Geç gelen elektro şoklar
Hatta bununla ilgili konferanslar, toplantılar düzenlenerek bilgi paylaşımı yapılabileceğini söylemişti. Üzerinden uzun zaman geçmesinin ardından sanırım yetkililerin aklı başına geldi.
Türk Kardiyoloji Derneği tarafından alınan 16 defibrilatör (elektroşok) cihazı İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya havalimanlarına yerleştirildi. Uçak fobisi olan yolcuların uçuş güvenliğini sağlamadığı eleştirilerine maruz kalan Türk Hava Yolları, uzun mesafeli uçuşlarında elektroşok cihazı bulundurmaya başladı.
ABD, Japonya, Tel Aviv, Paris, Hong Kong, Cape Town gibi 35 merkeze gerçekleştirdiği uçuşlarda bu cihazı koyan kurum, ilgili personeli de eğitimden geçirdi. Uygulamayı geliştiren THY`nin yeni hedefi ise 1 Mart 2009`dan itibaren sayısı 114`ü bulan tüm uçaklarında kalp elektroşok cihazı yerleştirmek. Atatürk Havalimanı`ndaki sağlık ünitesi yetkilileri, uçakta geçirilen kalp krizine daha çok `uçak korkusu ve yolculuk stresi`nin sebep olduğuna dikkat çekerek kalp hastası yolcuların tedavilerini aksatmamaları ve ilaçlarını muhakkak yanlarında taşımaları uyarısında bulunuyor.
Konuyla ilgili olarak Havacılık Tıbbı Derneği Başkanı Doç. Dr. Muzaffer Çetingüç’ün fikirlerini aldık.
Doç. Dr. Muzaffer Çetingüç bizlere;
“1.Bazı yeni uçakların demirbaşları arasında defibrilatör cihazları var, bazılarında yok; o tarihten bugüne kadar neden oldukça ucuz olan bu cihazlar tüm uçaklara ve hava meydanlarına konulmadı? Burada sorumlu DHMİ, SHGM, THY veya PortClinic’den birisi veya hepsi olmalıdır. Ama demek ki Türk Kardiyoloji Derneği’nin bağışları olmasaydı bu kalp canlandırma (AEDs: Automatic External Defibrillators) cihazlarını havaalanlarında göremeyecektik…
2.THY’nin iç ve dış meydanlarda başlattığı çalışmalar çok yerinde; uzun menzilli uçaklara ve sefer yapılan ülke havaalanlarına defibrilatör konulmuş olmasını alkışlarız. Ama bu gecikme neden? 114 uçağın tümüne AEDs koyma işi 1 Mart 2009’dan çok daha önce bitmeliydi. Kemal Sunal’dan önce de sonra da çok sayıda yolcu ve uçuş ekibinde böyle yaşamsal kalp olayları olmuşken, bazıları ölmüşken, bu geç kalmanın sorumlusu kimdir?
3.Aletleri uçaklara koyduktan sonra iş bitmiyor; alet kendi kendine tedavi yapamaz, birisinin teşhis koyması, defibrilasyon gerektiğine karar vermesi, birilerinin de işlemi en doğru biçimde uygulaması gerekiyor. Kısa bir eğitim almış olan bir hostesin kalp şoku yapması ile bir klinik hemşiresinin yapması arasında fark vardır. Acaba gerçekten şok gerekiyor mu, acaba doğru mu yapılıyor diye tedirgin olmamak mümkün değildir. Hastanın ölümü halinde davalar açılması da bir olasılıktır. Uçakta bir kardiyolog varsa bu bir şanstır; yoksa ne olacak? Batı ülkelerinde telemedicine sistemi var; çekilen EKG yer merkezlerine elektronik ve görüntülü biçimde aktarılıyor ve aşağıdan talimat veriliyor.
4.Yapılan araştırmalar, uçak içindeki kalp krizi gibi kritik durumlarda yolcular arasındaki hekimlerin en az yarısının çağrılara cevap vermediği, hekim olduğunu söylememeyi tercih ettiğini gösteriyor. Belki içki almayı veya uyumayı düşünen bir hekimin saatlerce bir hastayla uğraşmasını, sonradan yapılacak soruşturmalarla canının sıkılmasını göze alması için bilet fiyatında indirim gibi teşvikler uygulayan şirketler var. Bizde de düşünülmesi gereken bir konudur.
5.Havada gelişen her tür tıbbi acil durum için pilotun telsizle yardım alabileceği anlaşmalı sağlık merkezleri olmalıdır. Merkezi ABD’de olan MedAire şirketi, uçuş koşullarında gelişmesi muhtemel tıbbi durumları bilen (yani havacılık tıbbı eğitimi almış) hekimleri 24 saat telefonun ucunda bekleterek hizmet vermekte. Böyle bir uygulamanın ülkemizde başlatılması için geç bile kalınmıştır.” Fikirlerini beyan etti.

