12 Eylül’ün 17 yaşında idam ettiği genç!

Hitit

Erdal Eren’in idam kararını iki kez bozan emekli hakim VATAN gazetesine konuştu

12 Eylül döneminin “Asmayalım da besleyelim mi”
politikasının bir kurbanı!

Çocuk haksız yere asıldı O hengamede
çala kalem gitti

12 Eylül darbesi sonrası darağacına gönderilen Erdal
Eren’in idam kararınını iki kez bozan Yargıtay 3’üncü Dairesi üyesi emekli Hakim
Albay Ahmet Turan 28 yıl sonra ilk kez konuştu:

“Eren’in er Zekeriya
Önge’yi kasten öldürdüğüne dair vicdani kanaatim yoktu. Eren önden ateş etmiş,
asker sırtından vurulmuştu. Kurşunun da o tabancadan çıktığına dair kanıt
yoktu.”

30 Ocak 1980… Sağ sol çatışmasının doruk noktasına çıktığı,
sıkıyönetim günleri… Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi ODTÜ öğrencisi
Sinan Suner, MHP’li Bakan Cengiz Gökçek’in koruması Süleyman Ezendemir
tarafından öldürülünce olaydan 2 gün sonra bir protesto gösterisi yapılır.
Göstericiler ile askerler arasında çıkan çatışmada er Zekeriya Önge ölürken,
Erdel Eren 24 kişiyle gözaltına alındı. Bundan sonra tarihin belki de en hızlı
yargılama süreci yaşandı ve Erdal Eren 19 Mart 1980’de idama mahkum edildi. Eren
13 Aralık 1980’de Ankara Merkez Cezaevi’nde idam edildi. Yakın tarihimize damga
vuran olayın perde arkasını emekli Hakim Ahmet Turan şöyle anlattı:

İdam kararını 2 kez bozduk

Erdal Eren davası 12 Eylül’den
önce başlamıştı ama sıkıyönetim ilan edildiği için sıkıyönetim mahkemeleri
vardı. Erdal Eren, sıkıyönetim mahkemesinde yargılanıyordu. Mahkeme, Erdal
Eren’in inzibat eri Zekeriya Önge’yi bilerek, kasten, taammüden öldürdü diye
idama mahkum etti. Avukatlar kararı temyiz etti ve dosya bize geldi. Ben
raportör olarak atandım. Dosyayı inceledim ve diğer üyelere
anlattım.

Erdal Eren’in eri kasten, bilerek öldürdüğü noktasında bir
delil yoktu ve 15 Temmuz 1980’de kararı 2 muhalif oya karşı 3 oyla bozduk. Bozma
kararımız üzerine dosya tekrar sıkı yönetim mahkemesine gitti. Yeniden
yargıladılar Erdal Eren’i… Tekrar idama mahkum edildi. Temyiz edildiği için
tekrar bize geldi. Yaptığımız inceleme sonunda 28 Ekim 1980’de kararı tekrar
bozduk. Askeri Yargıtay Başsavcılığı kararı “onayın” diye bize göndermişti ama
biz kararı yine yetersiz bulduk.

Müebbet olurdu

Kararı
2’nci kez bozunca yasaya göre Başsavcılık kendi tebliğnağmesine aykırı karar
çıkınca itiraz hakkı olduğu için itiraz etti ve dosya Daireler Kurulu’na gitti.
15 kişilik heyette 2 muhalif üyenin oyuna karşı 13 üyeyle kararı onadılar. Hakkı
Erkan ve Erdoğan Başhekim adlı üyeler bu karara muhalifti. Çünkü Erdal Eren
asılmasın, en azından Ceza Kanunu’ndaki 59’uncu takdiri tahrir sebebi yani kendi
takdirini kullanarak idam cezasına müebbete çevrilmesini istediler. Ama olmadı.

Kurşunlar incelenmedi

Ben idam kararına karşı çıktım.
Çünkü Erdal Eren ifadesinde diyor ki; “
İnzibat askerleri üzerime doğru gelirken
panikledim ve ateş ettim. Askerlerin hepsi benim hedef menzilim içindeydi. Yedek
şarjörüm, tabancamda daha 5 tane mermi vardı. Eğer öldürme kastıyla hareket
etmiş olsaydım bunların hepsini kullanırdım. Askerler üzerime gelince ben gelişi
güzel ateş ettim” diyor. Burada çok hassas bir nokta var; Vurulan erin
cesedinden çıkarılan mermi çekirdeği ile sanığın tabancasından çıkan mermi
çekirdeklerinin doğru dürüst mukayesesi yapılmadı. Olay yerinde iki tabancaya
ait boş kovanlar bulunuyor ama onların Adli Tıp’a gönderilip mukayesesi
yapılmadı. Eri vuran kurşun yüzde 100 Erdal’
ın tabancasından çıktı diye bir şey yok
dosyada. Çünkü incelenmemiş.

