Çetin Özbey
Çetin Özbey

Evet; bunlar da yaşanmalıymış

Gökyüzü Haziran 2007 yazısı üzerine.
Sn. Cem Kozlu'nun yazısı üzerine kaleme aldığım cevabi yazı üzerine çok güzel geri dönüşümler aldım. Kalben teşekkür ediyorum. Yeni ve eski THY'liler tarafından halen bilinmek ve hatırlanmak çok güzel.
Bana ulaşan görüşleri kısaca cevaplayacağım.
Evet, haklısınız aslında bu tür kitaplar yazmak zor iş. Her şeyi iyi ve doğru hatırlayıp dosdoğru ifade etmek gerekir. Kitap yazarının ve bellekleri ile kitabın şekillenmesine yardımcı olanların yanılgıları veya hatalı bildirimlerinin sorumlusu ben değilim haliyle. Yazıda da belirttiğim üzere şayet o kitapta şu veya bu şekilde adım geçmeseydi veya şahsıma atıf yapılmasaydı bu konulara yeniden dönmenin hiç gereği olmazdı.
THY'de bir şeyler yaşandı ve bitti benim için. Geçmişi düşünerek bu günü şekillendirmek mümkün değil.
Bu kitabın geneli ile ilgili olarak benim yorum yapmam hoş olmaz. Anlatılanların bazılarını ben hiç bilmiyorum. Bazı gelişmelerden ise haberim bile olmamıştı. Malum muhalefettik. Bana anlatılmayan çok şey vardı o dönemde. Bazı arkadaşlarımın düşündüğünün tersine ben Cem Kozlu (2) ile sık sık görüşen biri değildim. Hele son bir senede toplasanız ikiyi aşmaz görüşmemiz. O günleri yaşayan, birlikte yaşadığımız birçok kimse var. Onlarda bu kitabı aldılar. Onlarda okudular. Benden daha iyi değerlendirme yapmaları mümkün.
Cem Kozlu (2) döneminde yaşadığım diğer hususlara yazıda neden yer vermediğime gelince, yazımda, kitapta bu konulara değinilmemiş olduğunu belirtmiştim. Eski bir üst yöneticimiz; bir anlamda hatıralarını, yaşadıklarını ve kurum için yaptıklarını yazmış. Ben ne demeliyim? Şunu da yaşamıştınız veya şunu da yapmıştınız kitapta neden yer almıyor (?) diye sormak benim işim değil. O konular kitapta yer alsa ve de benim adım geçse, konunun ele alınış şekline bağlı olarak, görüşlerimi tabii ki yazardım. Kitapta o konular yer bulmadığına göre, geçmişin o tarafını hatırlamanın ve tekrar yaşamanın kime ne faydası var ki.
Her şeye rağmen artık ben karşıt cephe değilim.
En azından şu anda böyle görüntü vermek istemem.
Ben muhalefeti Cem Kozlu (2) benim Yönetim Kurulu Başkanım iken yaptım.
O zaman bu muhalefeti yapmak THY için gerekliydi. Birilerinin bu görevi yapması lazımdı. Ben yaptım veya yapmaya mecbur oldum.
Şimdi bu kitabın üzerine bir şeyler bina ederek başka konuları gündeme getirmek ucuz kahramanlık olur. En azından bunu kendime yakıştırmam. 
THY'den dışlanmama gelince.
Kovulduğumu bu güne kadar hiç kimseden saklamadım.
O denli uzun bir hizmeti takiben bu şekilde bir davranışa maruz kalmak tabii ki hoş değil. Buna rağmen THY'den uzaklaştırılmamın şekli beni hiç bir zaman utandırmadı. Zira THY'deki çalışma yaşamımda utanılacak bir şey yapmadım ki kovulduğumu saklayayım. Bu konuda yazdıklarımın tümü inandıklarımdır. İnandıklarım doğru olmayabilir. Bu tabii ki mümkün. Ama ben ifade ettiğim şekle kendimi inandırdım bir kere. Belki de saygıyı tamamı ile yitirmemek içindir. Bilmiyor ve bu konuda içimden geçeni tam olarak ifade edemiyorum. Ben Cem Kozlu (1)'i halen sever ve sayarım.
