En büyük uçak kazası

Hitit

Yoğun sisin ve hava trafiğinin neden olduğu faciada,
582 kişi hayatını yitirdi. 27 Mart 1977’de, Kanarya Adalarının Santa Cruz
Havaalanı, yolcu dolu iki Jumbo jetinin çarpışması sonucu, dehşetten tüyleri
diken diken eden bir facia yaşadı. Yoğun sisin ve hava trafiğinin neden olduğu
faciada, 582 kişi hayatını yitirdi.

Kaza, Santa Cruz’da haftanın en
kalabalık günü olan Pazar günü oldu. Bu tatil beldesinde pazar günleri, günde
180 uçak inip kalkmaktaydı. Bu Pazar günüde, Tenerif’deki eski volkanın
çevresinde, her zaman olduğu gibi, hava sisliydi. Santa Cruz Havaalanında trafik
o gün epey yoğun, ortalık karışıktı. Komşu Gran Canaria adasının Las Palmas
Havaalanında, Kanarya Adaları Özgürlük Hareketi teröristlerinin yerleştirdiği
bir bomba patladığı için Las Palmas Havaalanı kapatılmıştı; uçaklar Santa Cruz’a
indiriliyordu. Bunların arasında iki Boeing 747 jumbo jetide bulunmaktaydı:
Amsterdam’dan kalkan Hollanda KLM uçağı ile, New York ve Los Angelas’ten gelen
PAN-AM uçağı.

Öğleden hemen sonra Santa Cruz Havaalanı beklenendende
kalabalıktı. Pistte, uçuş izni bekleyen 12 uçak vardı. Terminal binası yanındaki
kulede görevli üç hava trafik kontrolörü, bu karmaşıklığı çözmeye
çalışıyorlardı. Sis de giderek yoğunlaşıyor, ana pistin ışıkları yanmıyordu.

Diğer bir sorunda, havaalanının üç radyo frekansından ikisinin
çalışmamasıydı. Uçaklar bir tek frekanstan kalkış izni beklemekteydiler.
Kısacası felaket için ortam hazırdı.

PAN-AM uçağında 370 Amerikalı yolcu
sabırsızlanıyordu. Las Palmas’tan başlayacak olan turustik sefer için adam
başına 2000 dolar ödemişlerdi. Bomba haberi duyulduğu ve uçakları Santa Cruz’a
indirildiği zaman, kendileri için ayrılmış olan yolcu gemisi limanda
beklemekteydi. Havaalanının tüm uçaklara yetecek merdiveni bulunmadığı için iki
saattir uçakta oturuyorlardı.

KLM uçağında da, 229 Hollandalı yolcu
sabırsızlık içindeydi. Onlar da aslında Las Palmas’a ineceklerdi.

KLM’in
kaptan pilotu Jaap Van Zanten, ünlü bir kişiydi. KLM’in kadrolarının işinin ehli
olduğunu ve uçakların güvenliğini belirten reklamlarında, hep onun yakışıklı
yüzü yer almaktaydı. Van Zanten gerçekten deneyimli bir pilottu. 27 yıldır KLM
şirketinde çalışıyordu. Havayollarının en kıdemli üç pilotundan biriydi. Van
Zanten, bu deneyimliliği nedeniyle, izin verildiğinde Las Palmas’a inip orada
yakıt almak için kuyrukta bekleyeceğine, daha sonra ihtiyacı olacak yakıtı Santa
Cruz’dan almaya karar vermişti… Bir süre sonra tüm uçağı alevden bir cehenneme
çevirecek olanyakıtı…

PAN-AM’in kaptan pilotu ise İkinci Dünya
Savaşının yıldızlarından 56 yaşındaki Victor Grubbs’dı. Önünde yakıt almakta
olan Hollanda uçağının yanından geçip piste çıkamadığı için canları sıkılan
yolcularını gruplar halinde pilot bölmesine alıyordu.

Görüş mesafesi
artık 500 metreye inmişti. Ancak bu da kalkış için yeterliydi. Ne var ki, sisin
giderek yoğunlaşacağı anlaşıldığından ve kimse geceyi Santa Cruz’da geçirmek
istemediğinden, iki jumbo jetin mürettebatı, bir an önce Las Palmas’a gidebilmek
için sabırsızlanıyordu.

Santa Cruz’un ana pisti, iki mil uzunluğunda olup
denizden 700 metre yüksekliktedir. Pist doğudan batıya doğru uzanır. Buna
parelel olan ikinci pist, terminal binasına gelip giden uçaklar tarafından
kullanılır. Bu iki pist, iki uçta ve ortada dört ara yolla birleşir.

