THY İkramiye, Prim, Hediye Kartı Konusu | Pişman Mısın?
Bazen bir yorumu yazıp gönderemezsin. Bir gönderiyi beğenemezsin. Çünkü bakman gereken bir ailen, ödemen gereken borçların vardır. Ama içinde yine de fırtınalar kopar.
Bir de sonradan pişman olacağın sözler vardır. Son birkaç gündür tam olarak bunu yaşıyoruz.
Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Bolat’ın iletişimini ve yöneticiliğini beğeniyorum. Bunu daha önce de birkaç kez dile getirmiştim. Geçtiğimiz eylül ayında THY ve iştiraklerinde çalışanlara prim verileceğini duyurmuştu. Ancak işler planlandığı gibi gitmedi ve prim verilemeyeceğini açıklamak zorunda kaldı. Bunun yerine iştiraklere 2 adet 15 bin liralık olmak üzere toplam 30 bin liralık hediye kartı verileceğini duyurdu.
Mantık çerçevesinden bakarsak, kimse böyle bir söz verip ardından yüz binlerce insanın tepkisini üzerine çekmek istemez. Bu noktada sorgulanması gereken şeyin kişisel bir mesele değil, daha geniş bir yönetim ve süreç meselesi olduğunu düşünüyorum. Bazen gerçekten de “elçiye zeval olmaz” denilen durumlar yaşanır.
Tabi tepkiler çığ gibi büyüdü.
Bu durum yalnızca THY ya da iştirakleriyle sınırlı değil. Birçok kurumsal şirket çalışanı düşük maaşlardan, verilen sözlerin yerine getirilmemesinden ya da beklentilerin karşılanmamasından şikâyet eder.
Böyle zamanlarda çok konuşan, ortamı galyana getiren bir kesim ortaya çıkar. İnsanları kışkırtır, öfkeyi büyütür. Bu tuzağa düşenler ya işlerinden olur ya da işlerinde mutsuz bir şekilde çalışmaya devam eder. Kışkırtanlar ise çoğu zaman hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam eder.
Belki verilen sözlere güvenerek borç yaptınız. Belki farklı planlar kurdunuz. Ama unutulmaması gereken bir gerçek var: Cebinize henüz girmemiş para hiçbir zaman sizin değildir.
Öte yandan çalışanların yaşadığı sorunlar da yok sayılamaz. Mobbing, ast-üst ilişkilerindeki dengesizlikler, tanıdık kontenjanları… Bunların hepsi çalışma hayatının bilinen gerçekleri. Mobbing konusu… Şirketin el atması gereken en önemli konulardan biri diye düşünüyorum. Huzurlu ve mutlu çalışma ortamı bazen paradan çok daha önde olabiliyor.
Son maaş zam oranını saymazsak, Türkiye ortalamasının üzerinde maaşlar, sosyal ve yan haklar, çift maaş dönemleri, pass bilet hakları, prestijli bir marka altında çalışmanın getirdiği değer ve CV’nize kattığı güç de göz ardı edilemez.
Peki bu noktada nereye geliyoruz?
Sessizlik…
Ve pişmanlık…
Önce sessizlik. Haksızlığa uğradığınızı düşünseniz bile işinizi kaybetmemek için susarsınız. Çünkü işinize ihtiyacınız vardır. Aileniz, borçlarınız, planlarınız vardır. Daha iyi bir alternatifiniz yoksa çoğu zaman sessiz kalmayı seçersiniz.
Pişmanlık.
- Hakkını aramadığın için duyduğun pişmanlık…
- Hakkını aradığın için duyduğun pişmanlık…
Hakkını ararken kullanılan yöntemler çok önemli. Hukuki yollar: dilekçeler, resmi başvurular, davalar… Ama bir de sosyal medya var. Öfkeyle yazılan hakaretler, beddualar, ağır sözler…
Sosyal medya tehlikeli bir alan. Söylediğiniz her söz, attığınız her mesaj yüz binlerce kişiye ulaşabiliyor. Ve Türkiye’de hiçbir kurum, çalışanlarının ya da yakınlarının yaptığı hakaretleri görmezden gelmez. Sizin ileride pişman olmanızı istemediğimiz için sosyal medya üzerinden yazdığınız hakaret yorumlarını siliyoruz.
Bugün yazdığınız bir cümle, yarın karşınıza işsizlik olarak çıkabilir.
Diğer yanda ise susmanın getirdiği başka bir pişmanlık var. “Keşke sesimi çıkarsaydım, belki bir şeyler değişirdi” düşüncesi insanın içinde büyür.
Peki ne yapmak lazım?
Öfkeyle hareket etmemek lazım. Hak aramak ile hakaret etmek arasındaki çizgiyi iyi bilmek gerekir.
Hakkınızı arayacaksanız akılla arayın.
Duyguyla değil, hukukla… (Sonuçlarını da iyi analiz edin)
Çünkü bazen en büyük pişmanlık, bir anlık öfkenin hayat boyu süren bedelidir.
Son olarak da şunu söyleyebilirim bence Ahmet Bolat da henüz netleşmemiş bir müjdeyi, çalışanları motive etmek ve ümitlendirmek için erken duyurduğuna pişman olmuştur.