Kitabın satış bilgileri bende yok. Merakta etmedim. Ancak yurt dışında bulunan iki dostum için alıp gönderdim. (Tabii ki Gökyüzü ile birlikte). Bir havayolunda uçuş esnasında satıldığını da duydum. Hangi havayolunda satıldığını tahmin edebiliyorum.
Cem Kozlu (2)'nin Yönetim Kurulu Başkanlığı döneminde (21 Mart 2001) Continental havayollarının CEO'su Gordon Bethune'un "En Kötüden Zirveye" isimli kitabını çoğaltıp THY'de yöneticilere dağıttığımızı hatırlıyorum. Sn. Cem Kozlu'nun kitabı ile Gordon Bethune'un kitabı arasında tabii ki büyük fark var. Ben; Cem Kozlu (1)'e de böyle bir kitabı yakıştırırdım. Eğitim aracı gibi kabul edilebilecek, insanların faydalanabileceği, zor dönemlerde kararan yolu aydınlatacak bir kitap olmalıydı tabii ki. Böyle bir kitabı yazmak için gerekli argüman bildiğim kadarı ile Cem Kozlu (1)'de mevcuttu. Ben değil, bellekleri ile kendisine yardımcı olup teşekküre mahzar olan  dostlar söylemeliydi bunları Sn. Kozlu'ya.
Evet, ben dahil bir çoğumuz "THY'nin popülarite uçağına binip bulutların üzerine tırmandık."
Kuruma minnettar olmamız gerekir.
Ben minnetimi, kendimi riske edip bazı konulara muhalefet yaparak gösterdim.
THY çalışmamın her döneminde hatırlanacak güzel şeyler de var.
Onları düşünmek daha güzel.
Gerisi çok önemli değil.
Neticeten herkes kendine yakıştırdığını yapıyor.
En akıllı benim.
2004 yılı notlarımdan aldığım bir yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Mutlak bir yerlere vermen kaleme almıştım bu yazıyı. Nedenini bilemiyorum ve hatırlamıyorum.
Bu yazı bu gün bana değişik bir şey mi söyledi. Gerilere gidince başka şeyler mi düşündürdü. Herhalde benden zeki olduğuna inandığım insanlarla ters düşmem sonucu yaşadıklarımı kendime yakıştıramadığımdan olsa gerek. Bu oluşumu benden zeki bir insan başka türlü planlar ve uygulardı. Sonucunda ise amaç yine hasıl olabilir ve bundan zarar görmemekte mümkün olabilirdi. İşte bu noktada insan kilitleniyor, kendi öz yapısı ile daha akıllı davranış tarzı arasına. Birini seçiyor. Kendine yakışanı. 
Bildiğim bir tek şey var ki, benim çevremdeki herkes benden akıllı. En azından ben öyle düşünüyorum. Buna göre değerlendirme yapıyor, buna göre ölçümlüyorum her şeyi. Netice olarak daha az hata yapıyorum. Kendi davranışlarımı kendimce kontrol altında tutabiliyor ve de özellikle insani konularda hata yapmıyor veya olsa bile bu hataları kendimce minimumda tutmayı başarıyorum. Görünürde zararlı çıksam bile...
Etrafınıza bir bakın. Kendini "en akıllı" zanneden pek çok insan göreceksiniz.
O kadar çoklar ki.
Şaşıracaksınız.
Dalınca insan elinde olmadan bir yerlere gidiyor, uzak yerlere.
Başka şeyler düşünüyor.
Madem herkes bu denli akıllı neden memleket bu durumda?
