Çetin Özbey
Çetin Özbey

İŞTE; İNSANOĞLU BÖYLE.



YALANLAR

Nedeni bilinmez ama insanlar son zamanlarda " Yalan" konusunda çok büyük ihtisas sahibi
oldu. Kendilerini mi geliştirdiler, yoksa ortam ve yaşam şartlarımı onları bu özel ihtisas
konusuna meraklı yaptı? Bunu anlamak zor, çözümlemek çok daha zor.

Kimisi yaşama, diğeri işine bir diğeri ise sağa sola daha iyi tutunabilmek için bu yola
başvuruyor kuşkusuz. Getirisi var mı? Şüphesiz var ki insanoğlu her gün bir yenisini
düşünüyor, bir yenisini yoğuruyor zihninde. Yazıyor, sahneliyor ve de oynuyor. Üstelik
oyunun dekorunu da, müziğini de yaratan bizzat kendisi.

Belli bir amaçla söylenen yalan, en ahlaksız yalan biçimidir denirse de, Peter Dunne' nin
söylediği gibi, iyi veya kötü bir amacı hedeflediği için en çok da o işe yarar.

Evet; bu konuda insanlara yön gösteren kitaplar bile var artık. Duygular ve mikro mimikler
konusunda dünya çapında tanınan psikolog Paul Ekman' ın kitabı " Yalan Söylediğimi nasıl
anladın?" Detaylı yüz analizinde öncü olan ve başkalarının hislerinin anlaşılmasını sağlayan
bu usta yazarın kitabı bizi bu konuda çok büyük ölçüde aydınlatıyor.

Bu kitabı iki kere ve çok büyük bir dikkatle okudum. Şimdi çoğu zaman yaptığım gibi bu
kitabı sizlere okumanız için tavsiye edeceğimi düşünmeyin. Tavsiye falan etmiyorum. Hatta
okumayın diyorum. Okumayın ki, size kimlerin yalan söylediğini anlamayın. Mimiklerine
bakıp, gülümsemelerini değerlendirip o insanlardan soğumayın. Adı geçen kitap bu konuyu
o denli net ve açık anlatıyor ki, bu sonuç nerede ise kaçınılmaz. Aynı gece yatağınıza yatıp,
meğer doğru konuşanlar ne kadar azmış diyerek bu konuda uğradığınız hüsranı her akşam
tekrar tekrar yaşamayın.

Ben psikolog değilim. Duyguları ölçümlemeyi ve değerlendirmeyi her insan kadar ancak
becerebilirim. Daha fazla değil. Ama yalan söylemenin, hele hele iyi yalan kurgulamanın aşırı
zeki olmayı gerektirdiğini bilirim. Aptal insanlardan iyi bir yalancı olmaz. En azından kime ne
söylediğini unutur ve bir gün sonra aynı insana, aynı konuda başka bir kurgu anlatabilir. Bunu
yaşadınız mı diye sorarsanız? Cevap evet, hem de çok.

İnsanların yalan söyleme alışkanlıkları var. Belki de hayli uğraşmışlardır bu kötü alışkanlıktan
vazgeçebilmek için. Bir nedenle becerememişler ki zaman içinde bu alışkanlık ihtiyaç haline
dönüşmüş. Daha iyi yaşamak için, daha fazla göze girmek ve iş yerinde daha yükseklere
tırmanabilmek için.

ANLAMAK.

Ne demişler, "ana ne anlattığım önemli değil. Önemli olan; senin neyi veya anlatılanın ne
kadarını anladığındır." Bir düşünün: bir konuyu defaten anlatmaktan bitap düştüğünüz bir
insanın, sakin bir tavırla size " bunu bana bir kez daha anlatır mısınız dediğini " Yine de
şanslısınız. Ya bir de anlamadığı halde, anlamış görünüp üstüne üstlük o konuda size ahkâm
kesmeğe başlayan birine rastlasaydınız, kim bilir haliniz nice olurdu.

Hiç kimse eşinin bu türden olmasını arzu etmez. İlk başta eşinin bu engin zekâsını fark
ederse o insanla evlenmez. Zira herkesin yaşamını birlikte sürdüreceği şahsı seçmek gibi bir
hakkı var.

Gel gelelim yaşamda, seçme hakkınız olmayan şahıslarla birlikte olmak gibi zorunluluğunuz
da var. Örneğin; hiç kimse işyerindeki amirlerini bizzat seçmiyor. Onlar sanki yukarıdan
geliyorlar. Tıpkı anne ve babalarımız gibi. Ancak bizlerin ise onlarla birlikte yaşamak gibi
bir sorumluluğumuz var. Anlasa da, anlamasa da, on anlatımı takiben nakledilen konunun
yüzde onunu ancak kavramış gibi olsalar da, hepimizin mecburiyeti var günü onlarla
paylaşmaya. Yaşamın bir bölümünü ve günlerinizi bu insanlarla paylaşırken kendilerine
anlatamadıklarınızı not alın bir kenara. Seneler sonra bunları okuyunca, falan da ne kadar
aptalmış diye düşünmeyeceğinize eminim. Aklınızdan geçireceğiniz şey "Ne kadar sabırlı
olduğunuzdur."

KARAR VERMEK.

Hani bazı insanlar vardır. Bir işi uzatmak ve sonlandırmamak üzere programlanmışlardır.
Sözde " detaylara inme " alışkanlıkları nedeni ile konu yalama olana kadar uğraşırlar.

Bu tür insanların yönettiği toplantılar bayağı eğlencelidir.

Falan merada neden hayvanların otlamaları için çim yetişmediği konusunu görüşmek üzere
toplanan insanlar bir de bakarlar ki, konu esastan ayrılmış ve çim yerine neden o arazide
altın madeni bulunmadığını tartışır olmuşlardır.

Bu tartışmaların sonunda birliktelikten çıkan karar ise; bu arazide tatil köyü inşaatına
başlayabilmek için çalışma yapılması olur. Toplantı yöneticisi tatil köyü yapmak istedikleri
mıntıkanın denizden uzaklığının epeyce bir km olduğunu da atlamıştır.

Her ne ise bu konuda ikinci görüşmenin on gün sonra yapılmasına karar verilir. On gün
sonra bir araya gelen heyet, geçen bu on günlük arada, konunun söz konusu arazinin
parsellenerek satılmasına dönüşmüş olduğunu anlar. Bir önceki toplantıda alınan karar
yöneticinin aklında bu şekilde kalmıştır.

Sonunda konuya patron müdahale eder ve söz konusu arazinin çitle çevrilmesi konusundaki
talimatının neden yerine getirilmediğini sorar.

Heyet on gün sonra bir araya gelerek patronun talimatını görüşecektir. Toplantı yönetmeni
değişecek mi diye soruyorsanız, tek kelime ile cevaplayayım. Hayır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Gökyüzü Haberci Android Market'te.

GÖKYÜZÜ HABERCİ E-DERGİ

Gökyüzü Haberci'yi Facebook'ta takip edin
Bumerang - Yazarkafe

FİRMALAR