Çetin Özbey
Çetin Özbey

Büyük Şehir Hastalığı

Yaşadığımız  bu dönemde  bazı doktorların ''  Büyük Şehir Hastalığı '' olarak tabir ettikleri sorun, özellikle günümüzün iş yaşamının yoğun çalışan insanlarında sıklıkla görülüyor. Ailelerinin veya iş arkadaşlarının baskısı olmaksızın kişinin  bir psikriyatist hekimden yardım alma eğiliminde olmamasından ötürü bu rahatsızlığın kaliteli yaşamı menfi olarak  etkileyen  arazlarının gün be gün arttığını söyleyebilmek mümkün. ''Büyük Şehir Hastalığı veya Modern Yaşam Rahatsızlığı'' ve bu tür deyimlerle ne kadar hafif göstermeğe çalışırsak çalışalım sonuçta yaşanan  bir anlamda psikriyatik bir  bozukluktur. Ve de kişinin mutlak bir doktor yardımı alması şarttır.
İnsanının uzman olmadığı konularda ahkam kesmesinin ne denli antipatik bir durum olduğunu biliyorum. Ama bildiğim bir şey daha var ki, o da bu sıkıntıyı  yaşayan bir insanın bu konulardaki söylediklerine asgari  kulak verilmesinin gerektiğidir.
Geçen gün benden en azından on yaş genç olan bir arkadaşım sağlık durumundan şikayet ediyordu. Sürekli olarak hissettiği kalp çarpıntısından ötürü önemli bir rahatsızlığının olduğunu düşünüyor, ellerinin uyuşmasının parmak uçlarına kadar indiğini ifade ederek bununda tansiyondan olabileceğini belirtirken, sonuçta kalp krizi geçirmesine ramak kaldığını hissettiğini anlatıyor, ve bu nedenle zaman zaman terlediğinı  ifade ediyordu. Kendisine miğde bulantında olmalı, hatta baş dönmesini de unuttun şeklindeki  hatırlatmamı,  tabii diye cevaplarken yolda yürürken düşecek gibi olduğunu ve bu nedenle bir yere tutunma gerekliliği hissettiğini de ilave ederek dikkatini bir noktaya teksif ettiği zaman bu arazları daha önceki kadar net bir şekilde yaşamadığını da söylüyordu.
Bir sene geriye gittim. Bu arazların tümünü bende yoğun olarak yaşıyordum. Bende ağız kuruluğu, uyku bozukluğu gibi arazlarda vardı fazladan. Kalp krizi geçirme hissi ile kimbilir kaç kez kendimi hastahaneye zor atmıştım. İsteksizlik, ilgisizlik  vb. İse  iyice rahatsızlık verici boyuttaydı. Her ne ise sonuçta profesyonel yardım alma cihetine giderek tüm bu arazların geçirmekte olduğum  '' Büyük Şehir Hastalığı '' denilen tıbbi deyimi ile ''Majör Depresyon''un  etkileri olduğunu öğrendim. Yardımını talep ettiğim doktor bu durumun uzun senelere dayalı bir birikimin sonucu olduğunu ve de vücudun ve sistemin bir noktadan sonra bu baskıya dayanamadığını vb. anlattı uzun uzun. Kaçınılmaz ilaç tedavisi başladı, devam ediyor ve şimdi iyiyim.
Peki madem ki bu bir '' Büyük Şehir Hastalığı '' ve '' Modern yaşam Rahatsızlığı '' ve de bizler bu yaşamın içerisindeyiz, o halde neden kendimizi, beynimizi  bunlardan uzak tutacak tedbirleri almayız. Özellikle doktarlar dahil herkesin belirli rahatsızlıkların nedeni olarak gösterdikleri stres ile başetme konusunda bir iki adımı birden atıp rahatlamamızı neden  sağlamayız? Anlamak mümkün değil.
