CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, "Ne ülkemizi terör örgütlerinin, eli kanlı rejimin ve onları destekleyenlerin insafına terk edeceğiz, ne de mazlum Suriye halkını kendi başına bırakacağız. Sahada da diplomasi masasında da mücadelemizi sonuna kadar sürdürerek Türkiye'yi içine sokulmaya çalışıldığı bu cendereden muhakkak kurtaracağız" dedi.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında konuştu. Erdoğan'ın konuşması sırasında Milli Mücadele dönemi, 2011’de Arap Baharı’nın ardından Suriye’de yaşanan iç savaş, Türkiye’nin Suriye’de yaptığı askeri harekatlar, 'şehitler tepesi boş kalmayacak' tartışması, şehit yakınlarının röportajları, Bahar Kalkanı Harekatı'ndan görüntüler ve futbol sahalarından Suriye'de yürütülen mücadeleye verilen destek ile ilgili açıklamalardan oluşan videoların gösterimi yapıldı.

Erdoğan, Türkiye’nin terörle mücadelede 40 yıla yakın süredir verdiği binlerce şehide Suriye’de yenilerinin eklendiğini hatırlatarak, "Bin yıldır olduğu gibi bugün de hiçbir şehidimizin, hiçbir gazimizin tek damla kanı boşa gitmiyor. Bu mücadeleyi hedeflediğimiz şekilde başarıyla sonuçlandırdığımızda Allah’ın izniyle büyük ve güçlü Türkiye’nin inşası yolunda tarihi adımlar atmış olacağız. Tabii bu tablonun anlamını kavrayabilmek için önce vatan nedir, millet nedir, gaza nedir, şehadet nedir, şehit kimdir gibi soruların cevaplarını bilmek gerekiyor. Bu cevapları öğrenmenin yolu da öyle sıradan eğitimden, kariyerden filan geçmiyor. Bu soruların cevaplarını ancak yüreğinizde ülke ve millet sevgisi varsa, kalbiniz şehadet özlemiyle yanıyorsa, zihniniz pak ve berraksa, vücudunuzun her zerresinde hissederek ulaşabilirsiniz. Ebediyete uğurladığımız askerlerimizin, polisimizin, jandarmamızın, güvenlik korucularımızın, tüm kamu görevlilerimizin ‘Şuheda’ makamına yükseldikleri konusunda kuşkusu olan önce dönüp kendi inancını, imanını bir sorgulasın" dedi.

‘ESARET ZİNCİRİNİ MİLLETİN BOYNUNA GEÇİRMENİN PEŞİNDE’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Şehitler tepesi boş kalmayacak" sözüyle ilgili eleştirilerine değinen Erdoğan, bu sözü anlamak için imanın yanında, bağrından çıkılan toplumun kültürünü bilmek gerektiğini kaydederek şunları söyledi: "Merhum Arif Nihat Asya’nın o şiirini okuyup da hala ısrarla 'şehitler tepesi boş kalacak' diyen kişi, bu ülkeyi düşmana teslim etme, milletimizin boynuna esaret zincirini geçirme peşinde demektir. Tabii 15 Temmuz’da milletimiz sokaklarda şehit olurken, mücadeleden kaçan, tankların arasından sıyırıp ondan sonra belediye başkanının konutunda veya bir başka evde kahvesini yudumlayanlarda şehadet yolunda gitmek gibi bir şey olmaz. Dikkat ederseniz bu tipler bize dönüp 'Türkiye’nin Suriye’de ne işi var?' derken, mesela Rusya’ya, Amerika’ya, İran’a, Avrupa ülkelerine asla böyle bir soru yöneltmiyor. Çünkü bunların gözünde ülkemizin yürüttüğü mücadelenin zerre kadar kıymeti yoktur. Tek dertleri buradan bir siyasi çıkar elde edebilmek, emperyalistlere şirin gözüküp kendilerine yol verilmesini sağlayabilmektir. Suriye tartışması ülkemizdeki 5'inci kol faaliyetlerinin nerelere kadar uzandığının en somut göstergesidir. Bunlara en güzel cevabı aslında şehitlerimiz, gazilerimiz, şehit yakınlarımız ve milletimiz veriyor" diye konuştu.

'BAY KEMAL'İN YERİ ESED'İN YANIDIR'

Erdoğan, bir şehidin ve bazı şehit yakınlarının Suriye'de verilen mücadele ile ilgili açıklamalarını örnek olarak göstererek, "Evet ben inanarak, atalarımızdan ilham alarak 'şehitler tepesi boş kalmayacak' dedim, diyorum, diyeceğim. Kimin nerede olduğunu çok dikkatle takip etmemiz lazım. Bay Kemal’in yeri bellidir. Bay Kemal’in yeri ne vatandır ne millettir, onun yeri Esed’in yanıdır. Bir de onu tavsiye ediyor ya. Buyur sen git. Zaten yanında da Bay Monşerler var, onlarla beraber güzel bir yolculuğu gerçekleştirirsin" dedi.