Madem ki biz herkesten çok akıllıyız evimizin, işimizin, yaşamımızın bu durumu ne ?
Geçtiğimiz günlerde sektörden bir dost ile bu konuyu tartışıyorduk.
Falancadan bahsederken zekâsını, planlamacılığını ve ne denli akıllı olduğunu anlatıyordu o insanın.
Sözlerinde biraz takdir, biraz imrenme olduğunu sezinledim.
Bu duyguların oluşum nedenini bulmak hiçte zor değildi.
Aslında takdir edilen, imrenilen konu olan şahsın aklı veya zekası değildi.
Tarzı ve bu tarza duyulan özlem onu takdire mazhar ve imrenilir kılıyordu.
Genellenmesi mümkün olmayan, özel ve bulunulan yere özgü bir duygusal yoğunlaşma ile karışık bir hırsın ifadesiydi bu duygular.
Hayli düşündüm.
Zeki olmak, akıllı olmak çok güzel.
Hele hele bir insanın bu özelliklerini başka birisinden duymak daha da güzel.
Bu özelliklere sahip olmak başarı için ilk ve belki de en önemli şart.
Bir insan düşünün ki en akıllı ve en zeki o olsun.
Ve yine farz edin ki bu insan bu erişilmez zekasını ve aklını başkalarına zarar verecek bir tarzda kullanma konusunda da özel ihtisas sahibi olsun.
O akıldan da, o üstün zekadan da uzak durmak gerekmez mi ?
Evet; önemli olan insanın yalnız akıllı ve zeki olması değil.
Aklını ve zekâsını kullanış şekli çok önemli.
Bu kapasiteyi nereye yönlendirdiği çok ama çok önemli.
Ben hakiki anlamda akıllı ve zeki insanların  ve kendisini "en akıllı benim" türü düşüncelerden hep uzak tuttuğuna inanırım.
Onların herkesin en az kendisi kadar akıllı ve zeki olduklarına inanarak planlama yaptıklarını  ve bu noktayı bir an olsun dikkatten kaçırmayarak uygulamaya geçtiklerini bilirim.
Galiba bu yoldan başarıya daha zahmetsiz ulaşılıyor.
Tanrı herkese bir akıl vermiş.
Zeka kırıntılarını da koymuş bir yerlerine.
Kimine zeka tohumunu bir tutam fazla ihsan ettiğini de kabul etmek gerek.
Bunu da yakın çevremizde görüyor ve sezinliyoruz.
Nedense çoğunluk bu kişiyi zeka gelişmişliğinin sembolü olarak görüyor.
Bir yakınım vardı. Önemli konuları tartışırken karşısındakilere defaatle sorar ve "ben küçükken aptal çocuk yarışmasına girdim ve birinci oldum, bir kaç anlatımdan sonra ancak anlarım" derdi.
Uzun ve muntazaman izlediğim çalışmaları sırasında önemli konularda (insanları tanıma konusu dışında) nadiren yanıldığını gördüm. O da yanılmamıydı, kararlılıktan kaynaklanan bir uygulamamıydı halen net olarak bilemiyorum.
Bu can yakınımı elimde olmadan sık sık düşünürüm.
Kendini "en akıllı değil", akıllı olarak bile görmez ve herkesten öğrenilecek bir şeyler olduğuna inanırdı. Herkesi merakla takip eder sorar, sonra kendi bildiğini yapsa bile herkesin görüşlerini mutlak değerlendirirdi.
Bir şeyi ise çok dikkatle izlediğini bilirim.
Kendisinden akıllı olduğuna inandığı insanları.
Sakınmaz ve de hatalarımı onlar sayesinde aza indirgiyorum derdi.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Gökyüzü Haberci Android Market'te.

GÖKYÜZÜ HABERCİ E-DERGİ

Gökyüzü Haberci'yi Facebook'ta takip edin
Bumerang - Yazarkafe

FİRMALAR