Reibel Yönetim Kurulu Başkanı Arif BADUR anlattı!
Bürokrasi Engel, Güvene Dayalı Bir Sistemimiz Yok
Türkiye’de Hava Kargo Taşımacılığında yaşanan sıkıntılar olduğunu vurgulayan ve yıllardır bu sektörün içersinde yer alan UTİKAD üyesi REİBEL Taşımacılık ve Ticaret A.Ş Genel Müdürü Arif BADUR; “Sıkıntıları aşmanın zaman alacağını, en büyük eksikliğin ‘ağır yük taşıyan ‘kargo uçakları’nın yeterli derecede olmamasını, ‘Bürokrasi’nin sektör önündeki (sıkıntıları aşmada) en büyük engel olduğunu, güvene dayalı bir sistemin oturtulamadığını, Türkiye’nin coğrafi olarak çok önemli bir konumda olduğunu ama bu konumunu yeterince iyi değerlendiremediğini, özellikle Rusya, Türki Cumhuriyetleri, Afganistan ve Irak’ta işadamlarımızın ‘inşaat sektörü’nde önemli projelere imza attığını, bunların kargolarının ilgili ülkelere taşınmasında önemli sıkıntılar yaşandığını kendisiyle yaptığımız söyleşide dile getirdi, söyleşinin ayrıntılarını Badur’dan dinliyoruz.
Hava Kargo Taşımacılığında Eksikliklerimiz Var?
Hava Kargo Taşımacılığımız gelişmemiş diyemeyiz ama yapmamız gereken daha çok şey var ama kesinlikle Türkiye’deki ‘Hava Kargo Taşımacılığı’nın gelişmemesi diye bir şey yok. Çünkü ‘coğrafi’ bakımdan inanılmaz güzel bir yerdeyiz. Türkiye’de ‘hava kargo’nun istenilen düzeye gelmesi uzun yıllarımızı alabilir. Kendi standartlarımızı, getireceğimiz yeni düzenlemelerle yapabiliriz. Bugün ülkemizde ‘kargo taşımacılığı’nda en ‘büyük sorun’; Türki Cumhuriyetleri ile Rusya, Irak ve Afganistan’da iş yapan işadamlarımızın kargolarının taşınması ile ilgilidir.
Elimizdeki Uçaklar Kargo Taşımacılığı İçin Yetersiz !
Az önce bahsettiğim ülkelere iş yapan çok sayıda iş adamımız var. Bunlar oralarda genellikle inşaat sektörüne yönelik iş yapan müteahhitlerimiz. Bunların kargolarının saydığımız ülkelere taşınması lazım. O kargoları taşıyan ve taşıyacak büyüklükte kargo uçaklarımızın olmaması en büyük dezavantajımız. Ülkemizde kargo taşımacılığı yapan şirketlerimizin mevcut (Kuzu Havayolları, ACT Havayolları, THY) filolarındaki uçak tiplerine bakacak olursak büyük çoğunlukla Airbus 300 tipi uçaklar. Tabii bu uçakların yetersiz (kargo kapasitesi bakımından) olduğunu biliyoruz. Neden mi biliyoruz? Çünkü ilgili ülkelerde iş yapan iş adamlarımızın ağır kargo taşıyan büyük gövdeli uçaklara ihtiyacı vardır. Rusya’da bu tip uçaklar mevcut örnek vermek gerekirse İlyuşin76, Antonov 124 tipi kargo uçakları bunlar bizim için ideal uçaklar. Ama bu uçakları kiralamak ve kullanmakta ayrı bir sorun; Sivil havacılığın kuralları gereği, uçuş hakları bazında izinlerinin alınması, çok acil bunların getirtilmesi konusunda sıkıntılar yaşandığı da bir gerçek.
Türki Cumhuriyetleri, Rusya, Irak ve Afganistan Bizim İçin Ciddi Bir Pazar
Türkiye kendi limanlarından özellikle Türki Cumhuriyetleri ve Rusya başta olmak üzere, Irak, Afganistan ile bölgedeki diğer ülkelerin kargo taşımacılığını üstlenmek zorundadır. Bu taşımacılık Türkiye’deki ‘bürokrasi ve uçak parkı’nın buna müsait olmaması nedeniyle Amman, Sharjah ve Kuveyt’e kaymıştır. Bu bölgelerden Rusya ve Türki Cumhuriyet’lerin den çok ciddi kargo taşımacılığı yapılmakta ve Türkiye’nin de bu ‘pazar’dan yeterli payı alamadığı bir gerçektir. Daha düne kadar bizim özel havayollarımız bu rout’lara uçamıyorlardı (güvenlik ve sigortalardar dolayı) daha yeni yeni uçmaya başladılar.
