayı ya da özel bir gün beklemeden
bugün "SENİ SEVİYORUM" diyeceklerinize sarılın. İnanın onları da
bundan daha fazla mutlu edebilecek bir şey yok.



Ve unutmayın eğer şimdi söylemeye başlamazsanız, belki de
hiç söyleme şansınız olmayacak. Yarın sabah ikinizden birinin hayatta
olacağının garantisi var mı?



Hayata dair.



Bir insandan her hangi bir işi yapmasını istemek ve o işin
isteyerek yapıldığını görmek çok güzel.



Esasen bir İşi yaptırmayı bilmek, başka bir ifade ile insanı
çalıştırmayı bilmek çok ayrı bir kabiliyet isteyen bir husus.



İnsana verdiğiniz kıymeti ifade etmek ise iş yaptırmanın
öncül koşulu. İK uzmanları kitaplarında sıra sıra insanın, çalışanların nasıl
motive edileceklerine ilişkin sayfalar dolusu yol gösterici yazılar kaleme
alıyorlar. Düşününce anlıyorum ki; hiç biri aşağıdaki paragrafta anlatılan
küçük sarışın kız kadar usta ve zeki değil. 



 " Meşhur piyanist
Arthur Rubisnstein konserlerinden birinde küçük bir kızın hatıra defterini
imzalamakta tereddüt ediyormuş.



Ellerinin çok yorulmuş olduğunu ileri sürerek, küçük kızı
başından savmaya çalışmış.



Kız, tereddüt etmeden şöyle demiş: "Ellerinizin ne
kadar yorgun olduğunu biliyorum ama inanın benim ellerimde, sizinkiler kadar
yorgun."



Arthur Rubinstein anlayamamış ve nedenini sormuş küçük kıza;



"Tabii ki sizi alkışlamaktan.." demiş küçük kız.



Ve Rubinstein kendisine uzatılan deftere kocaman bir imza
atmış küçük hayranını yanaklarından öperek.."



Karşınızdaki size değer veriyorsa eğer, siz de ona değer
vermekten hiç korkmayın. Ama onun için değeriniz yoksa ya da onun değer
listesindeki yeriniz sıralamanın sonlarına doğruysa korkun ona değer verirken.
Hatta sakının.



Başarı ve mazeret



 Zaman zaman hepimiz
şu işi neden yapamadığımızı düşünmüş ve de bu başarısızlığımızın kendimizi ikna
edecek bir kaç mazeretini mutlak bulmuş veya uydurmuşuzdur.



Ancak unutmamak gerekir ki "Hiçbir mazeret başarının yerini
tutmuyor" ve de en iyi ve en uygun mazeret bile oyunun diğer seyircileri
tarafından kazanılan bir başarı kadar alkışlanmıyor.



Gerek iş yaşamında ve gerekse ülkemiz ve dünya siyasetinde
"enkaz devraldık" edebiyatını ve uzantısı olan iş yapamama mazeretlerinin
sıralanmasına çok alışkınızdır. Hele hele hem iş yapamayıp, hem de bu iş bensiz
olmaz diyen veya olmayacağını düşünen beyinleri de görmüşüzdür.



Alternatifim yok mantığına sahip olan bir takım
yöneticilerin iş yerinden başı önde ayrılışlarına şahit olmuşuzdur.



Alternatifsizliği' yeterli gören beyinlere söylenecek bir
şey var. O da alternatifsizliğin bir süre sonra tepkinin büyümesinin sebebi
olacağıdır. Unutmayınız ki; İyi yönetici alternatifini hazırlar. Şimdi
etrafınızdakilere bakın. Alternatifiniz hazır mı? Bir gün gelir patron bunu
sorgular.



YAZARIN DİĞER YAZILARI
Gökyüzü Haberci Android Market'te.

GÖKYÜZÜ HABERCİ E-DERGİ

Gökyüzü Haberci'yi Facebook'ta takip edin
Bumerang - Yazarkafe

FİRMALAR