Dr.Suat Sarı
Dr.Suat Sarı

Ruanda-Goril Safari

Mayıs ayında acenta yöneticisi bir arkadaşım ve değerli bir sanayici ile "Goril safari" adı altında organize edilen, Uganda/Kampala, Ruanda/ Kigali turuna katıldım.
Açıkçası baştan hem ilgimi çeken, hem de beni ürküten bir turdu. Ancak o coğrafyayı ve insanlarını çok merak etmem, tura katılmamın en önemli itici gücü oldu. Sekiz saatlik bir uçak yolculuğu sonrası, yeşillikler ve göl kenarında konaklamalar, ekonomik tur bedeli cazibesi ile Afrika kıtasına doğru yola çıktık.
Her iki ülkenin milli geliri 1700 Dolar seviyelerinde. Topraklarının %90'ını tarım amacı ile kullanıyorlar. Dağ, bayır ekilmemiş yer yok. Açlık yok. Çocuklar gülüyor, modern dünyanın bina istilasına uğramadıkları için, her iki ülkede de yol standartları çok gelişmemiş.
Ruanda'da plastik nevi torba-poşet kullanımı yasak. Dolayısı ile yollarda hiçbir plastik çöp ürünü göremiyorsunuz. Tuvaletlerde dahi, atık için kâğıt poşetler kullanılıyor. Her iki ülkenin Marmara denizinden büyük gölleri halkın su ihtiyacını karşılıyor. 25 litrelik su bidonları ile sirk oyuncusu gibi bidonları kafalarının üzerinde taşıyan kadın ve çocukların yürüyüş esnasında bunları nasıl düşürmeden yaptıklarını kavrayabilmek mümkün değil.
Goril Safari hem Uganda hem de Ruanda'da yapılıyor. Biz Ruanda'daki tura katıldık. Sabah 06.30'da jeeplerle yola çıkılıyor. Öncesinde taklit edebilmek için Goril seslenişlerine dair eğitim alınıyor. Üç saatlik bir dağ tırmanışı sonrası ulaşılan Goril ailesine yaklaşıldığında fotoğraf makineleri çalışıyor. Siz koşmak, bağırmak, dokunmak gibi eylemlerde bulunmadığınız sürece risk yok. Yemek sonrası Gümüş sırtlı baba Goril'in uzanıp ayak ayak üstüne atması ve 8 kişilik gruba tepki vermemesinin yegâne sebebi, insan genine en yakın hayvanın Goril olması olarak açıklanıyor.
Ruanda'nın tarihi de çok ilginç ve çarpıcı. Afrika'nın birçok ülkesinde sahnelenen tiyatro, Ruanda'da 1. Dünya Savaşı'nın hemen ardından sahneye konulmaya başlanmış. 1.Dünya Savaşı'ndan sonra Almanların sömürüsünden çıkan Ruanda bu kez Belçika'nın sömürgesi haline gelmiş. O dönemde ülkede yaşayanların %90'ı Hutu, %10'u Tutsi. Belçika hükümeti, Tutsi ve Hutuların ortak olan dil-gelenek-tarih ve kültürlerini yok sayarak yapay ve ırksal bir ayrımcılığı körüklemiş. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Belçika bu kez Hutuları destekleyerek diğer kabileyi yani Tutsileri ölüme terk etmiş.
Belçika'nın ülkeyi terke zorlanması ile sömürge bayrağını devralan bu kez Fransa olmuş. Aşırılık yanlısı Hutulara destek veren Fransızlar yeni soykırımın temelini atmış. 1994' de başlayan pala ve silahların konuştuğu soykırımı BM tıpkı Bosna'da olduğu gibi sadece seyretmiş. Sonuç olarak 1994'ün Nisan'ından Temmuz'una kadar geçen 100 gün içinde tam 2 milyon Tutsi ve Hutu, tüm dünyanın gözleri önünde birbirlerini katletmişler.
Bu yaşananlar bir soykırım müzesi kurulmasına sebep olmuş. Müzenin soykırım tarihindeki bölümde, Ermeni katliamı sergilenerek Osmanlı ve Enver Paşa ile katliam görüntülerine yer verilmiş. Bu tek taraflı yargıyı seyreden turistler doğal olarak Ermeni katliamını kabul etmiş oluyorlar. Dört günlük bu olağanüstü güzel turu herkese tavsiye ederim.
Bu ve benzeri turları çok ekonomik şartlarda yapmak isteyenler www.patagonyatravel.com ile irtibata geçebilirler.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

GÖKYÜZÜ HABERCİ E-DERGİ

Gökyüzü Haberci'yi Facebook'ta takip edin

FİRMALAR