Bir ülkede muhalefet, en az iktidar kadar önemlidir.
Başından beri hep şunu söyledik:
Bir ülkede muhalefet, en az iktidar kadar
önemlidir.
Çünkü sağlıklı bir muh alefet hem iktidarları daha diri ve dinamik
tutar, hem de farklı tezlerle ülkenin genel siyasi zihnini
zenginleştirir.
Ecevit’in birkaç yıllık koalisyon hükümetlerini bir kenara
koyarsak, çok partili hayata geçtiğimizden bu yana CHP hep muhalefette
kaldı.
Ancak hiçbir zaman demokrasilerde bir muhalefet partisinden beklenen
çizgi ve anlayışta olmadı.
Ne ülke meselelerine dair doğru dürüst bir tez
geliştirebildiler, ne alternatif bir program.
Bildikleri tek muhalefet tarzı,
milli eğitimden sağlığa, yargıdan temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesine
kadar her meseleyi bir rejim sorununa indirgemek oldu.
İktidarlara hep
“Cumhuriyet elden gidiyor, Cumhuriyetin kazanımları elden gidiyor” söylemi
üzerinden muhalefet ettiler.
Halk da onları hiçbir zaman iktidara
getirmedi.
AK Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte de hep bir “kazanımlar
elden gidiyor” söylemi tutturdular.
Soruyorsunuz:
“AK Parti iktidarında
elden gitmiş bir tane Cumhuriyet kazanımı gösterebilir misiniz?”
Cevap yok
ama söyleme devam.
CHP bu söylemleriyle iktidar olamamış ama zaman zaman
yaşanan ara rejim dönemlerinin her zaman en önde gelen tetikleyicisi
olmuştur.
Türkiye’de siyasal ve demokratik sistem askeri veya sivil bürokrasi
tarafından vesayet altında tutulmuşsa, bunda bir numaralı etken CHP ve yandaş
medyası olmuştur.
(Hatırlayın; 28 Şubat sürecinde sisteme müdahaleyi normal
saymış “Ne var canım, TSK bir sivil toplum örgütü gibi çalışıyor” demişlerdi. 27
Nisan bildirisine destekleri, “Ordu göreve” pankartlarıyla dolu Cumhuriyet
mitinglerine verdikleri destek sadece birkaç örnektir.)
Çok partili
hayatımızda “CHP+Ordu=İktidar” ya da “CHP+ Yargı= İktidar” vecizeleri de durduk
yerde değil, işte bu anlayışları yüzünden çıkmıştır.
CHP sandıkta elde
edemediği bir egemenliği vesayet sayesinde kullanmaya çalışmış ve dönem dönem
bunda da epey başarılı olmuştur.
AK Partinin iktidara gelmesiyle beraber
Türkiye kelimenin tam anlamıyla çağ atlamıştır.
Vesayetçi sistemin demokrasi
ve hukuk doğrultusunda değiştirilmesi için arı kovanlarına çomak sokulmuş,
reformlar yapılmış, çok ciddi adımlar atılmıştır.
Bunu yaptığı için de
partimiz CHP ve yandaş medyası öncülüğündeki kampanyalarla akıl almaz iftira ve
saldırılara maruz bırakılmıştır.
Mahalle baskısı, Malezyalaşmak, tek adamlık,
sivil dikta vb söylemler..
367 şaklabanlıkları, parti kapatma davası…
AK
Partiyi yıpratmak adına kirli planlar, senaryolar, organize işler…
Bunların
hiç biri de tutmamış ve milletimiz AK Partiye gösterdiği teveccühü daha da
artırmıştır.
CHP, malum bir kaset olayıyla birlikte genel başkan
değişikliğine gitmiş, dönem dönem yapıldığı gibi bir kere daha “değişim”
lafları tedavüle sürülmüştür.
CHP önümüzdeki hafta sonu PM’ni seçmek üzere
kurultaya gidiyor.
Değişim söylemlerinin sadece seçmen tavlamaya dönük ve boş
olduğu ise her gün bir başka eylem ve söylemle ortaya çıkıyor.
Hale
bakın;
Düne kadar blok listeyi savunan ve çarşaf liste taleplerine karşı
çıkan eski Genel Başkan Baykal, şimdi çarşaf listeden yana.
Daha önce parti
içi demokrasi adına çarşaf listeyi savunan Kılıçdaroğlu ise şimdi blok
listeci!
Kılıçdaroğlu CHP’ye yeni bir üslup getireceğini söylemişti ama
görünene bakılırsa eskisinden bile kaba ve içeriksiz bir söyleme saplanmış
durumda.
Başbakan hakkında ağza alınmayacak, mahalle kahvelerinde
söylenmeyecek sözler sarfediyor.
Muhalefet adına hala ortaya koyduğu bir
plan-proje yok.
Bunun yerine çamur at izi kalsın taktiği ve iftiralar
var.
İktidara gelirseniz ne yapacaksınız diyenlere “Hesap soracağız”
diyor.
Eski tas eski hamam yani.
Hatırlarsınız, 2099 yerel seçimler
öncesinde de, çıktıkları her televizyon programında “elimizde dosyalar var,
hesap soracağız” demişlerdi.
Sonuçta var olduğunu iddia ettikleri dosyaların
bir teki bile yargıya intikal etmedi.
CHPlilere açıkça söylüyorum:
İkide
bir kurultay yaparak, vitrin değiştirerek ne bu milleti kandırabilirsiniz, ne de
etkin ve sağlıklı bir muhalefet yapabilirsiniz.
Muhalefet olacaksanız,
iktidarı her yaptığına karşı çıkmak yerine “hükümet neyi yanlış yaptı, size göre
neyi nasıl yapmalıydı” sorusuna cevap vereceksiniz.
Solcuyum diyeceksin ama
1940 model Kemalizm dışında bir vizyonun olmayacak.
Tam bir “doğan görünümlü
şahin” durumu!
Sosyal demokratım diyeceksin, Başbakana kahve ağzıyla
konuşmak, iç ve dış iftiralara saplanıp kalmak dışında hiçbir plan ve program
üretemeyeceksin.
Sonra da habire değiştim diyeceksin.
Yandaş medya da
habire bu değişim masallarını gündem yapıp duracak.
Hele bir de bazı
taklitçilikleri var ki, yanlış terziden çıkma elbise gibi iğreti duruyor
üzerlerinde.
2011 seçimleri hızla yaklaşırken 2 şeyi çok iyi yapacağız
dostlar;
Birincisi, kendi yaptığımız işleri çok iyi anlatmak.
İkincisi de,
değiştim masallarıyla milletimize tuzak kurmaya çalışanların maskelerini sürekli
düşürmek.
Öyleyse;
Durmak yok, çalışmaya devam!

