8 yıllık deprem dramları

Hitit

Enkaz altından 96 saat sonra çıkarılan, 4 çocuğunu ve iki bacağını
kaybeden Sultan Kiraz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, depremin
şokunu hala yaşadığını söyledi.

7.4 şiddetindeki depremi Gölcük’teki evlerinde yaşadıklarını hatırlatan Kiraz, şöyle konuştu:

“O
gün oğlumla saat 02.00’ye kadar ayaktaydım, daha sonra yattım. Bel
fıtığı ameliyatı olduğum için salonda oğlumla yatıyordum. 2 kızım,
diğer oğlum ve eşim odalarında yatıyordu. Sarsıntıyla uyandım. Ayağa
kalktım, oda tamamen aydınlıktı. Oğlum ne olduğunu sordu. ‘Deprem
oluyor’ dememe fırsat kalmadan bina üzerimize yıkıldı. Sarsıntı beni
duvarlara çarptı. Çok sallandık, o an çok acım vardı. Çünkü ayaklarım
kolonların altında kalmıştı. Acım çok olduğu için Allah’a beni
öldürmesi için yalvarıyordum. Acım büyük olmasına rağmen çocuklarıma,
eşime bağırıyordum. Ancak hiç kimseden ses gelmiyordu, sesimi duyan
olmadı.

4 gün göçük altında kaldım. Saatler geçmiyordu. ‘Neden
gündüz olmuyor, neden hep hava karanlık’ diye kendi kendime
söyleniyordum. Zaman zaman uyandığımda ellerimle bir şeyler arıyor,
bulduğum parçalarla sesimin duyulması için yerlere vurmaya çalışıyor,
bağırıyordum. Ancak sesimi duyan yoktu.”

“ÇOCUKLARIMI ÖZLEDİM”

Sultan
Kiraz, depremde hayatlarını kaybeden çocukları Leyla, İbrahim Çağrı,
Merve Asena ve Kazım Selim’i aradan 8 yıl geçmesine rağmen
unutamadığını ve çok özlediğini dile getirdi.

Göçük altından
çıkarıldıktan sonra Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve
Uygulama Hastanesi’nde 5 ay tedavi gördüğünü ifade eden Kiraz,
tedavisinin 2.5 ayı dolduğunda doktor kontrolünde çocuklarının öldüğü
haberinin kendisine verildiğini belirtti.

O güne kadar kendisine
çocuklarının yaşadığının söylendiğini bildiren Kiraz, “Aradan 8 yıl
geçti. Çocuklarımı bir saniye görebilmek, onlara sarılabilmek,
kucaklayabilmek için canımı seve seve verirdim” dedi.

Depremden
sonra düğünlere gitmediğini kaydeden Kiraz, “Gittiğinizde kadının
kucağında çocuk görüyorsunuz, askere giden çocukları görüyorsunuz.
Yaşasaydı benim çocuklarım da evleneceklerdi, torunlarım olacaktı. Ama
onlar yoklar. Yaşamaksa yaşıyoruz işte. Çocuklarım ve ben uzun
boyluyduk. Ancak kısala kısala bir metre kaldım.”

Sultan Kiraz, bacakları baldırdan aşağı kesilmiş olmasına rağmen ihtiyaçlarını karşılayabildiğini sözlerine ekledi.

“İNSANLIK UNUTULMUŞ”

Sultan Kiraz’ın eşi Ahmet Kiraz ise aradan 8 yıl geçmesine rağmen, yaşanan acıların katlanarak devam ettiğini söyledi.

4
çocuğunu kaybettiğini ancak inancını hiç bir zaman yitirmediğini ifade
eden Kiraz, depremde sakat kalan eşiyle yaşam mücadelelerine devam
ettiklerini belirtti.

Deprem öncesi çok mutlu yaşadıklarını, her
gün bir arkadaşlarının kendilerine geldiğini veya kendilerinin
misafirliğe gittiğini belirten Kiraz, depremin ardından kapılarını
çalacak dost bulamadıklarını söyledi.

Kiraz, şöyle devam etti:

“İnsanlar
çok şeyleri unutmuş. Bizim yaşadıklarımız onlara bir macera, film,
kurgu gibi geliyor. Ekonomik şartlar insanları değiştirebiliyor.
Deprem sonrası kapımızı açan olmadı. İnsanlara dargın değiliz. Biz de
insanız, insanları seviyoruz. Ancak insanlık unutulmuş. İnsanlar
yürekli, sağlam inançlı olmalı. Sağlam bir inanca sahip olursanız
sarılacağınız bir şeyler oluyor.”

