Grev hakkına sahip çıkmak
Hava-İş Sendikası’nın THY işçileri için aldığı grev kararı geçtiğimiz
hafta oylandı ve işçilerin çoğunluğu greve evet dediler. Grev oylamasından evet
kararının çıkmış olması THY yönetimini oldukça sinirlendirmiş olmalı ki, zehir
zemberek bir açıklama yayımlamışlar. THY yöneticilerinin şirket seminerlerinde
öğretildiği gibi başlarına siyah savaş şapkalarını taktıkları; THY’de ki toplu
iş sözleşmesi uyuşmazlığını, sendikal ve toplusözleşme haklarına karşı bir
saldırıya dönüştürmek istedikleri anlaşılıyor.
Başlarında AKP’nin prenslerinden Candan Kar-lıtekin’in bulunduğu THY
yönetimi, “Ne bugün ne yarın, ne greve evet dendiğinde ne de grev uygulamasına
geçildiğinde ve ne de muhtemel bir grev sonrasında verdikleri tekliften bir adım
ileri gidilemeyeceği”ni bildirdikten sonra: “grevle yeni bir şeyler
alınabileceği yolundaki telkinlere kimse kulak asmamalıdır.” diye buyurmuş.
Bu söylemin bizatihi kendisi toplu iş sözleşmesi görüşmelerini kimin çıkmaza
soktuğunu apaçık gösteriyor. THY yönetimi, işyerlerinde yetkili Hava-İş
Sendikası ile karşılıklı anlaşma temelinde bir toplu iş sözleşmesi imzalamak
yerine, tek taraflı olarak kendisinin belirlediği çalışma koşullarını
çalışanlara zorla dayatmak istiyor.
THY yönetiminin bu dayatmacı tavrını anlamak için, toplu iş sözleşmesinin
uyuşmazlık maddelerine bakmak yeterli. Uyuşmazlığın tek nedeni, işverence
gösterilmek istendiği gibi sadece ücret artışı değil. THY işverenliği,
çalışanlarından çok şapkalı esnek personel olmalarını talep ederken, mavi sabah
– kırmızı gece gibi keyfi iş düzenlemelerine herhangi bir sınırlama
getirilmesini istemiyor. Bugün pek çok işyerinde benzerlerini gördüğümüz bu
uygulamaların giderek insanlık dışı bir hal aldığını bütün çalışanlar
biliyor.
Hava-İş Sendikası tarafından alınan grev kararının oylanması bu nedenle önem
arz ediyordu. THY yönetimi için önemli olan çalışanların toplusözleşme
görüşmelerindeki sendikal örgütlülüklerinin kırılmasıydı. Bu hedef doğrultusunda
ellerindeki her türlü imkânı seferber ettiler; savcılıklara şikâyette bulunarak,
Sermaye Piyasası Kurulu’nu sendikaya karşı harekete geçirerek, kontrolleri
altındaki sivil kuruluşları devreye sokarak, işyerlerindeki iktidar ilişkilerini
ve olanakları kullanarak işçilerin greve hayır demesini sağlamaya
çalıştılar.
İşverene destek amacıyla holding medyasında yer alan haber ve köşe yazıları
ise konuyu, işçilerin örgütlenme, toplusözleşme ve grev haklarının tartışıldığı
bir kamusal tartışmaya dönüştürdü. Taha Akyol’un Milliyet’teki, Eser Karakaş’ın
Star gazetesindeki yazıları, işçi hakları konusunda muhafazakâr ve liberal
anlayışların gerçek yüzünü ve sınırlarını göstermesi bakımından ibret verici
nitelikteydi. Her iki yazar da işçiler için toplusözleşme, sendika ve grev gibi
hakların modasının geçtiğini ifade ettiler. Deniz Gökçe ve benzerlerinin
yazıları ise alenen grev kırıcılığıydı. Aynı gazetelerde Hava-İş Sendikası’nın
grev kararını ülke için bir tehdit olarak gösteren haberler de yer aldı.
THY grev oylamasının, işverenin uzlaşmaz tutumu ve hava taşımacılığı
işkolunun günümüz küresel kapitalist sistemi içerisindeki konumu nedeniyle
kamusal bir tartışmayı davet edeceği bekleniyordu. Sol muhalefet ve sendikal
hareket, dağınıklığı ve güçsüzlüğü nedeniyle bu tartışmanın gündemini
belirleyeme-yince, meydan muhafazakârlara ve liberallere kaldı.Onlar da
tartışmayı tam istedikleri yere getirerek işçilerin örgütlenme, toplusözleşme ve
grev haklarının artık geçersiz olduğunu ilan ettiler. Bu vesileyle,
muhafazakârların demokrasi ve hukuk devletini sadece kendileri için istediğini;
liberallerin sivilliğinin piyasa ile sınırlı olduğunu bir kere daha görmüş
olduk.
Bu yüzden THY’deki grev oylaması önemliydi. Sadece Hava-İş Sendikası’nın
aldığı grev kararı oylanmadı. Oylanan, bütün çalışanların grev hakkıydı. Tüm
çalışanların sendikal haklarına karşı işveren cenahının başlattığı saldırıya
boyun eğmeden greve evet diyen Hava-İş Sendikası üyeleri her türlü desteği hak
ediyor