Sarı Kantaron isimli bir çiçek var. Aslında bir çalı türü, ama çiçekli. Bunun üsaresinden yapılan ekstrenin Avusturya Salzburg üniversitesinin yaptığı bir araştırma sonucunda plasebo'dan daha etkili olduğu belirlenmiş olup, antidepresan özelliği Brıtısh Medical Journalde yayınlanan klinik incelemelerin değerlendirilmesi sonucunda tespit edilmiş ve Alman Sağlık Bakanlığının bitkisel preparatların hazırlanması ve ruhsatlandırılmasından sorumlu E. Komisyonu bunun depresyon ve anksiyete gibi hastalıklarda kullanımına onay vermiştir. Gülhane Askeri Tıp Fakültesi doktorlarından Profesör Güngör Sobacının ise geliştirdiği bir yöntemle  bu bitkiyi  göz hastalıklarında başarı ile kullandığı biliniyor. Depresyon önleyici olarak kullanılmasının nedeni ; Sarı kantaronun içerisindeki başta hiperisin olmak üzere ve diğer bileşikler sayesinde, beyin içerisinde sinir uyarılarının iletiminde önemli seviye artışı sağlaması. Bu basit önlemi almak ve ileri safhafa sıkıntı yaşamamak için rahatsızlanmayı beklemeye gerek var mı ?
Yulkarıda belirtilen arazları en iyi hissedebilecek olan insan mutlak ki bizleriz. Tabii ki hepsini birarada hissetmemiz de şart değil. Hepimiz her zaman ve her konuda stres' den bahsetmiyormuyuz ? Lütfen arazların çoğalarak daha ileri safhalara taşınmasını beklemeyiniz. Bu Sarı kantaronun sizi rahatlattığını göreceksiniz. İçinde 300 mg.hipersin bulunmasına lütfen dikkat ediniz. Ve de bu denli geniş boyutlu araştırmaya rağmen bilinen hiç bir yan etkisi yok.
Modern Şehir Hastalığını,neredeyse  200 senedir bilinen,  dededen kalma Sarı Kantaronla karşılayıp, uğurlamanızı öneriyorum.
------------------------------------------------------------------------
GÖKYÜZÜ
2002 yılı Nisan ayında  Türk Hava Yollarından ayrılmıştım. Şirketteki arkadaşlarım bir toplantı organize etmişlerdi  Yeşilyurt Polat Otelde.  Bu toplantı esnasında Yusuf Zengin kardeşim, eşimle görüşmüş ve Çetin ağabey Gökyüzünde  yazsın diyerek benim vermem gereken cevabı  eşimden almıştı. O gün bu gün Gokyüzündeyim. On sene geçti. Halen sektörde, Çelebi' de  çalışmaya devam ettiğim için, kimsenin etlisine, sütlüsüne karışmadan, pembe pancurlu ev, yeşil çayırlar misali yazmayı sürdürüyorum.
Kendisi ile tanışmamızın öncesi Yusuf Zenginin Havalimanında muhabirlik yaptığı dönemlere kadar uzar. Kendisine duyduğum sevginin  temelinde ise Yusuf'un her hangi bir haber hazırlaması esnasında kişileri ve şirketi yıpratmayı hedeflememesi ve bu  önemli olguya  azami özen göstermesi yatar. Foto Spor'daydı bir ara. Gazetenin Türk Hava Yolları ile arası iyi değildi. Buna rağmen Yusuf kardeşimiz bizlerle, Türk Hava Yolları çalışanları ile arasını hiç bozmamıştı. Neticeten işini kimseyi kırmadan yapmaya özen göstermesi bizi ona yakın tutuyordu.
Gökyüzü 14 senedir yayın hayatında. Türkiyede sektörel dergilerin içinde bulundukları tüm sıkıntıları tabii ki Gökyüzü de yaşadı. Belki de fazlası ile. Ve halen ayakta. Bu ilk senelerde Yusuf Zengin ve ekibinin  ve de son senelerde Derya ile Denizin aynı ekiple dayanışmasının güzel  sonucu.
Daha nice senelere. Başarı ve sevgiyle.
M.Çetin Özbey

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Gökyüzü Haberci Android Market'te.

GÖKYÜZÜ HABERCİ E-DERGİ

Gökyüzü Haberci'yi Facebook'ta takip edin
Bumerang - Yazarkafe

FİRMALAR