8 YIL SONRA KIZI TANIMADI

Marmara
depreminde, Gölcük’teki evlerinin enkazında eşinin cesedi ve 2
yaşındaki kızıyla 72 saat kalan Binnaz Tiryaki, çektiği bütün acılara
rağmen geleceğe umutla bakıyor.

Yaşadıklarını anlatan Binnaz
Tiryaki, 5 katlı binanın 4. katındaki evlerinde eşi ve 2 yaşındaki kızı
ile depremi yaşadıklarını söyledi.

O gece kızlarını da yanlarına
alarak yattıklarını söyleyen Tiryaki, büyük bir sallantı ve gürültüyle
uyandıklarını, yıkılan binanın enkazı altında kaldıklarını belirtti.

Bir süre sonra eşinin sesini duyduğunu, enkazda sıkıştığını anladığını belirten Tiryaki, şöyle konuştu:

“Bir
yandan eşimle konuşuyor, bir yandan da elimi gezdirerek kızımı
arıyordum. Eşim bana sıkıştığını ve kalkamadığını söyledi. Benden daha
kötüydü ve nefes almakta zorluk çekiyordu. Bir süre sonra kustuğunu
duydum. Giderek kötüleşiyordu.

Ben de bir yandan 2 yaşındaki
kızıma sesleniyordum. Bir ara kızımın sesini duydum, ağlıyor, ‘anne,
baba’ diye bağırıyordu. Ona seslendim, sesimi duydu. Ellerimle nerede
olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bir ara kızımın saçlarını dokunduk.
‘Kızım, bu benim elim’ diyerek elimi tutmasını istedim ve onu bir anda
yanıma çektim. Bu arada eşimi kaybetmek üzere olduğumu anladım. Nefesi
daralıyor, konuşması kesilmeye başlıyordu. Son cümleleri ‘Kızımı 2
yaşına kadar mı görecektim?’ oldu. Sonrasında eşimin sesi kesildi ve
öldüğünü anladım. O andan sonra kızımı yaşatmak için elimden gelen her
şeyi yapıyordum.”

“ÖLÜMÜ HİSSETTİM”

Enkaz
altında saatler geçerken susuzluğu hissetmeye başladığını ifade eden
Tiryaki, tükürük salgılamak için taşları yaladığını, eline geçen
parfümleri ağzına sıktığını söyledi.

Tiryaki, şöyle devam etti:

“Kızım
da susamıştı, biberonunu aramaya başladım ve buldum. Saatler sonra
kızım iyice susamıştı. Kızımı yaşatmaktan başka bir şey düşünmüyordum.
Kızımı yaşatmak uğruma her şeyi yapmaya hazırdım. Acı, susuzluk, nefes
darlığı ve eşimin cesedinin kokusu ile dakika dakika ölümü hissettim.

Erkek
kardeşim askerden yeni dönmüştü. Rus eğitim timleriyle konuşmuş ve
eğitimli köpeklerle enkazın yanına gelmişlerdi. Köpekler bizi fark
etti. Kurtarma ekibi ufak bir delik açıp nefes almamızı sağladı. Deliği
büyütüp kızımı çıkardılar. Beni de güçlükle birkaç saat sonra
çıkardılar. 72 saat sonra enkaz altından çıkarılmıştı. Beni
helikopterle Ankara’ya götürdüler. Sağ ayağım kesildi. Sol ayağımı
kurtarabilmek için Almanya’da 1 yıl tedavi gördüm. Türkiye’ye
döndüğümde kızım beni tanımadı. Ayağım olmadığı için ‘Sen annem
değilsin’ dedi.”

Hayata sarılarak yaşamaya başladığını ve küçük
bir gecekondu satın aldığını kaydeden Tiryaki, bir televizyon
kanalındaki “Yoksa Rüya mı?” adlı programla hayatının değiştiğini
bildirdi.

Program yetkililerini aradığını ve olumlu yanıt
aldığını söyleyen Tiryaki, 15 gün sonra bir ekibin evlerini yıktığını,
daha sonra da yenisini yaptıklarını belirtti.

Keyvan