THY’nin Öncülüğünde ‘Hava Kargo Sektörüne’ Yatırımlar Yapılması Lazım
Taşımacılıkla ilgili gerek THY’nin gerekse diğer özel sektör havayolu şirketlerinin ayrıca yatırımcıların bu sektöre ilgi duymaması için bir neden yok. Ciddi bir pazar var. THY öncülüğünde yakın coğrafyada (dış hatlara) hem yolcu, hem de ‘hava kargo’ taşımacılığını geliştirmek durumundadırlar. Bu zamanla olacaktır ama önemli olan bunun bir program dahilinde olmasıdır.
Azerbaycan ve Kazakistan Bizden Daha İlerdeler
Bölge ülkelerine kargo taşıyabilecek (kısa mesafeli) ‘paletli uçak’ların kullanılacağı bir sistemin Türkiye’de gelişmesi lazım ki kargo taşımacılığında daha iyi seviyelere gelebilelim. Bugün komşularımızdan Azerbaycan ve Kazakistan bu konuda çok ciddi hamleler yapmakta, öncelikle havaalanlarını geliştirmekte ve bu havaalanlarında ‘trans’ kargoların elle işlenmesi ve ambar hizmetlerini çok ekonomik fiyatlarla yapmakta ve bunları dünya devleri arasında yer alan Lufthansa, Swiss Air, KLM, FedEx, CargoLux gibi şirketlerin hizmetine sunmaktadırlar. Ve kendi havaalanlarını ‘uluslararası kargo’nun taşındığı bir sistemin içine sokmaktadırlar.
Kargolar Sabiha Gökçen ve Çorlu’ya Yönlendiriliyor. Bu İki Havalimanı da Yetersiz !
Türkiye kendi havalimanlarına özellikle (Atatürk Havalimanı)’ndaki yangından sonra ‘kargo ambar’larının çok ‘limitli’ kapasite de olması ve sivil havacılığın kargo uçaklarının (yangından sonra) Atatürk Havalimanı’na iniş izni vermemesiyle birlikte ‘şu anda’ Sabiha Gökçen Havalimanı ve Çorlu Havalimanı kullanılmakta. Bu havalimanlarında ise yeterli kapasitenin olmamasından dolayı büyük gövdeli uçaklar buraya inememekte. Bilinen bir gerçek var ki Türkiye’nin tüm ‘hava kargo ithalatı ve ihracatı’ndaki tüm operasyon yangından önce Atatürk Havalimanı’ndan gerçekleşmekte iken şimdi ise Sabiha Gökçen ve Çorlu havalimanına yönlendiriliyor. Dedik ya kargo taşımacığılığı için bu iki havalimanı yetersiz, gerek ambarları gerekse pistlerinin kısa olması ve büyük gövdeli kargo uçaklarının buraya inememesi sorun teşkil ediyor. Gelen müşterilere ‘gümrüğünü’zü bu iki havalimanından yapın’ gibi böyle bir yaptırımın uygulanması hiç uygun değildir.
Amerika’yı Yeniden Keşfetmeye Gerek Yok
Taşımacılığın gelişmesi için neler yapılmalıdır. Aslında çok basit yani gidip Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yoktur. Bunun nasıl yapıldığı Avrupa’da ve Amerika’da bellidir. Burda önemli olan ‘bilinen’ dediğimiz sistemleri geliştirmek. Bunlar, bilinen ‘taşıyıcı’, bilinen ‘havacı’, bilinen ‘acenta’ gibi yapılardır. Türkiye’de büyüklü-küçüklü her firma aynı prosedüre tabii olmalıdır. ‘Gümrük formaliteleri’nin aynı şekilde, aynı düzen içersinde yapılmalıdır.
Güvene Dayalı Bir Sistem Oluştulmalı
Türkiye’deki ticaretin kayıt altında olmadığı gibi yaygın bir görüş var dünyada, dolayısıyla gümrük öncesi veya sonrası kontroller yapılamadığı, gümrükleme esnasında yapıldığı şeklinde bir gürüş var. Bu da işin ağır ilerlemesi anlamına geliyor. Aslında ‘buradaki sorunun cevabı’ belli, bu konuda ciddi çalışmalar yapılması gerektiğini ve taşımacılıktaki hızın bir an önce sağlanması gerektiğini düşünüyorum.
