Çetin Özbey
Çetin Özbey

Baba, elimden tutar mısın?

Hani bazı insanlar vardır. Çevrelerinde "baba" diye adlandırılırlar. Hep yardıma açık olduklarından mı, zorda kalan herkesin elinden tuttuklarından mı nedendir bilmem. Babadır. Öyle anılır ve öyle çağırılırlar.
Doçent Doktor Kahraman Arslan babalığı aşağıdaki şekilde tarif ediyor..
"Hepimizin hayatında çok önemli bir " ilk erkek " vardır. O hangi yaşta olursak olalım önce güven hissi verir bize. Korur, cesaretlendirir, varlığı ile hep başımızdadır. Korktuğumuzda sığındığımız, ihtiyacımız olduğunda yardım istediğimizdir. Bizim için kimsenin yenemeyeceği kadar güçlü, kimsenin bilemeyeceği kadar yumuşacıktır. Küçükken bedenimizi, büyüdüğümüzde ise dertlerimizi sırtında taşıyan, tecrübeleri ile yolumuzu aydınlatan kişidir. Babamızdır.
Hepimizin bir babası var. Bazı kişilerin ise hem babası var, hem de kendisi baba. Ama en önemlisi babalık duygusuna sahip olabilmek. Baba olmak, başkaları tarafından da baba yerine konulabilecek kadar değerli olmaktır. "
İyi bir baba olabilmek için iyi ve düzenli bir ailede büyümüş olmak gerek. Hani bir söz vardır. "Bir babanın çocuğuna verebileceği en iyi hediye onun annesini çok sevmektir" Sevginin aile düzeninin alt yapısını oluşturduğu ve bu düzenin de yetişmekte olan çocuğun temelinin önemli taşlarından biri olduğu açık. Esasen çocuğun karakterinin çoğunlukla aile temelinin bir yansıması olduğu düşünüldüğü takdirde düzenli bir ailede yetişen bir çocuğun ileride iyi bir baba olacağını varsaymak yanlış bir yaklaşım olmayacaktır. Anatole France'ın " Babanın fazileti, çocuğun servetidir " sözü bu oluşumu çok güzel bir şekilde anlatır.
Benim yaşamımda yeri olan ve de baba yerine koyabileceğim kadar değer verdiğim bir Metin Gamsız ağabeyim vardı. Lakabı o gün babaydı. Bu günde aynı. Gençlik ateşinin bacayı sardığı günlerimdeki hızlı yaşantımın bana vereceği muhtemel tüm zararı onun ve eşinin sayesinde atlattığımı halen düşünürüm. Bir ara beni takip konusunda yetersiz kaldığını düşünmüş olmalıydı ki, beni kendi evine taşınmam konusunda ikna ( ? ) etmişti. Neticeten 185 boyunda ve de 130 kg ağırlığında biriydi " Baba Metin ". Yani kazasız belasız ikna olmama gibi bir şansım yoktu. Allahın tüm gençlere böyle bir " Baba " yarısı vermesini dilerim.
Babam bana çalışmayı öğretmişti. Ancak işi bir yaşam şekli haline getirmememi söyleyip durmasına rağmen nedense bu hafızamda fazla yer etmemişti. Okumanın, konuşmanın ve gülerek şakalaşmanın iş kadar önemli olduğunu da "Baba Metin'den " öğrendim." Ha, unuttum söylemeyi. Okuyun, gülün, gülüşün ama bu arada tatil yapmayı da ihmal etmeyin. Bilenin ve kendinizi yenileyin. Çalışma hayatında buna çok ihtiyacınız var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Gökyüzü Haberci Android Market'te.

GÖKYÜZÜ HABERCİ E-DERGİ

Gökyüzü Haberci'yi Facebook'ta takip edin
Bumerang - Yazarkafe

FİRMALAR