'SEN NİYE ARAMIYORSUN?'

Kılıçdaroğlu'nun kendisine yönelttiği "27 Şubat gecesi neredeydiniz?" sorusuna yanıt veren Erdoğan, "Madem merak ediyor söyleyeyim. O gece bu ülkenin Cumhurbaşkanı sabaha kadar görevinin başındaydı. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı ertesi gün erken saatlerden itibaren de hiç ara vermeden cumhuriyet tarihinin liderler düzeyindeki en yoğun telefon diplomasisini yürüterek görevine devam ediyordu. O gece TBMM Başkanı’ndan MİT Başkanı’na bakanlardan bütün komutanlara kadar herkes görevinin başındaydı. Kılıçdaroğlu CHP Genel Merkezi’nde kahve içip televizyon seyrederken ülkeyi yönetenler yüreklerindeki acıya rağmen, şehitlerimizin kanlarını yerde bırakmamak için canla başla çalışıyordu. Benden telefon bekliyormuş, eğer çok merak ediyorsan, nasıl ki Sayın Bahçeli ile telefon diplomasimizi yürüttük, nasıl ki Meral Hanım ile bunu görüştük, nasıl ki Sayın Karamollaoğlu ile bunları görüştük, sen de arardın, sana da gerekli bilgiyi verirdik. Cumhurbaşkanlığı makamı seni arayacak, sana bilgi verecek, bu bir defa bu işin protokol anlayışına da sığmaz. Böyle bir süreç içerisinde biz bir taraftan içeride haritalar üzerinde çalışmalarımızı yapıyoruz, bir taraftan da nerede ne gibi adımlar atacağız, onun üzerinde çalışıyoruz, ondan sonra ben bir de kalkıp seni mi arayacağım? Sen ara, niye aramıyorsun?" diye konuştu.

'HER SEVİYEDE BİLGİLER MİLLETİMİZLE PAYLAŞILDI'

Erdoğan, bu süreçte milleti bilgilendirmek için gerekli her türlü açıklamanın yapıldığını vurgulayarak, "Hatay Valimizden Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığına bakanlarımıza kadar her seviyede bilgiler milletimizle paylaşılmıştır. CHP’nin başındaki zat o sırada kim bilir hangi sinsiliklerin, kim bilir hangi senaryoların, kim bilir hangi ümitlerin peşinde olduğu için kimin çalıştığını kimin ne açıklama yaptığını takip edememiş olabilir; ama milletimiz her şeyi başından itibaren sonuna kadar izlemiş, takip etmiştir. Türkiye dün Çanakkale’de de emperyalistlere karşı mücadele ediyordu, bugün Suriye sınırlarında da emperyalistlere karşı mücadele ediyor" dedi.

'ÜLKENİN BİRLİĞİNE, BÜTÜNLÜĞÜNE SALDIRIYOR'

Gazi Mustafa Kemal’in vatan toprağı olan Çanakkale’yi savunduğu dönemde, İdlib’in de vatan toprağı olduğunu bilmeyecek kadar Kılıçdaroğlu’nun şuur kaybı içinde olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:

"Yolu Çanakkale’ye düşerse orada tavsiye ederim İdlib doğumlu yüzlerce şehidin ismini görünce hiç sanmıyoruz ama belki utanır da yüzü kızarır. Vatanın ne demek ve sınırlarının neresi olduğunu bilmeyen, anlamayan, görmeyen, hissetmeyen bir adam hiç kusura bakmayın cehaletten öte bir ihanetin içine düşmüş demektir. Kılıçdaroğlu ve ekibi, ülkemizin doğrudan doğruya iç cephesine, yani birliğine, bütünlüğüne, kardeşliğine saldırıyor. Bunu da gafletlerinden değil, tamamen kasıtlı bir şekilde yapıyorlar. Allah’ın izniyle dün olduğu gibi bugün de verdiğimiz mücadelede hem sahada zafere yürüyeceğiz hem bu müstevli destekçilerini milli irade ayakları altında ezerek ülkemizi hedeflerine ulaştıracağız. Esasen bu zatın gözünün ve gönlünün başka yerlerde olduğunu da biliyoruz. Kılıçdaroğlu mevcut tutumuyla Esed'in Suriye'de, İsrail'in Filistin’de hayata geçirmeye çalıştığı insansızlaştırma politikasına destek veren bir yerde durmaktadır. Türkiye'nin bu tarihi mücadelesini sürekli fitneyle, yalanla, iftirayla lekelemeye çalışan her kim olursa olsun, açık ve net söylüyorum, haysiyetsizdir, onursuzdur, şerefsizdir, alçaktır, haindir. Bir insanın kendi ülkesine ve kendi milletine böylesine derin bir kin beslemesi için ya geçmişte ağır travma yaşaması ya da daha başka bir çıkar hesabının pençesine düşmüş olması lazım. Sanıyorum karşımızdaki zatta her iki durum birden söz konusu."