Gelişmiş Ülkeler Bunu Nasıl Başarmışlar
Gayet basit, bizdekinin aksine ‘güvene dayalı’ bir sistem kurmuşlar. İnsanların yapmış oldukları hataları anında cevaplayan cezaları veren sistem kurdukları için sistem son derece düzgün çalışıyor. Bizde çok sert kurallar ve bu kuralların çok değişken olması her gümrük idaresinin kendine göre uygulamalar yapması (Sabiha Gökçen Havalimanı’nda farklı uygulamalar, Atatürk Havalimanı’nda farklı Halkalı’da, Antalya’da daha farklı kurallar uygulanıyor) beraberinde bazı sorunları getiriyor. Kuralların her yerde aynı olması gerekirken başka başka kuralların uygulanması taşımacılığımızın gelişememesindeki en önemli faktörler arasında yer alıyor. Dedik ya gelişmiş ülkeler insana kendi vatandaşına güveniyorlar. Verdikleri beyana güveniyorlar. Bunu suistimal edenleri de affetmiyorlar. Aslında insanların dürüst olduklarını düşünerek hareket edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bizde, sistem ‘insanların hata yapabileceği’insanların kuralları, yasaları, ‘istismar edebileceği’ düşüncesinden hareketle devamlı kontrol mekanizmalarının kurulması ve bu düşünceyle kurdukları mekanizmaların ‘açıkça hiç bir işe yaramaması’ sistemi tıkıyor. Zaten kötü niyetli insan yapacağını yine yapıyor. Yani kısacası ‘iyilerin arasından kötülerin ayıklanması bunu yaparken de dürüst insanların zarar görmemesi lazım.’
Sektörün gelişmesiyle ilgili benim söyleyeceğim en önemli etkenlerden biri arasında yer alan; gümrükler ve limanlar arasında kargonun taşıma olanaklarının geliştirilmesi lazım. Yani bir deniz limanı’ndan, bir hava gümrüğüne, karayolunu, demiryolunu veya onun dışında olanaklı bir şekilde kargoların transfer edilebileceği nitelikte olması lazım. Ülkemizde gümrükler arasında ‘bağlanmış’ bir trafiğimiz yok “bugün denizle gelen bir kargoyu kara gümrüğüne getirmek için yine ayrı ayrı beyannameler, bir sürü bürokratik işlemler ve bu işlemlerin çok ağır olması” sektörü geliştirememenin nedenleri arasında yer alıyor. Bugün farklı limanlardan birbirlerine ‘kargoyu’ Schedule Truck (Tarifeli Kamyon Servisi) dediğimiz yani belirlenmiş bir kamyonla gümrüklere taşıma olanağı yok. Demiryollarımız şu anda inanılmaz derecede kötü durumda demek istemiyorum ama öyle “Bugün havayoluyla uzakdoğu’dan getirdiğim bir konteyner kargoyu” Havalimanı’ndan Karaköy’e yani 9-10 kilometrelik bir noktaya götürmek için dünya kadar para ödüyorsun. Çünkü gümrüklerde ve limanlarda ‘iskele denilen kurulmuş bir takım kooperatifler var’ bu kooperatiflerin fiyat endeksleri valilikler tarafından yapılıyor. Ve rakamlar inanılmaz derecede yüksek.
Ambarların Yanması Hava Kargo Taşımacılığını Nasıl Etkilemiştir.
Atatürk Havalimanı kargo terminalinde çıkan yangın gerçekten ‘bize özgü bir yangın’ Biliyorsunuz burası daha önce ‘yolcu terminali olarak kullanılıyordu. Yolcu terminali olarak kullanılan mahallin sonradan kargo terminaline çevrilmesi bunun çevrilirken alt yapısınının ‘kargo terminali’ne uygun yenilenmemesi yani, zeminin, duvarın yeniden yapılıp ‘çatı’ dediğimiz tavanın hiç dokunmadan aynı şekilde kalması ve bu ‘çatı’nın izalosyonunda kullanılan malzemenin 10-15 yıl hiç değişmeden bırakılması, kullanılan malzemenin ‘kimyasal bir ürün haline’ gelmiş olması ve ‘sundurma’dan alınan kargoların ‘kontrolsüz’ olması bana göre, bu saydıklarım yangının çıkmasında ve büyümesinde en önemli etken oldu. Çıkan yangın ambarların felaketi oldu. Çıkan yangında örneğin Çelebi’nin, MNG’nin ambarlarının yandığı düşünülüyor fakat orda yanan ambarlar aslında DHMİ’nin ambarları. DHMİ bu ambarları bu firmalara kiraya vermiş.
