Çetin Özbey
Çetin Özbey

Yaşamdan kesitler

"Yazamıyorsun" doğru değil. Verilen söz böyle?
Haklısınız sektörde Gökyüzüne konu olabilecek hayli fazla oluşum mevcut. Ve ben yazılarda bunlara değinmiyorum. Her halde hatırlamazsınız, Çelebi'de işe başladığım zaman ilk Gökyüzü sayısında bu konuya değinmiş ve patronumdan yazılarımı sürdürmek için müsaade istediğimi ve sektör ile ilgili konulara değinmemek kaydı ile bu müsaadeyi aldığımı açık olarak yazmıştım. Sektör Havayolları bizim müşterimiz. Hizmet vermediklerimiz ise potansiyel müşterimiz. Bu arada hem Çelebi'de çalışıp hem de bu hava yolları ile ilgili müspet veya menfi yazı yazmak doğru bir yaklaşım olmayacak diye düşünmüştük. Halen de aynı görüşteyim. Eminim ki patronlarım da aynı görüşü muhafaza ediyorlardır.
Bu nedenle sizin tabirinizle "pembe panjurlu evi, yeşil çayırları" yazıyorum. İçimden gelmiyor mu bazı konulara değinmek? Geliyor tabii ki. Hani sigarayı bırakıp ta yanında birisi içtiği zaman canının istemesi, hatta onun üflediği dumanı içine çekmeye çalışmak gibi. Ama o dumanı içime çekmemem gerektiğini biliyorum. Bunu yapmamam gerekiyor.
Sektörün içerisindeyken ondan uzak durmanın başka ne türlü bir nedeni olabilir ki?
Bu arada Hotmail adresim herhalde iptal olmuştur. Yahoo'ya devam.
İş Yaşamı, Gurubu takım yapmak.
İş yaşamının başarıya ulaşmakta en önemli faktörlerinden biri çalışan grubunu takım haline getirecek olan düzgün, eğitimli ve kaliteli yöneticiler olduğu açık.
Bir arkadaşımın mektubu beni 2004 ve 2005'lere götürdü ve tüm disketleri tarattı.
Bahsettikleri yazıyı buldum. Aşağıda.
Anlayamadım kıymetli okurumun bu yazıya iki sene sonra neden takıldığını.
Aklıma gelmiş ve yazmışım.
Hedeflenen kimse falan yok. Kim ola ki?
Bu konuda yazılmış birçok kitap var.
Güzel öğütler yer alıyor bu yapıtlarda.
Tabii ki bizim ki basit bir seslenişten öte değil bu önemli konu için.
"Zaman zaman lider ile yönetici arasındaki farkı yazılarıma konu olarak aldığımı hatırlıyorum.
Gurubu takım yapabilmek için "lider yöneticilere" gereksinim olduğu açık.
Ancak kuruma ve çalışanlara yön verebilen, çalışanların güvendiği ve arkasından gidilmeye değer bulduğu lider yöneticiler bir gurubu takım yapabilir.
Önce iyi bir yönetici olacaksın, ancak bir süre sonra da liderliğe soyunacaksın.
Bu iki aşamalı bir oluşum.
Yönetici olabilmek keman çalmak gibi bir olgu. Kaabiliyet işi.  
Bu mantık içimizde doğuştan varsa sorun yok.  
Ders alarak yönetici olmak mümkün değil.
Haydi bu aşamayı geçtik diyelim. İkinci aşamayı da başarı ile geçebildiğimiz takdirde birlikte çalıştığımız gurubun yavaş yavaş takıma dönüştüğünü görecek, bunun keyfini ve konforunu yaşayarak gururlanabileceğiz.
Patronlar veya işveren vekilleri kuruluşun organizasyonunda mevcut kutuların hangi çalışan tarafından doldurulacağını tespit eder. Bu doğru.  
Ve de seçilen insanın ismi o kutunun içine yazılır.
Seçilmişin maaşı ve kendisine tanınan sosyal imkanlar artar, sekreteri olur, emrinde bilmem kaç kişi çalışır. Vb,vb...
Seçilen bu insan şimdi yönetici olmuşmudur ?
Bana göre hayır.
Kesinlikle hayır.
Bir kez daha hayır.
Peki o seçilmiş insan nasıl ve ne zaman yönetici olacaktır ?  
Ona bağlı olarak çalışan personelin onu benimsedikleri, ona ve bilgisine güvendikleri ve arkasından gidilmeye değer bir insan olduğunu anladıkları zaman.  
Evet süreç böyle gelişiyor.
Neticeten bir anlamda o göreve üstlerce atanan insan çalışanlarca onaylanmadan yönetici olamıyor. Bu onayı almadan yöneticinin lider olması ise hiç ama hiç mümkün değil.
Eğer kutu kutudaki varlığı astlarınca onaylanmaz ise, o insan kendisi için belirlenen noktayı şeklen doldurmaya memur edilmiş bir müşavir olarak kalıyor.
Yöneticilik de hayal, liderlikde. Birkaç uydu menfaatperest dışında çalışanları onun değil liderliğini, yöneticiliğini bile kabul etmeyecektir.
Ne tuhaf değil mi ?
Kurumun sahibinin veya vekilinin görevlendirmesinin yeterli olmadığını ve yönetici olbilmek için astların onayının gerekliliğini konuşuyoruz.  