Saat
17:00’den birkaç dakika önce Van Zanten ile Grubbs, kuleden uçuş için hazırlanma
talimatı gelince derin birer soluk aldılar. İkinci pist çok dolu olduğu için,
her iki pilotada, uçaklarını ana piste çıkarmaları söylenmişti. KLM ile PAN-AM
jetleri, ana pistin doğu ucuna aynı anda vardılar. Kontrol kulesi, iki jetin
batıya doğru gidip öteki uçtaki kalkış noktasına ilerlemelerini istedi. KLM
uçağı önde olmak üzere iki uçak hareket etti.

Bu manevralar, üç hava
trafik kontrolörü tarafından görülmüyordu. Sis havaalanını iyice örttüğünden ve
Santa Cruz’da yer radarı bulunmadığından, kontrolörler yerde ağır hareket eden
uçakların ne yaptıklarını seçemiyorlardı. Bunun için, yalnızca tek kanaldan
çalışan telsizleri vardı.

Kontrol kulesi KLM uçağına ‘Doğruca pistin
sonuna kadar git ve dön’ buyruğunu verdi. Van Zanten’in dev jeti ağır ağır yola
koyuldu.

Grubbs da kuleden talimat almıştı. İleri gidecek ve soldaki
arayola saparak pisti terk edecekti.

Santa Cruz’un ana pistinden sola
ayrılan üçüncü arayol, C-3 diye anılır. Buradan 130 derecelik bir dönüşle
terminal binasına gidilir. Bu, bir PAN-AM jumbo jeti için epey ağır ve güç bir
manevraydı. Dördüncü arayol C-4 ise bir daire çizip ana pistin baş tarafına
geliyordu ki, burada KLM jeti, şimdi kalkış için dönüşünü
tamamlamaktaydı.

Kaptan Pilot Van Zanten manevrasını tamamladı ve uçağın
burnunu, önündeki iki millik uçuş pistini kaplayan sise çevirdi. Ancak sisin
ardında da ağır ağır kendisine doğru gelmekte olan PAN-AM uçağı
vardı.

PAN-AM jeti C-3 yolunu geçip C-4’e doğru yol alıyordu. Kaptan
Pilot Van Zanten’in ikinci pilotu da o anda kontrol kulesine şu mesajı
iletmekteydi: ‘KLM 4805, Kalkışa hazır. Kalkış izni
istiyoruz.’

Kule:’Anlaşıldı.Kalkış için beklemede kal.Haber
vereceğim.’

Kule bunun üzerine PAN-AM uçağına pistten çıkıp çıkmadığını
sordu. PAN-AM’dan henüz pistten çıkmadığı yanıtını alınca da, PAN-AM ikinci
pilotuna pistten çıktığının hemen bildirilmesini söyledi. Ancak birkaç dakika
sonra KLM uçağı harekete geçmişti.

Bir jumbo jeti 240 ton ağırlığındadır,
kanat açıklığı 60 metre, uzunluğu 75 metredir ve kuyruk bölümü yedi katlı bir
bina yüksekliğindedir. O Pazar günü saat 17:07’de bu boyutlarda iki uçak, biri
çok ağır, diğeri saatte yaklaşık 270 km hızla, birbirlerine
yaklaşıyorlardı.

Hollanda jetini ilk gören, PAN-AM ikinci pilotu Robert
Bragg oldu. ‘Sisler arasında bir ışık gördüm. Önce bunu pistin ucunda duran KLM
sandım. Ama birden ışıkların üzerimize doğru geldiğini fark
ettim.’

‘Pistten çık, pistten çık!’ diye bağırdı Bragg. Kaptan pilot
Grubbs ise, ‘Pistte biz varız! Pistte biz varız!’ diyordu.

Grubbs, gelen
uçaktan kaçınmak için, uçağını 30 derecelik bir açıyla çevirmeye girişti. Ama
çok geç kalmıştı. KLM çok hızlı geliyordu. Ne durabilir, ne de herhangi bir yana
sapabilirdi. Dönüşü olmayan noktayı aşmıştı.