‘REJİMİ HER GEÇEN GÜN BİRAZ DAHA ERİTİYORUZ’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’de verilen şehitlerin kanlarının yerde bırakılmadığını belirterek, "Bugüne kadar rejim 3 bin 200’ün üzerinde unsurunu, 160’a yakın tankını, 100’ün üzerinde topunu ve çok namlulu roketatarlarını, 3 uçağını, 8 helikopterini, 8 hava savunma sistemini, 10’dan fazla mühimmat deposunu, yüzlerce silahlı ve silahsız aracını kaybetmiştir. Türkiye’nin kaybı rejiminkiyle mukayese edilemeyecek kadar az. Uçaklarımızla, SİHA’larımızla, topçularımızla, tankçılarımızla, komandolarımızla, zırhlı birliklerimizle yürüttüğümüz destansı mücadele rejimi her gün biraz daha eritiyoruz. Kahraman ordumuz Suriye’de gösterdiği başarıyla tüm dünyayı kendisine hayran bırakmıştır. Bizim savaşmayı bilmeyen değil, savaşmak istemeyen bir ülke olduğumuzu son operasyonlarımızla herkese bir kez daha ispatladığımıza inanıyorum" dedi.

'ARKA PLANDAKİ BÜYÜK OYUNUN İŞARETİ'

Erdoğan, rejim ve onu destekleyenlerin sürekli olarak kendilerini savunma imkanı olmayan çocukları, kadınları, masumları vahşice katlederek gerçek yüzlerini sergilemeyi sürdürdüğünü kaydederek, "Bir süre sonra rejim sadece İdlib’de değil, Suriye’nin diğer bölgelerinde de kendi halkını karşısında bulmaya başlayacaktır. İşte o zaman rejimi kurtarmaya, bugün arkasına sığındığı hava ve kara güçlerinin imkanları da yetmeyecektir. Biliyoruz ki rejim Dara’da, Hana’da, Humus’ta, Halep’te yaptığını şimdi İdlib’de tekrarlamaya çalışıyor; ama bu defa başaramayacak. Bu defa Türkiye hem kendi güvenliği ve huzuru hem de Suriyeli masumların hayatlarını kurtarmak için bilfiil sahaya çıkmıştır. İdlib’deki çatışmalar sürerken bölücü terör örgütünün Suriye’nin diğer alanlarındaki güvenli bölgelerimize saldırmaya başlaması arka plandaki büyük oyunun işaretidir. Bu durum şayet İdlib’den ve Suriye’deki diğer güvenli hale getirdiğimiz bölgelerden çekilirsek, teröristlerin doğrudan ülkemiz topraklarını hedef alacağının en somut ifadesidir" diye konuştu.

'SAHADA DA MASADA DA MÜCADELEYİ SÜRDÜRECEĞİZ'

Türkiye’nin kendi topraklarında çok daha ağır ve büyük bedeller ödememek için Suriye’de mücadele verdiğinin altını çizen Erdoğan, "Ne ülkemizi terör örgütlerinin, eli kanlı rejimin ve onları destekleyenlerin insafına terk edeceğiz, ne de mazlum Suriye halkını kendi başına bırakacağız. Sahada da diplomasi masasında da mücadelemizi sonuna kadar sürdürerek Türkiye’yi içine sokulmaya çalışıldığı bu cendereden muhakkak kurtaracağız. İşte o zaman önümüze yepyeni bir dönemin açıldığını göreceğiz. Türkiye’yi hedeflerine ulaştırana kadar bize durmak dinlenmek haramdır. Mücadele zamanlarında 83 milyon, biz biriz, beraberiz, birlikte Türkiye’yiz ve biz birlikte güçlüyüz" değerlendirmesinde bulundu.

'KİMSENİN TACİZ ETMEYE HAKKI YOKTUR'

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anadolu topraklarının tarih boyunca hem her kökenden, her inançtan, her kesimden insana kucak açtığına, yurt olduğuna dikkat çekerken, "Terör örgütlerinin ve zalim rejimin önünden kaçan 4 milyona yakın Suriyeli de aynı şekilde ülkemize sığınmadı mı? Bu ülkede hiç kimsenin evini, yurdunu terk ettiği için topraklarımıza sığınanlara kem gözle bakmaya, yabancı muamelesi yapmaya, hele hele tahkir ve taciz etmeye hakkı yoktur. Her kim bu tarz davranışlar içine girerse altını kazıdığımızda kendi geçmişinden de bir göçmenlik bulunması kuvvetle muhtemeldir. Bize düşen bu insanların yeniden evlerine dönerek huzur ve güven içinde yaşayabilecekleri iklimi oluşturmanın mücadelesini vermektir" dedi.

