Grev kıtlığı rekoru
Havacılık, tekstil ve iletişim sektörlerindeki uyuşmazlıklarla birlikte grev,
1. AKP döneminde yaşanan uzun bir grev kıtlığından sonra yeniden çalışanların ve
toplumun gündemine girdi. Hava-İş’in aldığı grev kararına işverenin bütün
baskılarına karşın çalışanların evet demesi Necati Doğru’nun ifadesiyle
işçilerin üzerlerinden “ölü toprağını” atmaları anlamına geliyor. Ancak grev
kararı karşısında işveren örgütlerinden, merkez ve yandaş medyadan yükselen
feryat figan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu’nu bile
şaşırtmış olmalı ki, bakan “grev ve lokavtlara alışmalıyız” deme gereğini
hissetti. Başesgioğlu’nun grev ve lokavtı eşit araçlar olarak görmesine bir mim
koyup şimdilik geçelim. Çünkü lokavt uluslararası hukuk tarafından bir hak
olarak tanınmıyor. “Başesgioğlu bile” dedik. Çünkü Başesgioğlu’nun bakanlığı
döneminde grev neredeyse çalışma yaşamının gündeminden çıktı. 2002-2006 dönemi
yasal grev uygulamaları açısından ülkemizin en az grev yapılan dönemi. Tam
teşekküllü bir “çalışma barışı” yaşandı! İşçi hayatından öylesine memnun olmalı
ki grevin adı anılmadı! ı.AKP ve Başesgioğlu’nun bakanlığı döneminde altı büyük
grev milli güvenlik ve genel sağlık gerekçesiyle ertelendi. Grevin kıt, grev
ertelemenin (yasaklamanın) bol olduğu AKP ve Başesgioğlu dönemine, AKP’nin
grevsizlik rekoruna biraz daha yakından bakalım.
Tabloda 12 Eylül döneminde uygulanan grev yasağının ardından grevlerin
yeniden başladığı 1984 yılından 2006’ya kadar dönemsel olarak ve yıllık ortalama
üzerinden grevci işçi ve grevde geçen işgünü sayıları yer alıyor. Bu dönemde
toplam 740 bin işçi greve çıkmış ve 23 milyon işgünü grevde geçti. Yıllık
ortalama ise sırasıyla 34 bin işçi ve 997 bin işgünü olarak gerçekleşti Ancak
dönemsel bir değerlendirme yapılmazsa bu veriler açıklayıcı olmaz. Çünkü grev
eğilimi dönemsel olarak önemli farklılıklar gösteriyor.
1984-1989 dönemi, 12 Eylül tahribatı ve grev hakkını kısıtlayan Anayasa ve
sendikal mevzuatın ardından bir kıpırdanma ve uyanış dönemidir. ANAP’ın
neoliberal ve sendika karşıtı politikaları had safhadadır. Bu dönemde yılda
ortalama 18 bin işçi greve çıktı ve ortala-na 1.2 milyon işgünü grevde
geçti.
1990-1995 dönemi ise bahar eylemlerinin ardından başlayan bir yükseliş
dönemidir. 12 Eylül 1980’den sonra yaşanan ücret ve diğer hak kayıplarına karşı
sendikal hareket güçlü bir tepki vermeye başladı. Özellikle grevler yaygınlaştı
ve yılda ortalama 100 bin işçi bu dönemde grevlere katıldı; yılda ortalama 2.2
milyon işgünü grevlerde geçti. Bu grev dalgası ve işçi eylemleri sonucunda
işçiler önemli haklar elde ettiler ve neoliberal politikaları kısmen
gerilettiler. 1989 yılında başlayan işçi eylemleri ve grevlerin ANAP’ın
iktidardan düşmesinde de önemli bir rolü olduğunu vurgulamak gerekir.
1995’te yüzbinlerce işçinin katıldığı kamu grevlerinin ertelenmesinin
ardından, 1996 sonrasında işçi eylemleri ve grev dalgasının inişe geçtiği
görülüyor. 1996’dan 2001 krizine kadar geçen dönemde yılda ortalama 9300 işçinin
greve katıldığını ve grevlerde ortalama 270 bin işgünü geçtiğini görüyoruz. Grev
erteleme kırbacının grev eğilimini önemli ölçüde zayıflattığını söylemek mümkün.
2002-2006 döneminde ise grev eğilimi iyice dibe vurdu ve gerek greve katılan
işçi sayısı ve gerekse grevde geçen işgünü açısından Cumhuriyet tarihinin en
grevsiz yılları AKP dönemine denk düştü. Gerçekten de 1963 ve 1984 yıllarını bir
kenara bırakacak olursak (bu yıllar yeni sendikal yasaların yürürlüğe girdiği
ilk yıllar olmaları nedeniyle grevler sınırlıdır) geri kalan ve yasal grev
uygulamasının olanaklı olduğu 39 yıl içinde 1. AKP dönemi grevci işçi ve grevde
geçen işgünü açısından bir grev kıtlığı dönemidir. AKP döneminde yıllık grevci
işçi sayısı üç bine, grevde geçen işgünü sayısı 124 bine geriledi.
AKP döneminde yaşanan grev kıtlığı ve “çalışma barışı”nın memnuniyetin değil
mecburiyetin ürünü olduğu sır değil; bir yandan sistematik grev ertelemeleri öte
yandan sendikaların altını oyan uygulamalar (kamunun küçültülmesi, özelleştirme,
taşeronlaştırma, güvencesiz çalışma, esneklik ve kayıtsızlık) ve işsizliğin
yarattığı korku sonucunda grev istisna haline geldi. Ancak son günlerde işçi
sendikalarından üst üste gelen grev kararları ve KESK’in “grev hakkımız var”
vurgusuyla “toplu görüşmelere” hazırlanması ülke tarihinin en grevsiz döneminin
geride kalmakta olduğuna işaret ediyor.