Kaptan Pilot Van Zanten, son
anda uçağının burnunu havaya dikti. PAN-AM jetinin üzerinden sıçramak isterken,
Hollanda uçağının kuyruğu pistin bir parçasını koparmıştı. Ama çabası boşunaydı.
Havalandıktan iki saniye sonra KLM uçağı saatte yaklaşık 300 km hızla PAN-AM’a
bindirdi. KLM’in burnu diğerinin pilot bölmesine çarptı, pilot bölmesi ile
birinci mevki bölümünün tavanını parçaladı. Kanatların altındaki dev motorlar,
hemen ardından Amerikan uçağına çarptılar. İskele motorları arka bölmeleri
parçalarken yolculardan çoğu o anda öldüler.

KLM uçağı PAN-AM’ın
üzerinden geçip piste düşerken binlerce parçaya ayrıldı. Hollanda uçağından
kimse kurtulamadı. PAN-AM’dan kurtulanların çoğu ya en önde, yada çarpışmanın
aksi yönü olan solda oturuyorlardı. Çarpışmanın şiddetiyle uçağın sol yanı da
parçalanınca yolcular ya yere atla****** yada darbenin şiddetinden dışarı
fırlayarak kurtuldular.

Bu birkaç saniye süren felaketten kulenin haberi
olmamıştı. Tenerif üzerinde uçan bir İspanyol uçağı kulenin konuşması arasında
araya girerek iniş izni istedi. ‘Lütfen araya girmeyin!’ diye azarladı kule,
uçağı. ‘KLM’i çağırıyorum.’ Ama KLM diye bir şey kalmamıştı.

Birden esen
rüzgar sisi aralamıştı. Kontrol kulesindekiler karşılarında alevler içinde bir
jumbo jet gördüler. Birkaç saniye sonra ikinci bir aralıktan Boeing’in enkazı
görüldü.

Telsizlerde karmakarışık sesler vardı şimdi: ‘Bir jumbo
yanıyor…’ ‘Hayır iki tane.’… ‘PAN-AM 1736 ile konuşabiliyor musun?’…
‘Kontrol kulesi, pistteki yangını gördünmü?’… ‘İtfaiyeler!İtfaiyeler!’.
Havaalanında görevli küçük kurtarma ekibi hemen olay yerine koştu. Ancak
yapabilecekleri birşey yoktu. KLM, parçalanmış bir enkazdı. PAN-AM ise, cayır
cayır yanıyordu. Kaçabilen herkes, ilk bir iki dakikada kaçmıştı.

Kazanın
kahramanı PAN-AM hosteslerinden Doroty Kelly idi. Felaket konusunda şunları
anlatmaktadır: ‘Büyük bir gürültü oldu, ortalık uçuşan şeylerle doluydu. Eski
haline benzeyen hiçbir şey kalmamıştı çevrede. Herşey yalnızca kırık maden
parçaları ve döküntüydü. Ortalık biraz yatışır gibi olunca, başımın üzerinde
gökyüzü olduğunu gördüm ve hala uçakta olduğumu anladım. İlk önce kimseyi
göremedim. Arkamdan patlama sesleri gelince tek çıkış yolunun tavandan olduğunu
düşündüm. Ben çıkarken döşeme çöküyordu.’

Bayan Kelly, yedi metreden
aşağı atlayıp bir süre koştuktan sonra arkasında alev alev yanan uçağa baktı.
Bir dizi patlamadan sonra uçağın içinden çığlıklar geldiğini fark edince yeniden
uçağa koştu. ‘Kaptan Pilot hiç kıpırdamadan dizleri üstünde duruyordu.
Bacaklarının kırıldığını sandım. Çevrede bacakları kırılmış pek çok insan vardı.
Pilotu kollarından yakalayıp çekiştirdim. Tavanın üzerimize çökeceğinden
korkuyordum. Çok şiddetli bir patlama oldu. Çabuk gidelim buradan dedim. Pilotu
itip çekerek kenara getirdim ve aşağı piste attım.’

Bayan Kelly, Pilot
Grubbs’un hayatını kurtarmıştı. Patlamalar birbirini izlerken kadın içeri doğru
koşuyor, önüne geleni yakalayıp enkaz dışına çekiyordu. Canlı kimsenin
kalmadığına emin olana kadar bu işi sürdürdü.Daha sonra yüzü yara bere içinde,
kolları alçılanmış, gözleri mosmor yatarken, ‘Muhammed Ali ile 20 raund yapmış
gibiyim,’ diyordu. Kendisine bu yürekliliği yüzünden kahramanlık madalyası
verildi.

Yolculardan çoğu çarpışmadan sonra bile, şaşkınlıktan
donakalmışlar ve güvenlik kemerlerini çözmedikleri için alevler içinde can
vermişlerdi. PAN-AM’ın 370 yolcu ve 16 mürettebatından 300’den fazlası,
çarpışmanın ilk birkaç dakikasında ölmüşlerdi, 60 da ağır yaralı vardı. Ama
KLM’in 239 yolcu ve 15 mürettebatından tümü ölmüştü.

