Çetin Özbey
Çetin Özbey

İş Huzursuzluğu Ve Ev Huzuru

Geçenlerde bir arkadaşımla buluştum. İşinden ötürü canı bayağı sıkkındı. İlk buluşmamızda da sürekli iş sorunlarını ve yöneticilerini, daha doğrusu onlarla olan ilişkisini anlatmıştı. Bu kez onu dinleyince, sıkıntılarının arttığını hissine kapıldım. Kısa bir süre içinde evde de belirli sorunların baş gösterdiğini kavramam zor olmadı. Ne söyleyeceğimi şaşırdım. Anladığım kadarı ile sıkıntının kökeninde dostumun iş sorunlarını eve taşıması ve sürekli bu konuyu konuşması yatıyordu. Tek şansı ise şu an için bir çocuğunun olmamasıydı. Zira eşi akşam eve geldiği zaman küçük yaramazla ilgili bir sorunu dile getiren bir annenin anlatımının cevabı olarak eşinin iş sorunlarından o günün yaşanmışlarını dinlerse ve konu sürekli bu noktada kilitlenirse neler olabileceğini düşünebiliyorum.
"Bir profesör öğrencilerine stres yönetimi konusunda ders veriyormuş. Su dolu bir bardağı kaldırıp öğrencilerine sormuş: "Sizce bu su dolu bardağın ağırlığı ne kadardır?" Cevaplar 200 ila 300 gram arasında değişkenmiş. Bunun üzerine şöyle demiş: "Gerçek ağırlık fark etmez. Fakat bardağın ağırlığı onu elinizde ne kadar süre ile tuttuğunuza göre değişir. Eğer bir dakika için tutarsam fark etmez, bardağı elimde bir saat tutarsam sağ kolumda bir ağrı oluşacaktır. Eğer gün boyunca tutarsam, ambulans çağırmak durumunda kalırsınız. Ağırlık aslında aynıdır, ama bardağı ne kadar uzun zaman elinizde tutarsanız size o kadar ağır gelecektir.
"Eğer sıkıntıları her zaman sürekli olarak taşırsak, er veya geç taşınamaz hale gelecektir. Tabii ki yükler gittikçe artarak daha ağır gelmeye başlar. Yapmamız gereken bardağı yere bırakıp bir süre dinlenmek ve sonra tekrar onu tutup kaldırmaktır. Yükümüzü ara sıra bırakmalı ve güç tazeleyip sonra onu tekrar omuzlamalıyız. Evet; bunu unutmayın işten eve geldiğinizde iş sıkıntınızı dışarıda bırakın. Nasıl olsa ertesi gün onu tekrar taşıyacak olan yine sizsiniz."
Evet; arkadaşıma bunu anlattım dilim döndüğünce. Hatta kendisine bu konuda bir kitap getirme sözü de verdim. Nasihat vermenin kolay olduğu vb. bir cevap aldım.  Kırk dört senelik evlilikle o süreye yakın bir çalışma yaşamının deneyimi bile o an için dostumu frenleyemedi.
Ertesi gün beni aradı. Akşam eve gelirken işten kaynaklanan sıkıntılarını apartmanın posta kutusuna koyduğunu ve eşi ile dışarıda bir yemeğe çıktıklarını, bu yemekte çalışma yaşamı dışında her konunun sohbetini yaptıklarını ve memleketin durumu haricinde kendilerini sıkacak hiçbir konuyu karşılıklı olarak gündeme getirmediklerini, konuşmadıklarını ve bu yöntemle sorunun halledileceğine inandığını söyledi. Bir akşam yemeğinde halledebildiğinize göre demek ki bir sorun yokmuş sözümü ise cevaplamadı. Güldü...
Eve dönüşte, apartman girişinde merdivenleri çıkarken mutlak eşinin arkasında kalıp, kutuya koyduğu sıkıntının kendisini bekleyip beklemediğine bir göz atmıştır. Sabah ise mutlak evden her zamankiden erken çıkmıştır. Merak etmiştir mutlak.. Ya varlığına alıştığı sıkıntısını bir başkası almış olmasın sakın?

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Gökyüzü Haberci Android Market'te.

GÖKYÜZÜ HABERCİ E-DERGİ

Gökyüzü Haberci'yi Facebook'ta takip edin
Bumerang - Yazarkafe

FİRMALAR