Aradan bir sene geçmesine rağmen yanan bölgeye bir tek çivi çakılmadı ne yapılacağı ile ilgili herhangi bir çalışma proje bildiğim kadarıyla yok. Daha önce ’22 bin metre kare’lik bir alanda’ verilen hizmet bugün 2 bin metrekarelik bir alanda verilmeye çalışılıyor. Burada daha önce antrepoculuk yapan üç-dört firma 2 bin metrekarelik ‘bir hangar’da sıkıştırılarak bu hizmeti vermeye çalışıyor. Havalimanı ve kargo güvenliği açısından inanılmaz derecede tehlikeli olan bu işin bir şekilde yapıldığını düşünüyorum.
Yoksa bir ambar hizmeti Türkiye’de yok. Sadece geçiştirilerek yapılan bir iş var. Burda kamyonlan insanlar kilit olduğu zaman hiç bir yetkili yok. Yetkililer ‘pazartesi günü’ geliyorlar bir problem yok deyip olayı bir seneden beri geçiştiriyorlar. Buraya yeniden bir kargo terminali yapılacakmı yapılmayacakmı hiç bir bilgi yok.
Burda şöyle bir olayda var. Yanan ‘ambar’ların Güneşli ve İkitelli gibi bölgelerde oluşturdukları ithalat ambarlarına insanlar mallarını uçak altından alıp buralara götürüyorlar. Bu firmalar artık Atatürk Havalimanında kirada ödemiyorlar. Burada ‘ciddi bir gelire’ sahipler. Bunu söylemek istemiyorum ben ama çıkan yangın onların işine gelmiş desek çok yanlış bir şey söylememiş oluruz.
Bu bağlamda asıl sorun şu? Bir kargonun gümrükleme işlemlerinin yapılabilmesi için sistem o kadar yanlış kurulmuşki aslında o ambarların gümrük olmasına rağmen mükellef geliyor ordinosunu alıyor. Gümrüğe gidip işlemini başlatıyor. Ondan sonra İkitelli’ye veya Güneşli’ye gidiyor. Saydığımız yerler de gümrük işlemleriini yaptırıyor. Ordan geri dönüyor muayene havalesini yapıyor. Yani kısacası bir ‘ithalat kargosu’ için Atatürk Havalimanı ile Güneşli veya İkitelli arasında dört-beş defa mekik dokuyor. Bu inanılmaz derecede iş- enerji ve zaman kaybına neden oluyor. Bir servetin kaybı bence.
Uluslararası havalimanları ilanlar veriyor ‘bizim meydanımızı kullanın’ diye bunun en büyük örneği İngiltere’deki Luton Havalimanı, mesela bu havalimanı verdiği ilanlarda ‘aracınızı getirin kargonuzu anında alın diye. Dünyanını sayılı havalimanları her yıl düzenlenen fuarlarda boy gösterip kendilerini tanıtıyorlar. Buralarda kendilerini tanıtıyorlar. Gelin bizim havalimanımızı kullanın diye, ben şahsen, geçmiş yıllarda özellikle (DHMİ’nin işlettiği) dönemde düzenlenen fuarların hiç birinde Türkiye’den bir havalimanını göremedim. Ne İstanbul’u ne İzmir’i, hiç bir Türk yetkilinin bu fuarlara gelip ‘bizim havalimanımızı kullanın’ dediğini görmedim. Zaman zaman bize soruyorlar neden gelip ‘kendilerini tanıtmıyorlar’ diye ancak burda şöyle bir olay var son zamanlarda özelleştirilen havalimanları kendilerini tanıtmaya başladılar TAV gibi Fraport gibi IC-Çelebi gibi Mecburen yapmaları lazım havalimanı işletmesini alan kuruluş ‘işlettikleri havalimanı’na daha çok müşteri, daha çok uçak ve yolcunun gelmesini sağlamalı ki para kazansın. DHMİ’nin böyle bir görevi işlevi yoktu.

