Pegasus Havayolları Sabiha Gökçen Havalimanı’na hayat verdi.
Sabiha Gökçen Havalimanı İstanbul için çok önemlidir. İç hat uçuşlarında Anadolu yakası yolcusunun yükünü bu meydan çekmeye başladı. Küçükyalı’da oturduğum için bir yere giderken, önce, Sabiha Gökçen’den uçmam mümkün mü diye bakınıyorum.
Çünkü, sahilyolundaki son derece rahat trafik üzerinden havalimanına ulaşmam en çok yarım saatimi alıyor. Evimden Atatürk Havalimanı’ndaki bir uçuşa yetişmek için ise, İstanbul trafiğinde iki-iki buçuk saat stres yaşamama sebep oluyor. Her seferinde ömrümden ömür gidiyor.
* * *
Pegasus Havayolları Sabiha Gökçen Havalimanı’na hayat verdi.
Eğer, Ali Sabancı iki yıl önce şirketini kurup, ana üs olarak Sabiha Gökçen’i seçmeseydi, bu liman bugün bu kadar gelişmeyebilirdi. Bence, aile fertleri içerisinde rahmetli Sakıp Sabancı’nın cesur, yaratıcı ve girişimci özelliğini en fazla Ali Sabancı taşıyor. Kim ne derse desin…
Mevcut düzeni herkes korur. İmparatorlukları herkes yönetir.
Önemli olan sıfırdan başlayıp, büyüyebilmektir. Aile şirketi Sabancı Holding’ten ayrıldı ve kendi işini kurdu. İlginç pazarlama teknikleriyle kısa sürede büyüdü.
Son derece akılı ve cazip uygulamalarla, yolcunun ayağını Sabiha Gökçen’e alıştırdı. ‘Pegasus’ denilince aklıma ilk önce, eğitimli ve güleryüzlü personel, bakımlı, yeni uçaklar, rötarsız seferler geliyor.
Yiğiti öldür ama hakkını ver. Pegasus’la gelen canlanma, diğer özel şirketleri de cesaretlendirdi ve havacılıktaki bu yeni ivme Türk Hava Yolları’nı bile huzursuz etti.
THY, bir zamanlar yüzüne dahi bakmadığı Sabiha Gökçen’i İstanbul’daki ikinci üssü olarak kullanmaya başladı.
Yolcu trafiği rekor hızla büyüyen Sabiha Gökçen’in işletme ihalesini kazanabilmek için şirketlerin geçen ay verdiği büyük mücadeleyi gördünüz.
Bu yıl bu limandan yaklaşık 3 milyonluk bir yolcu sirkülasyonu bekleniyor.
İhaleyi kazanan Limak şirketi ve Malezyalı ortağının yapacağı yeni dış hatlar terminaliyle hedef, yolcu sayısını yıllık 10 milyona çıkartmak. Çıkacaktır ve Sabiha Gökçen Havalimanı vazgeçilmez olacaktır.
* * *
Ancak, bana göre İstanbul’un Avrupa yakasının acil olarak yeni bir havalimanına ihtiyacı var. Ve İstanbul’un bir numaralı meydanı orası olmalıdır. Atatürk Havalimanı artık nedereyse şehrin göbeğindeki bir meydan durumundadır. Şehrin ortasında, operasyon trafiği bu kadar yoğun bir meydanın bulunması, büyük çevre ve gürültü kirliliği yaratır.
Şehir trafiğini son derece olumsuz etkiler. Bazıları, İstanbul’un bir numaralı havalimanı olacak bu yeni projenin Anadolu yakasında kurulmasını öneriyor.
Son derece yanlış bir düşünce. Neden mi?
Anlatayım… İstanbul’un nüfus ve iş yoğunluğu hangi yakada? Avrupa yakasında değil mi? Dolayısıyla, en yaygın iç ve dış hat uçuşlarının yapılacağı İstanbul’un bir numaralı hava meydanını çoğunlukla Avrupa tarafında yaşayanlar kullanacaktır.
Bir başka deyişle, bu meydandan yılda 10 milyon kişi seyahat edecek diyelim.