'KARARIMIZ ULUSLARARASI HUKUKA UYGUNDUR'

27 Şubat’taki saldırının ardından Türkiye’nin Avrupa’ya gitmek isteyen mültecilere sınırlarını açtığına da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, başta Yunanistan olmak üzere Avrupa ülkelerinin mültecilere yönelik tutumlarını eleştirdi. Erdoğan, "Bu kararımız tamamen uluslararası hukuka uygundur. Bugün mültecilere sınırlarını kapatan, onları döverek bindikleri botları batırarak, hatta vurarak geri gönderemeye çalışan her Avrupa ülkesi insan hakları evrensel beyannamesini çiğnemektedir. İşte Yunanlıların yaptığı. Bu konuda en insanlık dışı görüntüleri Yunanistan sergiliyor. Botları şişleyerek batırıyor ve o botların içindeki yavruları anneleriyle beraber ölüme terk ediyor" ifadelerini kullandı.

'MÜLTECİLERE SAYGILI OLMAYA DAVET EDİYORUM'

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan'ın 2’inci Dünya Savaşı yıllarında, bugün kapılarını kapattığı coğrafyada sürgünde kurduğu hükümetle varlığını devam ettirmeye çalıştığını hatırlatarak, "Yunan yönetimine 11 Ocak 1942 tarihli Huma El Kudüs isimli gazetede Nazi saldırılarından kaçarak Suriye’ye sığınan Yunanlılara yapılan yardımları gösteren şu fotoğrafı özellikle hatırlatmak istiyorum. Bunu dikkatle izleyelim. Bu fotoğrafta yemek ve kıyafet dağıtılan Yunanlı erkek ve kız çocuklardan birisi de belki Miçotakis’in büyükbabası veya büyükannesidir. Türkiye Yunanistan’ın işgal ve açlıkla boğuştuğu bu dönemde kendisi de sıkıntı içinde olmasına rağmen, gemiler dolusu gıda yardımıyla komşusuna destek vermiştir. Mültecileri özellikle ülkesine sokmamak için denizde boğmaktan kurşunla öldürmeye kadar her türlü yolu deneyen Yunanlı bir gün bu merhamete kendilerinin de ihtiyacı olabileceğini unutmamalıdır. Yunanistan başta olmak üzere tüm Avrupa Birliği ülkelerini, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne uygun şekilde, topraklarına gelen mültecilere saygılı davranmaya davet ediyorum" mesajını verdi.

'BİR 40 DAHA HARCARIZ'

AB’nin mülteci politikasının ikircikli olduğunu söyleyen Erdoğan, "Mültecilerin akınında AB kalkıyor 350, 350 milyon avro olmak üzere para yardımı, işte bunun yanında bot, silah, asker göndermeye hazırız diyor. Peki 10 yıldır 4 milyon mülteciyi topraklarında barındıran Türkiye’ye böyle bir destek verdiniz mi? Bunun kararını anında alabiliyorsunuz. Vermiyorlar, çünkü ikircikli davranıyorlar, bunların tek yüzü yok, maalesef birkaç yüzü var. Dürüst davranın, verecekseniz verirsiniz, vermeyecekseniz vermezsiniz; ama bizi aldatmaya kalkamayın. 40 milyar doları bu işe harcayan Türkiye, evelallah bir 40 daha harcar. Bu milletin bereketli olan kesesi vardır" ifadelerini kullandı.

'AVRUPA, TÜRKİYE'YE DESTEK VERMELİDİR'

Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğü temelinde, yeni anayasa hazırlanana, özgür seçimler yapılana ve bu şekilde göreve gelecek yeni yönetim oluşana kadar bu göçmen akının devam edeceğine vurgu yapan Erdoğan, "Avrupa ülkeleri şayet sorunu çözmek istiyorlarsa, Türkiye’nin Suriye’de gerçekleştirmeye çalıştığı siyasi ve insani çözüme destek vermelidir. Bunun dışındaki yaklaşımların tamamı da zaten yabancı düşmanlığı ve ırkçılık batağında debelenen AB'yi kendi değerlerinden biraz daha uzaklaştıracaktır. Faşizmin ayak seslerinin her geçen gün daha fazla duyulduğu Avrupa ülkeleri için böyle bir durum gerçek bir felaket anlamını taşıyacaktır" dedi.