Bu yaklaşımın doğru olup olmadığını tespit için etrafınıza bir bakmanız yetecektir. Doğru açıdan bakabildiğiniz takdirde etrafınızdaki kutu doldurmaya memur müşavirlerle yöneticilerin ayırımını yapmanız hiç de zor olmayacaktır. Üzücü ama, ünvanı ne olursa olsun organizasyon kutuları içerisinde bu müşavirlerin varlığını hissetmeniz ve onları bu kutular içerisinde "var gibi yok" formatında sakin sakin otururken görmeniz mümkün.
Gurubu takım yapmak kolay iş değil. Önce atanacaksınız. Sonra altınızda çalışan gurup sizde ışık görecek, doğrunun peşinde koşup onu yakalamak için çalışan ve kendisini sürekli geliştirerek yenileyen insanlarla çalışmayı tercih eden bir kişi olduğunuza inanacak.
İşte bu inancın oluşmasını takiben gurup takım zihniyeti ile çalışmaya başlayacak ve işte o zaman kendinizi takım kaptanı olarak görmeniz mümkün olacak.
Bir organizasyonda küçük küçük takımlar bulunabilir.
En tepedeki de bu takımları birleştirme, kurumun hedefine kilitleme ve kurumu tek takım haline getirme becerisini gösterince kendisini genel kaptan hissedecektir.
Takım kaptanlığı, nasıl bir ünvandır diye soracak olursanız.
Ulaşılması hayli zor olan büyük bir ünvandır.
Bana göre; Yönetim Kurulu Başkanlığından da, Genel Müdürlükten de, diğerlerinden de büyük ve saygın bir ünvan.
Çalışanlarının takım ruhuna sahip olduğu bir kuruluşun başarısız olduğunu hiç gördünüz mü?
Tepe yöneticilerin günlük işlerden arınıp kendilerini genel kaptan, gurubu ise takım yapma çalışmalarına eğilmesi sonucunda kuruluş başarıya, "gökyüzünde parlayan yıldıza" mutlak, kesinlikle ulaşacaktır.
Yıldızlar göründüğü kadar uzak değil.
Yeter ki onlara uzanma ve tutma azminde olun.
Hatta onlardan, yıldızlardan daha yükseğe uzanmayı hedefleyin.
Bu arada daha yukarıya yükselebilmek için bastığınız sandalye üzerinde elleriniz havadayken dengenizi kaybedip düşme tehlikesi geçirebilirsiniz.
Ve belki de düşebilirsiniz.
Bu sizi korkutmasın.
Gençsiniz. Bir iki düşme ile bir yerleriniz kalıcı olarak incilmeyecektir.
Biraz riske girin.  
Bu kaptan veya genel kaptan  diye anılmaya, öyle hatırlanmaya  değer.
Öncülüğünü yaptığınız gurubun başarısını görmek için de değecektir.
Birkaç ezik, bir iki kırık Organizasyonda mevcut bir kutuyu doldurmaya memur edilmiş "var gibi yok" formatında bir müşavir olarak görünmekten ve sistem içerisinde öyle hatırlanmaktan iyidir."
Geleceğe Yön veren sözler
Bilirsiniz bazı kitaplar vardır, atasözlerini derleyen. Hemen hemen hepsi aynıdır veya birbirinin çok benzeri. Kâğıtları, kapakları ve de sayfa düzeni değişik olan kitaplar.
İlk elime farklı algıladığım bir örnek geçti. Tabii ki diğerlerinde yer alan bazı sözler bunda da var.
Bir de baktım ki, notlarımda yer alan Edison ile ilgili bölümün bir benzeri bu kitapta da var. Hatta bu kitaptan bir alıntı yaparak zenginleştirdim yazıyı.
Akın Alıcı derlemiş bu kitabı. Hepimizin tanıdığı Epsilon ise yayınlamış. Alıcı "Düşlerdeki yaşam, düşüncelerde başlar" diyor önsözünde.
Başucunda durabilecek bir derleme.
İşte bu derlemeden bir kaç söz.
* İnsanlar size karşı değildirler, sadece kendilerinden yanadırlar o kadar. Gerald Fowler.
* Yumruğunuzu sıkmış şekilde tokalaşamazsınız. Gandhi
* Hayat Yokuşunu tırmanırken, zirveye çıkarken karşılaştığınız kimselere iyi davranın. Çünkü inişinizde yine aynı insanlara rastlayacaksınız. Cicero
* İki düşman arasında öyle konuş ki, barıştıkları zaman utanmayasın. Sudi Sirazi
* Müzikte doğru tonu bulmak çok önemlidir. Onun kadar önemli bir şey de başkalarına kusurlarını söylerken öfke ve kızgınlık yansıtmayan doğru tonu bulmaktır.
F.Forester
* Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır. Mevlana
* Eğer bir dış etken sizi üzerse, duyduğunuz acı o şeyin kendisinden değil, sizin ona verdiğiniz değerden geliyordur. Onuda her an için ortadan kaldırma gücünüz vardır. Marcus Aurelkius
* Hayatınız kötü bir yola girmişse unutmayın direksiyondaki sizsiniz. Marlynn Longdon
* Büyük işler başaran insanlar, kendilerini kontrol edebilen, hatalarından ders alabilen, sonuçları kabul edip elinde kalanlarla yoluna devam edebilen insanlardır.
N.V Peale

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Gökyüzü Haberci Android Market'te.

GÖKYÜZÜ HABERCİ E-DERGİ

Gökyüzü Haberci'yi Facebook'ta takip edin
Bumerang - Yazarkafe

FİRMALAR