Mustafa Bursalı
Mustafa Bursalı

Unutmayın: Aynı Gemideyiz!...


Dövizin yasak olduğu; margarinin, tüpün, mazotun, şekerin karaborsa da bile bulunmadığı, terörün günlük olarak can aldığı, onuru, gururu bir kenara bırakarak IMF kapılarında dilencilik yapıldığı günleri...
Bilenler bilir...
...
Bilmiyenler mi?
Onlara; davulun sesi uzaktan hoş gelir!..
Oturdukları yerlerden ahkam kesmekten başka bir şey yapmazlar. Prim yapacaklarına inandıkları konuları (devlet-millet çıkarını gözetmeksizin) ısıtıp ısıtıp ortaya döker; dışardan aldıkları talimatlar doğrultusunda devletin altını oyar dururlar.
Demezler ki: "Yahu aynı gemideyiz. Bu geminin batması halinde hepimiz boğuluruz. Tarih her zaman tekerrür etmiştir; şu anda ülke olarak iyi bir konumdayız. Büyük devletler bile sıkıntı içerisindeyken; biz büyümeye devam ediyoruz. Bu fırsatı iyi değerlendirip; el birliği içerisinde çalışarak geleceğimizi oluşturalım."
...
Çok ilginçtir; ne zaman bir şeyler iyi gitse, mutlaka işleyen çarka çomak sokuluyor. İçten ve dıştan yapılan etkiler; Türkiye Cumhuriyeti'nin başını ağrıtıyor. Cumhuriyet'in kurulduğu günde de bu durum böyleydi; hala da böyle...
Ancak; günümüzde bir artımız var. Olaylar karşısında duruşu net olan, kararlarında hep geleceği hedefleyen ve bu hedeften de taviz vermeyen bir artı...
Kim?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan...
Mesela bir dönem kapısının önünde dilenci duruma döndüğümüz Uluslararası Para Fonu (IMF) hakkında bakın neler söylüyor: "IMF ayakları üzerinde duramayanların başvurduğu uluslararası bir finans kuruluşu. Biz ayaklarımızın üzerinde durduğumuza göre bizim IMF ile yeni bir stand-by anlaşması yapmamıza gerek yok. Hatta ve hatta; onlara borç verecek durumu geldik."
Açık ve net!..
Evirme çevirme yok!..
Kendine güven ve kararlılık var.
...
Şu unutmamalıyız...
Avrupa'da; 2. Dünya Savaşı'nın maliyetinden daha büyük bir maliyetin ortaya çıktığı, bütçe açıklarının arttığı, finans sektörünü ayağa kaldırabilmek için büyük maliyetli operasyonların yapıldığı bir dönem yaşanıyor. Kısaca; çok ciddi bir kriz ortamı mevcut.
Türkiye'de ise durum tam tersi. Bakın Başbakan Erdoğan durumu nasıl özetliyor: "Türkiye'de toplam yatırımlar, kamu artı özel sektör, 2002 yılında 74 milyar lira seviyesindeydi. 2011'de, güvenin etkisiyle toplam yatırım miktarı rekor bir seviyeye 283 milyar liraya çıktı. Küresel krize rağmen 2011'in yüzde 9,8 işsizlik oranıyla kapatıldı ve işsizlik on yılların en iyi oranına çekildi. Yüzde 61,5 olan GSMH son 10 yılda , yüzde 22,4'e kadar geriledi."
Yurt dışında yaptığı bütün ziyaretlerde, muhataplarına, "Türkiye'nin küresel yatırımlar için dünyanın en güvenli yatırım limanı, en cazip yatırım merkezi" olduğunu anlatıklarını vurgulayan Başbakan Erdoğan; "Dış politikada attığımız adımlar, Türkiye'nin dünyadaki ağırlığını, itibarını arttırdığı gibi ekonomimizi de büyüttü. 1954 yılından itibaren görev yapan tüm hükümetler, küresel yatırım çekebilmek, küresel yatırımcıyı cezbetmek için çalışmalar yaptı. Ancak bizim hükümetlerimize kadar, bazı istisnalar dışında, Türkiye'ye gelen uluslararası doğrudan yatırım miktarı 1 milyar doları aşamadı. Biz, 2007 yılında 22 milyar dolarla bu noktada gerçekten tarihi bir seviye yakaladık. 2003'ten 2011 sonuna kadar, 9 yılda, toplamda 110,5 milyar dolar doğrudan yatırımı, Türkiye'ye kazandırdık" diyor.
...
Değerli okurlar...
Verilen bu rakamlar (geçmişe bakıldığında) akıl ve mantığı zorlayan rakamlar. Gelinen nokta itibarı ile; Türkiye istikrar içinde, uluslararası alanda itibarını artıran bir rotada seyrediyor. Millet olarak aklımızı başımıza toplayıp; bu gelişimi engelleyecek oyunlar karşısında dik durmalıyız. Tekrar ediyorum; aynı gemideyiz. Bu geminin su alması hepimizin lehinedir. Batması halinde hepimiz boğuluruz.
'Ben kendimi kurtarırım nasıl olsa' diyenlere tek tavsiyem...
Tarihe bir göz atmaları...



YAZARIN DİĞER YAZILARI
Gökyüzü Haberci Android Market'te.

GÖKYÜZÜ HABERCİ E-DERGİ

Gökyüzü Haberci'yi Facebook'ta takip edin

FİRMALAR

ordu havaalanı rent a car izmir oto kiralama ankara evden eve nakliyat besyo