Kaza, Santa Cruz’da
haftanın en kalabalık günü olan Pazar günü oldu. Bu tatil beldesinde pazar
günleri, günde 180 uçak inip kalkmaktaydı. Bu Pazar günüde, Tenerif’deki eski
volkanın çevresinde, her zaman olduğu gibi, hava sisliydi. Santa Cruz
Havaalanında trafik o gün epey yoğun, ortalık karışıktı. Komşu Gran Canaria
adasının Las Palmas Havaalanında, Kanarya Adaları Özgürlük Hareketi
teröristlerinin yerleştirdiği bir bomba patladığı için Las Palmas Havaalanı
kapatılmıştı; uçaklar Santa Cruz’a indiriliyordu. Bunların arasında iki Boeing
747 jumbo jetide bulunmaktaydı: Amsterdam’dan kalkan Hollanda KLM uçağı ile, New
York ve Los Angelas’ten gelen PAN-AM uçağı.

Öğleden hemen sonra Santa
Cruz Havaalanı beklenendende kalabalıktı. Pistte, uçuş izni bekleyen 12 uçak
vardı. Terminal binası yanındaki kulede görevli üç hava trafik kontrolörü, bu
karmaşıklığı çözmeye çalışıyorlardı. Sis de giderek yoğunlaşıyor, ana pistin
ışıkları yanmıyordu.

Diğer bir sorunda, havaalanının üç radyo
frekansından ikisinin çalışmamasıydı. Uçaklar bir tek frekanstan kalkış izni
beklemekteydiler. Kısacası felaket için ortam hazırdı.

PAN-AM uçağında
370 Amerikalı yolcu sabırsızlanıyordu. Las Palmas’tan başlayacak olan turustik
sefer için adam başına 2000 dolar ödemişlerdi. Bomba haberi duyulduğu ve
uçakları Santa Cruz’a indirildiği zaman, kendileri için ayrılmış olan yolcu
gemisi limanda beklemekteydi. Havaalanının tüm uçaklara yetecek merdiveni
bulunmadığı için iki saattir uçakta oturuyorlardı.

KLM uçağında da, 229
Hollandalı yolcu sabırsızlık içindeydi. Onlar da aslında Las Palmas’a
ineceklerdi.

KLM’in kaptan pilotu Jaap Van Zanten, ünlü bir kişiydi.
KLM’in kadrolarının işinin ehli olduğunu ve uçakların güvenliğini belirten
reklamlarında, hep onun yakışıklı yüzü yer almaktaydı. Van Zanten gerçekten
deneyimli bir pilottu. 27 yıldır KLM şirketinde çalışıyordu. Havayollarının en
kıdemli üç pilotundan biriydi. Van Zanten, bu deneyimliliği nedeniyle, izin
verildiğinde Las Palmas’a inip orada yakıt almak için kuyrukta bekleyeceğine,
daha sonra ihtiyacı olacak yakıtı Santa Cruz’dan almaya karar vermişti… Bir
süre sonra tüm uçağı alevden bir cehenneme çevirecek olan
yakıtı…

PAN-AM’in kaptan pilotu ise İkinci Dünya Savaşının
yıldızlarından 56 yaşındaki Victor Grubbs’dı. Önünde yakıt almakta olan Hollanda
uçağının yanından geçip piste çıkamadığı için canları sıkılan yolcularını
gruplar halinde pilot bölmesine alıyordu.

Görüş mesafesi artık 500
metreye inmişti. Ancak bu da kalkış için yeterliydi. Ne var ki, sisin giderek
yoğunlaşacağı anlaşıldığından ve kimse geceyi Santa Cruz’da geçirmek
istemediğinden, iki jumbo jetin mürettebatı, bir an önce Las Palmas’a gidebilmek
için sabırsızlanıyordu.

Santa Cruz’un ana pisti, iki mil uzunluğunda olup
denizden 700 metre yüksekliktedir. Pist doğudan batıya doğru uzanır. Buna
parelel olan ikinci pist, terminal binasına gelip giden uçaklar tarafından
kullanılır. Bu iki pist, iki uçta ve ortada dört ara yolla birleşir.