Bunlardan iki ya da üç milyonu Anadolu yakasındaki evlerinden kalkıp uçağa gidecek, geri kalan yedi ya da sekiz milyon yolcu ise Avrupa yakasındaki evlerinden çıkıp yolculuğa başlayacaktır. Eğer yeni meydanı Anadolu yakasına kurarsanız, her sene 7 ya da 8 milyon insanı boşu boşuna Boğaz köprüleri trafiğine sokmuş, İstanbul trafiğini iyice içinden çıkılamaz hale getirmiş olursunuz.
Harcanan yakıtın, amortismanın ekonomiye olumsuz yansımasını da bir ekonomist hesaplasın, söylesin.
Bilmem anlatabildim mi? Avrupa yakasına inşa edilecek yeni bir havalimanı, hem mevcut limanın yükünü hafifletecek hem de İstanbul’u beklediğimiz, hedeflediğimiz 2023’e taşıyacaktır.
GÜNLÜK KOYU’NDAN SEVGİLERLE
Süha Özgermi 30 yıllık dostum, ağabeyim… 84 yaşında hepimizden sağlıklı…
Hepimizden çok daha koyu Galatasaraylı.
Tam bir İstanbul beyefendisi. Bir dönem Osmanlı ailesinin avukatlığını de yapan, fabrikatör Özgermi yıllardır güzellik yarışmaları organize ediyor. İki ay önce aradı, “Fethiye’deyim, buraları cennet.
Bir süre burada yaşamak istiyorum. Sen Cannes, Tokyo, Paris gezmeyi seversin ama yolun düşerse uğra, görüşelim” dedi. Ben de bu kısa tatilimde Fethiye ve çevresinde gezmeye karar verdim.
Bu yazıyı, Fethiye’ye yarım saat mesafedeki Günlüklü Koyu’ndan, yani cennetten yazıyorum. Kaldığım ‘The Bay Otel’, ‘Günlük Ağacı’ndan yapılan bungalovlardan oluşuyor.
Ankaralı turizmci iş adamı Burhan Ataalp 45 dönümlük arazi üzerine, denizin kenarına butik bir tesis kurmuş.
Dev iskelesine yatların biri geliyor, biri gidiyor.
Her gelen yabancı tesise bayılıyor. Hani derler ya…
İnsanın buralarda ömrü uzar…
Havadaki oksijeni temizleyen ‘Günlük Ağacı’, sadece bu çevrede ve Kanada’da yetişiyor.
Astım hastaları için birebir. Yıllar önce buralara çok gelip, giderdim.
Bazen tatil için, bazen de iş için. Doğa aynı güzellikte… İnsanlar turizmi daha iyi öğrenmiş, yıllar öncesine oranla turiste çok daha saygılı.
Ben bir hafta kadar buralardayım. Onca iş yorgunluğundan ve stresten sonra, biraz dinlenmek istiyorum. Enerji toplayıp yeniden başlayabilmek için.
Müsadenizle…
AMAN HA, NAZAR DEMESİN!
Sabiha Gökçen’den önceki akşam Pegesus’la Dalaman’a uçtum. Uçağa gitmeden önce, iç hatlar terminalindeki tuvalete girdim. Klazötün sensörlü şifonu çalışmıyordu. Eilimi yıkamak için lavoboya doğru hamle yaptım, armatür elimde kaldı.
İkinci kontrolden sonra geçtiğim bekleme salonundaki koltuklardan birini görünce ‘bunları yazmalıyım’ diye düşündüm. Koltuk kırılmıştı ve o çirkin görüntüsüyle bırakılmıştı. Günlerdir öyle olduğu gibi bir izlenim edindim. Üstelik tek bir çöp kutusu olmadığı için, küçük ambalajlar, mendiler yolcular tarafından çevreye gelişigüzel bırakılmıştı. Dalaman’a, Pegasus’un, kuyruğundan burnuna kadar ‘Referans’ gazetesinin logosuyla boyanmış Bogeing 737-500 uçağıyla uçtum.
Yurt dışından iyi bildiğim görkemli bir reklam yöntemi. Türkiye’de bir gazete tarafından kullanıldığını görünce hoşuma gitti; doğrusu biraz da kıskandım…

