Çetin Özbey
Çetin Özbey

Yaşamdan Ezgiler

Bu kitabı kimler okumalı?
Öncelikle ben okumakta geç kaldığımı söylemeliyim.
Ne yapayım ki, ben bilmem kaç yaşına geldikten sonra Susan Bloch ve Philip Wihiteley'in aklına gelmiş bu kitabı yazmak.
Ne seviyede yönetici olursanız olun veya ileride yöneticilik yapmayı hedefleyen bir memursanız bu kitabı mutlak okumalısınız. Demek ki iş yaşamının kaygan zeminli sahnesinde rol alan herkes bu kitabı okumalı. İster figüran olsun ister başrol oyuncusu bu sahnede bulunan tüm oyuncular için bu kitap bir rehber.
Kitabın yazarları okuyucusunun bir ekibin veya bir örgütün lideri olduğunuzu veya böyle bir konuma kendinizi hazırladığınızı varsaymışlar.
"Yönetici konumuna yükselenlerin çoğu insan yönetme sanatından çok, teknik disiplinlerde resmi eğitim almış kişilerdir. Uzman bir yazılımcı, bir muhasebeci, pazarlamacı ya da girişimci olabilirsiniz. İşlevinizin en azından yarısının insanları yönetme, motive etme ve onlarla görüşme yapmaktan oluştuğunu çabucak anlarsınız. Teknik disiplinlerdeki resmi eğitiminiz hiç kuşkusuz yıllarınızı almıştır. Öneminin giderek artmasına rağmen insan yönetme becerileri eğitimi ise çoğu kez günlerle hatta saatlerle hesaplanıyor. Yöneticilik rolünüze başlarken, özünde bunun hedefler, yapılanmalar ve stratejiden ibaret olduğunu düşünebilirsiniz. Fakat çok geçmeden anlarız ki, zamanımız hep insanlarla uğraşarak geçmektedir. Söz konusu olan ilişkilerdir. Kenar ölçüleri ya da yapılar değil. Çok sayıda yöneticinin kendini bu üst konuma hazır hissetmediğine kuşku yok. İş dünyası liderleri yapılan araştırmaya göre yarıya yakını. Aynı araştırma, liderlerin eksiklik hissettiği alanların başında insanlara yaklaşma konusundaki hazırlıkları olduğunu gösteriyor. Başka bir araştırmada ise on yöneticiden dokuzunun işin başarısı için insanların becerilerini yaşamsal önemde buldukları görülüyor. Bu on yöneticinin ancak üçte biri işverenlerinden bu yeteneklerini geliştirmek için yardım aldıklarını belirtmişti."
İnsanoğlu kimi takip eder? Kitapta Teksas Üniversitesindeki araştırmacıların yaptığı bir gözlemi anlatılıyor. Yoldan geçen, vasat giysiler içerisindeki bir yayadan kentin en işlek caddesinde yanan kırmızı trafik ışığını ihlal ederek karşıdan karşıya geçmesini isterler. Görünen o dur ki, bu kişinin arkasından giden insan sayısı oldukça azdır. Sonra takım elbiseli şık birine aynı şeyi yaptırırlar. Bu kez düzinelerce insanın şık giyimli insanı takip ettiği ve kırmızı ışığa aldırmayarak – dikkat etmeyerek- peşinden karşı kaldırıma geçtiğini belirlerler. Araştırma otoritenin üzerindeki giyim kuşamın onu izleme eğilimini yüzde üç yüz elli oranında artırdığını gösteriyor.
Bir koçluk el kitabı olarak kabul edilmesi gereken bu kitap şunu amaçlıyor;
H Kişisel liderlik becerilerinizi temel almak ve stratejik önlemlerini aydınlığa kavuşturmak,
H Teknik ve piyasa bilgilerinizi birleştirerek sizi kusursuz lider yapacak olan insani becerilerle donatmak.
Evet, hepimizin anılarında mutlaka cehennem zebanisi gibi görünen bir amir mevcuttur. Bu arada hayatımızın değişmesine gerçekten yardımcı olmuş bir amir de vardır belleğimizde.
Düşünebiliyor musunuz senelerce sonra eski iş yerinizde görev yapan bir çalışanınızdan bir mektup alıyorsunuz.
Size teşekkür ediyor, hayatını değiştirdiğinizi söyleyerek.
İnanılmaz güzel bir duygu olduğunu söylüyordu böyle bir mektup almış olan bir yakınım.
Lütfen bu kitabı okuyun. "Kusursuz Liderlik"
Belki size de ileride böyle bir mektup gelir, dostumun aldığı türden.
Sizde onun duyduğu hazzı duyarsınız.
Herhalde güzel bir duygudur.
Keşke bu kitap yoğun yöneticilik yaptığım dönemde neşredilmiş olsaydı. Eminim ki, öne doğru bir iki adım daha atmış olurdum.
Oyun bitince.
Aslında bu iki konuyu (Oyun bitince/ Başarınızı, ona ulaşmak için nelerden vazgeçtiğinizle yargılayın.) yeniden işlemek istedim. Tüm uğraşmama rağmen beceremedim konuya daha güzel bir açıdan yaklaşmayı. O anda TV'da hayli sevdiğim bir parçanın Remix'i çalıyordu. Hani müzikte önceden yapılmış bir parçayı farklı bir altyapı ile tekrar yapmak anlamına gelen Remix'i neden yazıda uygulamayayım dedim kendi kendime. Müzikteki oluşumu yazıya uygulamak nasıl olur diye düşündüm. Ve aşağıdaki iki yazıyı yeniden yapılandırdım. Özlerine dokunmadan.