Provokasyon olabilir

En
önemlisi; Erdal Eren girdiği bir evin bahçesinde sinmiş bir yere. Askerler
geliyor. Elinde de kendi tabancası var, gelişi güzel ateş etmiş. Diyelim ki
gelen askerleri hedef gözeterek ateş etti. Üzerine gelen askerlerden biri
öldüğüne göre göğsünden yara alması lazım. Halbuki vurulan asker sırtından
vurulmuş. Bu durumu Avukat Niyazi Ağırnas duruşmada söyledi ve ‘bir provokasyon
olabilir’ dedi. Benim vicdani kanaatim provokasyon vardır ya da yoktur diyemem
ama yüzde 100 Erdal’
ın tabancasıyla vurulduğuna dair kesin delil yoktu. O nedenle ben iki defa
kanaatı bozdurdum. Benim görüşüm doğrultusunda Yargıtay 3. Dairesi ama Daireler
Kurulu da 2 muhalif üyeye karşı onadı.

Kemik ölçümü
yapılmadı

Erdal Eren’in yaşı tutmuyordu, 18 yaşında değildi. Rontgen
çektirip kemik kalınlıklarına göre bir rapor hazırladılar ve 18 yaşında dediler.
Onun inandırıcı olduğunu sanmıyorum. Adli Tıp’ta adam rontgeni çekiyor ve yaşı
18 diyor. Tarafsız mıdır? Nereden bileceğim o ortamda.

Hafifletici
neden gözetilmedi

Çocuk “Ben eğer askerlere karşı hareket etmiş
olsaydım. Hepsi benim atış menzilim içimde. Paniğe kapıldım ateş ettim” diyor.
Bir sürü insan geliyor ama o ateş etmeyi durdurmuş. Bütün ifadelerinde “Benim bu
eylemimden dolayı Zekeriya Önge ölmüşse, buna ben neden olmuşsam çok üzüntü
duyuyorum” diyor. Her noktada, her duruşmada söylüyor bunu. Bu üzüntü ifadesi
yargılama esnasında takdiri hafifletici sebeptir.

‘Emirle hakimlik
olmaz’

12 Eylül 1980’de Kenan Evren ve Kuvvet Komutanları’nın
yönetimde iş başına gelmesiyle anayasa yürürlükten kaldırıldı. Biz Yargıtay
Mahkemesi olarak anayasaya göre kurulmuş kuruluşlarız. Anayasa ortadan
kalktığına göre işlevimiz kalmadı. Asker yönetime el koyduktan sonra istifaları
ve emeklilikleri durdurdu. 12 Eylül harekatını beğenmeyenler ayrılıp
gidebilirdi. Buna mani olundu. 1981 Ağustos’un da ayrılmak isteyenler için 15
günlük bir süre tanıdılar. Ben ve 17 arkadaşım ayrıldık. Benim yaş haddime 8
sene vardı ama erken emeklilik istedim. Anayasa olmadığı için emre göre görev
yapmam gerekiyordu. Onu da ben kabul edemezdim Atatürk’ün okullarında yetişmiş
bir aydın olarak. İsteğe göre karar vermek durumundasın demektir o zaman.
Anayasa yoksa, garantin de yok demektir. Eğer emre göre karar vermek
istemiyorsan yapılacak olan iş ayrılmaktır. Emirle hakimlik olmaz. Açıktan kimse
emir vermedi. Ama hissediyorsun, rahat olmuyorsun karar
verirken.

Evren incelese idam ettirmezdi

Askeri Yargıtay
Daireler Kurulu’nun 2’ye 13 oyla ”idam edilsin” kararını Kenan Evren’in
başkanlık ettiği 5 kişilik Konsey de onayladı. Eğer Konsey, kararı bir hukukçuya
dikkatlice tetkik ettirseydi, iki üye neden muhalif kalmış. ”Doğru mu yanlış mı
yapıyoruz“ diye incelettirselerdi ”
İdam ettirmeyelim“ diyebilirlerdi. Bu
yapılmadı. O hengamede çala kalem gitti. İdam edildiğinde çok üzüldüm. Bence
haksız yere idam edildi.

12 Eylül bilançosu (Adalet Bakanlığı
verilerine göre)

50
İdam edilenlerin
sayısı

144
Kuşkulu ölümlerin
sayısı

171
İşkecede ölenlerin
sayısı

14BİN
Vatandaşlıktan çıkarılanlar

Gökalp
EREN (Erdal Eren’in amcasının oğlu)


Adli Tıp tiyatro oynadı

İdam sürecinin başlangıçı dönemin
başbakanı Demirel’in ”Bu olayın failleri TCK’nın en ağır hükümlerince
cezalandırılacaktır “ lafıdır. Cuntacılar bunun gereğini yaparak Erdal Eren’i
darağacına gönderdi. Erdal mahkeme süresince ”Korktuğum için değil, doğrusu bu
olduğu için söylüyorum“ dedi. Cinayete uygun bir Adli Tıp Heyeti oluşturuldu ve
burada adli tıp uzmanı bile bulunmuyordu.

Nihat TOKTAY (Erdal Eren’in
avukatı)

Otopsiler tam tersiydi

Otopside kurşun giriş
deliği etrafında yanık halesinin olduğu yazılıydı. Bunun anlamı yakından atış
yapıldığı, yani 10 santim ile bir metre arası demektir. Ancak Eren’in en yakın
askere uzaklığı 12.5 metreydi. Yine, kurşun askerin sırtından giriyor ve
aşağıdan yukarı yol izliyor, göğsünden çıkartıyorlar. Yani atışı yapanın
Önge’den aşağıda olması gerekiyor. Ancak Erdal’
ın konumu en az 2 metre 30 santim
Önge’den yukarıda, yani kurşunun yukarıdan aşağıya girmesi gerekiyor.

Keyvan