Saat
17:00’den birkaç dakika önce Van Zanten ile Grubbs, kuleden uçuş için hazırlanma
talimatı gelince derin birer soluk aldılar. İkinci pist çok dolu olduğu için,
her iki pilotada, uçaklarını ana piste çıkarmaları söylenmişti. KLM ile PAN-AM
jetleri, ana pistin doğu ucuna aynı anda vardılar. Kontrol kulesi, iki jetin
batıya doğru gidip öteki uçtaki kalkış noktasına ilerlemelerini istedi. KLM
uçağı önde olmak üzere iki uçak hareket etti.

Bu manevralar, üç hava
trafik kontrolörü tarafından görülmüyordu. Sis havaalanını iyice örttüğünden ve
Santa Cruz’da yer radarı bulunmadığından, kontrolörler yerde ağır hareket eden
uçakların ne yaptıklarını seçemiyorlardı. Bunun için, yalnızca tek kanaldan
çalışan telsizleri vardı.

Kontrol kulesi KLM uçağına ‘Doğruca pistin
sonuna kadar git ve dön’ buyruğunu verdi. Van Zanten’in dev jeti ağır ağır yola
koyuldu.

Grubbs da kuleden talimat almıştı. İleri gidecek ve soldaki
arayola saparak pisti terk edecekti.

Santa Cruz’un ana pistinden sola
ayrılan üçüncü arayol, C-3 diye anılır. Buradan 130 derecelik bir dönüşle
terminal binasına gidilir. Bu, bir PAN-AM jumbo jeti için epey ağır ve güç bir
manevraydı. Dördüncü arayol C-4 ise bir daire çizip ana pistin baş tarafına
geliyordu ki, burada KLM jeti, şimdi kalkış için dönüşünü
tamamlamaktaydı.

Kaptan Pilot Van Zanten manevrasını tamamladı ve uçağın
burnunu, önündeki iki millik uçuş pistini kaplayan sise çevirdi. Ancak sisin
ardında da ağır ağır kendisine doğru gelmekte olan PAN-AM uçağı
vardı.

PAN-AM jeti C-3 yolunu geçip C-4’e doğru yol alıyordu. Kaptan
Pilot Van Zanten’in ikinci pilotu da o anda kontrol kulesine şu mesajı
iletmekteydi: ‘KLM 4805, Kalkışa hazır. Kalkış izni
istiyoruz.’

Kule:’Anlaşıldı.Kalkış için beklemede kal.Haber
vereceğim.’

Kule bunun üzerine PAN-AM uçağına pistten çıkıp çıkmadığını
sordu. PAN-AM’dan henüz pistten çıkmadığı yanıtını alınca da, PAN-AM ikinci
pilotuna pistten çıktığının hemen bildirilmesini söyledi. Ancak birkaç dakika
sonra KLM uçağı harekete geçmişti.

Bir jumbo jeti 240 ton ağırlığındadır,
kanat açıklığı 60 metre, uzunluğu 75 metredir ve kuyruk bölümü yedi katlı bir
bina yüksekliğindedir. O Pazar günü saat 17:07’de bu boyutlarda iki uçak, biri
çok ağır, diğeri saatte yaklaşık 270 km hızla, birbirlerine
yaklaşıyorlardı.

Hollanda jetini ilk gören, PAN-AM ikinci pilotu Robert
Bragg oldu. ‘Sisler arasında bir ışık gördüm. Önce bunu pistin ucunda duran KLM
sandım. Ama birden ışıkların üzerimize doğru geldiğini fark
ettim.’

‘Pistten çık, pistten çık!’ diye bağırdı Bragg. Kaptan pilot
Grubbs ise, ‘Pistte biz varız! Pistte biz varız!’ diyordu.

Grubbs, gelen
uçaktan kaçınmak için, uçağını 30 derecelik bir açıyla çevirmeye girişti. Ama
çok geç kalmıştı. KLM çok hızlı geliyordu. Ne durabilir, ne de herhangi bir yana
sapabilirdi. Dönüşü olmayan noktayı aşmıştı.

Kaptan Pilot Van Zanten, son
anda uçağının burnunu havaya dikti. PAN-AM jetinin üzerinden sıçramak isterken,
Hollanda uçağının kuyruğu pistin bir parçasını koparmıştı. Ama çabası boşunaydı.
Havalandıktan iki saniye sonra KLM uçağı saatte yaklaşık 300 km hızla PAN-AM’a
bindirdi. KLM’in burnu diğerinin pilot bölmesine çarptı, pilot bölmesi ile
birinci mevki bölümünün tavanını parçaladı. Kanatların altındaki dev motorlar,
hemen ardından Amerikan uçağına çarptılar. İskele motorları arka bölmeleri
parçalarken yolculardan çoğu o anda öldüler.