Evet, hayat bir oyun.
Tıpkı satranç gibi.
Ancak bu oyun iki oyuncu tarafından oynanmıyor.
Satrancın ana motifi olan taşlar yok bu oyunda.
Yaşam oyununun ana motifi insanlar.
Şah görünümünde, vezir kılığında ve piyon alışkanlığında sınıf sınıf insanlar.
Tıpkı satranç taşları gibi değişik formatta değişik görünümde insanlar,
Yaşamları değişik, sosyal durumları farklı olan insanlar.
Farklı yerlerde yaşıyorlar,  
Dostları farklı, yakınlıkları farklı.
Bir de bakıyorsunuz ki, biri diğerini beğenmiyor,
Kimi ise diğerine burun büküyor.
Başka bir türü ise bu oyunu tek başına oynadığını zannediyor.
Diğerlerinin varlığından habersizmiş gibi yaşıyor.
Yaşam sahasında başıboş dolaşıyor.
Bu oyunun, düşündüren, iki üç hamle sonrasını görebilme zorunluluğu olan bir oyun olduğunu da düşünmüyor.  
Hakem tarafsız gibi davranıyor tüm oyun süresince.
Sahada da değil üstelik.
Uzaktan, tepeden, tepelerden seyrediyor oyunu ve oyuncuları.
Nasıl olsa oyunun bitiminde herkes her şeyi anlayacak diyor belli ki.
Evet, bir an geliyor,
Derinden gelen, tiz bir düdükle oyun bitiyor.
Birileri ortalığı toparlıyor.
Oyun sonrası masadan toplanan satranç takımları gibi.
Şah da, vezir de, piyon da aynı kutuya konuluyor ve de kutu kapatılıyor.
Oyun bitince oyuncular arasında hiç bir fark kalmıyor.
Yaşamın hırslı oyuncuları da bunu anlıyorlar mutlak.
Ne yazık ki anladıklarını bile kimseye söyleyemiyorlar.
Oyun sırasındaki davranışları ile zihinlerde kalıyorlar.
Veya oyun sırasındaki tutumları ile kalplerde yaşıyorlar.
Başarınızı, ona
ulaşmak için
nelerden vazgeçtiğinizle yargılayın.
Başarılı olmak.
Herkesin istediği ancak çok az kimsenin ulaşabildiği bu olgu nasıl tariflenir ki ?
Kimileri sizi bir dönem için çok başarılı görürken diğerleri bu başarınızın etkenlerini düşünecek ve bir anlamda sizi gıyaben de olsa yargılayacak.
İş hayatınızın tırmanma merdiveni tarafında, salt kuvvetli olanların hareket tarzını benimsemekten kaynaklanan bu sanal başarının, bir dönem sonra aynı merdivenden inerken yaşayacağınız kötülüklerin tohumlarını sıçratmış olduğunu ne zaman mı fark edersiniz? İniş esnasında bu yuvarlak tohumların ayağınızı kaydırmasından sonra. Başka bir deyişle popülaritenizin sonunda basamaklardan beyin üstü düşerken tabii ki.
Sizi ayağa kaldırmak için elinizden kim mi tutar?
Genelde ve yaşamda görüldüğü kadarı ile hiç kimse.
Küçük, çok küçük bir ihtimal; belki birileri elinizden tutup sizi kaldıracaktır düştüğünüz yerden.   Tam siz ayağa kalkınca elinizi bir kez daha bırakıp ikinci düşüşünüzü görmek ve bundan da ayrıca keyif almak için. Sizin için kim mi üzülecek? Bilemiyorum.
İnsanları ezerek, aşağılayarak,  yakalanan başarı, çoğunluğun sizden nefret etmesine, kin duymasına neden olacaktır.  
"Balık hafızalı" bu insanlar nasıl olsa bunu da unuturlar diye düşünmeyin.
Evet, ağzındaki oltadan kurtulan balık, ikinci kez başka bir oltaya yine atlıyor.
Ya elinizdeki oltanın iğnesi kopuksa.  
Sandalı deviren ve içindekileri yutan çok büyük balıkların da mevcut olduğunu düşünün biraz.
Eğer isterseniz Marmara denizinde balinayı lüfer oltası ile yakalama gayretinizi daha da sürdürebilirsiniz. Ta ki insanların balık hafızalı olmadıklarını anlayana dek.
Ve de insan tüm hatalarının bedelini yaşamında bir şekilde ödüyor. Buna inanıyorsanız, binlerce gözün sizin bu ödemeyi yapacağınız zamanı heyecanla bekliyor olduğunu bir düşünün.
Sizin kötü durumda kalmanızı bekleyen insanların varlığını bilmek.
Bu nasıl bir duygu? Kendinizi nasıl hissedeceksiniz acaba?
Üstelik geri ödeme yapacağınız zaman da belli değil.
Ya siz bu ödemeyi aynı çatı altında yaşarken yapma durumunda kalırsanız.
Evet, yargılayın kendinizi.
Başarı için nelerden vazgeçtiğinizi düşünün daha da geç olmadan.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Gökyüzü Haberci Android Market'te.

GÖKYÜZÜ HABERCİ E-DERGİ

Gökyüzü Haberci'yi Facebook'ta takip edin
Bumerang - Yazarkafe

FİRMALAR