KLM uçağı PAN-AM’ın
üzerinden geçip piste düşerken binlerce parçaya ayrıldı. Hollanda uçağından
kimse kurtulamadı. PAN-AM’dan kurtulanların çoğu ya en önde, yada çarpışmanın
aksi yönü olan solda oturuyorlardı. Çarpışmanın şiddetiyle uçağın sol yanı da
parçalanınca yolcular ya yere atla****** yada darbenin şiddetinden dışarı
fırlayarak kurtuldular.

Bu birkaç saniye süren felaketten kulenin haberi
olmamıştı. Tenerif üzerinde uçan bir İspanyol uçağı kulenin konuşması arasında
araya girerek iniş izni istedi. ‘Lütfen araya girmeyin!’ diye azarladı kule,
uçağı. ‘KLM’i çağırıyorum.’ Ama KLM diye bir şey kalmamıştı.

Birden esen
rüzgar sisi aralamıştı. Kontrol kulesindekiler karşılarında alevler içinde bir
jumbo jet gördüler. Birkaç saniye sonra ikinci bir aralıktan Boeing’in enkazı
görüldü.

Telsizlerde karmakarışık sesler vardı şimdi: ‘Bir jumbo
yanıyor…’ ‘Hayır iki tane.’… ‘PAN-AM 1736 ile konuşabiliyor musun?’…
‘Kontrol kulesi, pistteki yangını gördünmü?’… ‘İtfaiyeler!İtfaiyeler!’.
Havaalanında görevli küçük kurtarma ekibi hemen olay yerine koştu. Ancak
yapabilecekleri birşey yoktu. KLM, parçalanmış bir enkazdı. PAN-AM ise, cayır
cayır yanıyordu. Kaçabilen herkes, ilk bir iki dakikada kaçmıştı.

Kazanın
kahramanı PAN-AM hosteslerinden Doroty Kelly idi. Felaket konusunda şunları
anlatmaktadır: ‘Büyük bir gürültü oldu, ortalık uçuşan şeylerle doluydu. Eski
haline benzeyen hiçbir şey kalmamıştı çevrede. Herşey yalnızca kırık maden
parçaları ve döküntüydü. Ortalık biraz yatışır gibi olunca, başımın üzerinde
gökyüzü olduğunu gördüm ve hala uçakta olduğumu anladım. İlk önce kimseyi
göremedim. Arkamdan patlama sesleri gelince tek çıkış yolunun tavandan olduğunu
düşündüm. Ben çıkarken döşeme çöküyordu.’

Bayan Kelly, yedi metreden
aşağı atlayıp bir süre koştuktan sonra arkasında alev alev yanan uçağa baktı.
Bir dizi patlamadan sonra uçağın içinden çığlıklar geldiğini fark edince yeniden
uçağa koştu. ‘Kaptan Pilot hiç kıpırdamadan dizleri üstünde duruyordu.
Bacaklarının kırıldığını sandım. Çevrede bacakları kırılmış pek çok insan vardı.
Pilotu kollarından yakalayıp çekiştirdim. Tavanın üzerimize çökeceğinden
korkuyordum. Çok şiddetli bir patlama oldu. Çabuk gidelim buradan dedim. Pilotu
itip çekerek kenara getirdim ve aşağı piste attım.’

Bayan Kelly, Pilot
Grubbs’un hayatını kurtarmıştı. Patlamalar birbirini izlerken kadın içeri doğru
koşuyor, önüne geleni yakalayıp enkaz dışına çekiyordu. Canlı kimsenin
kalmadığına emin olana kadar bu işi sürdürdü.Daha sonra yüzü yara bere içinde,
kolları alçılanmış, gözleri mosmor yatarken, ‘Muhammed Ali ile 20 raund yapmış
gibiyim,’ diyordu. Kendisine bu yürekliliği yüzünden kahramanlık madalyası
verildi.

Yolculardan çoğu çarpışmadan sonra bile, şaşkınlıktan
donakalmışlar ve güvenlik kemerlerini çözmedikleri için alevler içinde can
vermişlerdi. PAN-AM’ın 370 yolcu ve 16 mürettebatından 300’den fazlası,
çarpışmanın ilk birkaç dakikasında ölmüşlerdi, 60 da ağır yaralı vardı. Ama
KLM’in 239 yolcu ve 15 mürettebatından tümü ölmüştü.

Keyvan